Musa ve kardeşine vahyettik: “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın. Namazı dosdoğru kılın. Müminleri müjdele.”
Diyanet Vakfı
Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısırda evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. (Ey Musa!) Müminleri müjdele! diye vahyettik.
Kurtubi Tefsiri
Mûsa’ya ve kardeşine söyle vahyettik: “Mısır’da kavminize evler hazırlayın, o evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. (Ey Mûsa) mü’minleri de müjdele!”
Yüce Allah’ın:
“Mûsa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: Mısır’da kavminize evler hazırlayın” âyeti ile ilgili açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız:
1. Mısır Denilen Yer:
“Mûsa’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: Mısır’da kavminize evler hazırlayın” evler edinin demektir. Bu anlamda; ” Zeyd’i bir yerde yerleştirdim” şeklinde kullanıldığı gibi; diye de kullanılır.
(……) ise, yerleşilen ve orada devamlı kalınan yer demektir.
Allah onu bir yere yerleştirdi, ifadesi de buradan gelmektedir. Yani, onu o yere yerleştirdi, iskan ettirdi anlamındadır. “Bana kasten yalan uyduran kimse cehennemde oturacağı yeri fiilen yerleşmiş bellesin” Bu hadisin kaynaklarda geçtiği yerlerin bazıları: Buhârî, İlim 38, Enbiyâ 50, Edeb 109; Müslim, Zühd 72; Ebû Dâvûd, İlim 4; Tirmizî, Fiten 70; İbn Mâce, Mukaddime 4; Dârimî, Mukaddime 25, 46… hadisindeki (“yerleşmiş bellesin” anlamı verilen) kelime de buradan gelmektedir. Şair recez vezninde şöyle demektedir:
“Biz, Adnanoğullarıyız, hiç şüphesiz
Şeref aramızda yer etmiştir ve hükümdarlık da.”
Bu âyet-i kerimede Mısır’dan kasıt, Mücahid’in görüşüne göre İskenderiye şehridir. Dahhâk ise şöyle demiştir: Bundan kasıt, Mısır diye adlandırılan şehirdir. Mısır ise, deniz ile Asuvan arasındaki bölgenin adıdır. İskenderiye de Mısır topraklarının bir parçasıdır.
2. İsrailoğullarının Evlerini Namazgah Edinmeleri ve Nafile Namazlar:
Yüce Allah’ın:
“O evlerinizi namazgah yapın” âyeti ile ilgili olarak, müfessirlerin çoğunluğu şöyle demişlerdir: İsrailoğulları, ancak kendi mescid ve mabedlerinde namaz kılarlardı. Mescidleri de açıkça ortalıkta görülüyordu. Hazret-i Mûsa peygamber olarak gönderilince, Fir’avun emir vererek İsrailoğullarının bütün mescidleri tahrip edildi ve namaz kılmaları yasaklandı. Yüce Allah da Hazret-i Mûsa ve Hazret-i Harun’a, İsrailoğullarına Mısır’da bir takım evler yani mescidler seçip edinin diye emir verdi. Yoksa bununla mesken olarak kullandıkları evleri kastetmemektedir. İbrahim, İbn Zeyd, er-Rabi’, Ebû Malik, İbn Abbâs ve diğerlerinin görüşü budur.
İbn Abbâs ve Saîd b. Cübeyr’den rivâyete göre de mana şudur: Sizler, evlerinizi birbirlerine bakacak şekilde karşılıklı yapınız. Ancak birinci görüş daha sahihtir. Yani, mescidlerinizı kıbleye dönük yapınız, demektir. Kıble, denildiğine göre Beytü’l-Makdis’tir. Beytü’l-Makdis bugüne kadar yahudilerin kıblesidir. Bu açıklamayı İbn Bahr yapmıştır. Kıblelerinin Kabe olduğu da söylenmiştir. İbn Abbâs’tan şöyle dediği nakledilmektedir: Kabe, Mûsa ve beraberindekilerin kıblesi idi. İşte bu, namazda kıbleye dönmenin, Hazret-i Mûsa’nın da şeriatının bir hükmü olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bu namaz için taharet, setr-i avret ve kıbleye dönmek de şart idi. Çünkü bunların şart olması, mükelleflerin daha ileri derecede olmasını ve ibadetin daha kapsamlı bir halde yapılmasını gerektirir.
