Üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmadı ki onu çürümüş hale getirmemiş olsun.
Diyanet Vakfı
Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
Kurtubi Tefsiri
O neye uğradıysa mutlaka onu ufaltıp kül gibi koyuyordu.
“O neye uğradıysa, mutlaka onu ufaltıp kül gibi koyuyordu.” Yani çer-çöp olmuş’bir şey gibi bir hale getiriyordu. Nitekim bitki kuruyup dağılacak olursa denilir. İbn Abbâs dedi ki: Yok olup çürümüş bir şey gibi yapıyordu, demektir. Mücahid de böyle açıklamıştır. Şairin şu beyitinde de bu anlamda kullanılmıştır:
“Zaman gözlerimi kör ettiği vakit ve ben
Çürümüş ve ufalıp, dağılmış bir kemik gibi kaldığımda, terkettin beni.”
Katade dedi ki: Bu dövülen, ezilen kuru bitki demektir. Ebû’l-Aliye ve es-Süddî de şöyle demiştir: Oldukça ince taneli toprak gibi anlamındadır. Kutrub da: ” Kül” demektir, diye açıklamıştır. Yeman dedi ki: Bu davarların dudaklarıyla (ağızlarının kenarıyla) bir kenara attıkları otlar demektir. Kelime, aslı itibariyle kemiğin çürümesini anlatmak üzere kullanılan: ” Kemik çürüdü” ifadesinden alınmıştır. Bu kökten olmak üzere “Kemik çürüdü, çürür”; “O: Çürümek” denilir. Bu durumda olana da: denilir. Şair der ki:
“Ona muhalefet etmenin (sözünde durmamanın) akıbetlerinin bir yergi sebebi ve
Kemikler çürümüş halde iken bile aleyhine kalacağım gördü.”
şeklinde gelir. Bu âyetin bir benzeri de önceden de geçtiği gibi:
“Rabbinin emri ile herşeyi helâk eder” (el-Ahkaf, 46/25) âyetidir.