Burada maksadın, güvenlik duymanız için evlerinizde gizlice namaz kılın, şeklinde olduğu da söylenmiştir. Bu da, Fir’avun’un kendilerini korkutması sırasında olmuştu. Onlar, sabretmek, evlerini mescidler edinmek ve böylece de namazı kılmakla emrolundular. Allah’ın vaadi gerçekleşinceye kadar dua etmeleri de istendi. İşte yüce Allah’ın:
“Mûsa kavmine: Allah’tan yardım dileyin ve sabredin…”(el-A’raf, 7/128) âyetinde kastedilen de budur. Güvenlik içinde oldukları sürece ancak mabed ve havralarında namaz kılmaları dini inançlarının bir gereği idi. Ancak, tehlikelerden korunmaları halinde evlerinde namaz kılmalarına İzin verildi. İbnü’l-Arabî der ki: Birincisi, iki görüşün daha kuvvetli olanıdır. Çünkü ikincisi sadece bir iddiadır.
Derim ki: İbnül-Arabi’nin “İkinci görüşün bir iddia olduğu” şeklindeki görüşü doğrudur. Çünkü sahih hadiste Hazret-i Peygamberin şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: “Yeryüzü bana hem mescid, hem de (teyemmüm ile) temizlenme aracı kılındı” diye buyurduğu sabittir. Buhârî, Teyemmüm 1, Salât 56, Ğusl 26; Müslim, Mesâcid 3; Nesâî, Ğusl 26; Dârimî, Salât 111, Siyer 28; Müsned, III, 304. Bu ise, diğer peygamberler arasında Hazret-i Peygamber’e özel olarak verilen hususlardandır. Biz de yüce Allah’a hamd olsun, mescidlerde de namaz kılabiliyoruz, evlerde de. Namaz vakti nerede girerse orada kılarız. Şu kadar var ki, nafile namazların evlerde kılınması mescidlerde kılınmasından daha faziletlidir. Hatta Cuma namazından önce kılanan ve sonra kılınan namazlar da böyledir. Farz namazlardan önce ve sonra kılınan (radıyallahü anhvâtib sünnetler) da böyledir. Çünkü, nafile namazlarda riyakârlık sözkonusu olabilir. Farz namazlarda ise riyakârlık husule gelmez. Bir amel riyadan ne kadar arınabilirse, elbette şanı yüce Allah nezdinde daha ağır basar ve Allah’a daha çok yaklaştıncıdır.
Müslim, Abdullah b. Şakik’den şöyle dediğini rivâyet eder: Ben, Âişe’ye, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in kıldığı nafile namazları hakkında sordum, şöyle buyurdu: “Evimde öğle namazından önce dört rek’at kılardı. Sonra çıkar, cemaate namaz kıldırırdı. Sonra (evime) girer, iki rek’at namaz kılardı. Cemaate akşam namazını kıldırdıktan sonra (eve) girer, iki rek’at kılardı. Sonra, cemaate yatsıyı kıldırır ve (arkasından) evime girer ve iki rek’at namaz kılardı…” Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 105; Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 1; Tirmizî, Salât 208 (Ebû Seleme’den, Âişe’den); Müsned, VI, 30. Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 105; Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 1; Tirmizî, Salât 208 (Ebû Seleme’den, Âişe’den); Müsned, VI, 30.
İbn Ömer’den de şöyle dediği nakledilmektedir: Ben, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) İle birlikte öğle namazından önce iki, ondan sonrasında da iki, akşam namazından sonra da iki rek’at kıldım. Akşam, Yatsı ve Cuma namazlarına gelince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte evinde kıldım. Buhârî, Teheccüd 25; Müslim, Salatu’l-Müsafirm 104.
Ebû Dâvûd da Ka’b b. Ucre’den rivâyet ettiğine göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Eşheloğulları mescidine varmış ve orada akşam namazını kıldıktan sonra namazlarını bitirdiklerini görünce, namazdan sonra onların yine namaz kıldıklarını görünce, bu sefer: “Bu kıldığınız namazlar evlerin namazlarıdır (evlerde kılınması gerekir)” diye Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 15. buyurmuştur.
3. Ramazanda Kılınan Teravih:
Bu kabilden olmak üzere ilim adamları Ramazanda kılınan teravih hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Acaba teravih namazının evde kılınması mı daha faziletlidir, mescidde kılınması mı?
Malik, gücü yeten kimse için teravihin evde kılınmasının daha faziletli olduğu görüşündedir, Ebû Yûsuf ile Şâfiî mezhebine mensup kimi ilim adamı bu görüştedir. İbn Abdilhakem, Ahmed, Şâfiî mezhebine mensup diğer bazı ilim adamları ise, teravihin cemaatle kılınmasının daha faziletli olduğu görüşündedirler.
el-Leys der ki: İnsanlar, teravihi hep evlerinde kılsalar ve hiç bir kimse mescidde kılmayacak olursa, bunun için mescide çıkmaları gerekmez. Malik’in ve onun görüşünü kabul edenlerin lehine delil, Hazret-i Peygamber’in Zeyd b. Sabit yoluyla rivâyet edilen hadisindeki şu âyetidir: “Evlerinizde namaz kılmaya bakınız. Çünkü, farz namaz müstesna, kişinin kıldığı en hayırlı namaz, evindeki namazdır.” Bu hadisi Buhârî rivâyet etmiştir. Buhârî, Ezan 81, İtisâın 3; Müslim, Salâtul-Müsâfirîn 213; İbn Mâce, İkâmetu’s-Salât 186; Muvatta’, Salatul-Cemaa 4; Müsned, V, 182.
Muhalif kanaate sahip olanlar ise, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in teravih namazını mescidde kıldırmış olduğunu ve daha sonra ise, bu namaza devam etmekten kendisini alıkoyanın, bu namazın kendilerine farz kılınması korkusu olduğunu söylediğini Buhâri, Ezan 81, İ’tisâm 3; Müsned, V, 182: Muvatta’, es-Salâtu fi Ramadân 1. belirtirler. İşte bundan dolayı Hazret-i Peygamber onlara: “Evlerinizde namaz kılmaya bakınız” diye buyurmuştur. Diğer taraftan ashab-ı kiram, ayrıca dağınık bir şekilde teravih namazını mescidlerde kılıyorlardı, Nihayet Hazret-i Ömer, bu dağınık cemaatleri tek bir İmâm ile birlikte kılmak üzere bir araya getirdi, Buhârî, Salatu’l-Teravih 1; Muvattâ, es-Salâtu Fi Ramadân 3. böylelikle iş bu şekilde karar kıldı ve sünnet olarak böylece sabit oldu.
4. Tehlikeden Korkan Kimse Cemaate Gitmemekte Mazur Görülebilir mi?:
Eğer bizler, İsrailoğullarının kendilerine gelebilecek tehlikelerden korkmaları üzerine evlerinde namaz kılmalarının mubah kılındığı görüşünü kabul edecek olursak, bu şuna delil gösterilebilir: Korku ve buna benzer mazeretleri bulunan bir kimsenin cemaate katılmayı, Cuma namazlarına gitmeyi terk etmesi caizdir, Bu şekilde katılmayışı kendisine mubah kılan mazereti ise, cemaate katılmasını engelleyen hastalık, yahut ileri derecedeki korku, ya da aleyhinde mahkeme hükmü gereğince alınması gereken bir hak bulunmaksızın, zalim yöneticinin ondan mal veya bedeni ile kendisine zulmedeceğinden korkan kimsenin hali de bu tür mazeretler arasındadır. Çamurla birlikte aşın yağmur kesilmeyecek olursa, o da bir özürdür. Ölümü yaklaştığı görülen yakın bir arkadaşının eğer bakacak kimsesi bulunmuyorsa, bu da cemaate katılmamak için bir özürdür. Nitekim İbn Ömer böyle yapmıştır.
5. Mü’minleri Müjdele:
Yüce Allah’ın: “Mü’minleri de müjdele” âyetinde, hitabın Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e yönelik olduğu söylendiği gibi, Mûsa (aleyhisselâm.)’a yönelik olduğu da söylenmiştir, daha kuvvetli olan görüş budur. Yani, ey Mûsa! İsrailoğullarına, Allah’ın kendilerini, düşmanlarına karşı muzaffer kılacağına dair müjde ver!