Verese sahiplerinden birisi kendilerine miras malında ortak olan üçüncü varis için ikrarda bulunsalar, icma’ya göre nesep sabit olmaz. Çünkü nesep, bu bağlamda kısımlara bölünemeyeceği için karşı çıkan (münkir) dışında ikrar eden hakkında bunun sabitliği mümkün olmaz. O ikisi hakkında da bu sabit olmaz; çünkü onlardan birisi karşı çıkan münkir kimsedir. Bunun yanında nesebi sabit kılacak bir şahitlik de mevcut değildir. Sadece ilim ehlinin çoğunluğuna göre ikrar eden kişi miras konusunda ortak olmuş sayılır. Çünkü o, batıllığı noktasında hükmü verilmeyen bir malın sebebi hakkında ikrarda bulunmuştur; dolayısıyla da ona mal ilzam eder, tıpkı bir alışverişte yahut bir borç konusunda karşı tarafın inkar etmesi üzerine onun ikrarda bulunmasına benzer. Bunun yanında o, iddiada bulunan kişinin lehine malında ikrarda da bulunmuş kimsedir. Bu nedenledir ki o malda onun da hakkı caizdir ve bu yönde hüküm verilmesi vaciptir, tıpkı babasının alacaklı olduğunu ikrar etmesi gibi kabul edilir.
İmam Şafii ise bu durumda ikrar eden o kişinin miras konusunda ortak olmuş sayılmayacağını söylemiştir. Çünkü onun nesepte bir sabitesi olmadığından, mirasçı da sayılamaz. Bu, tıpkı bilinen bir nesebe kendisini nispet etmesi gibi sayılır.
(Ama) bilinen bir nesebe nispet etmesi halinde bunun batıl olacağına dair verilen hüküm gereği durumun farklı olacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Bu sabit olduğuna göre; Şüphesiz ona vacip olan şey ikrar edenin mirastan olmak üzere elinde bulunan fazlalığın kendisine ait olacağıdır. Bunu, İmam Malik, Sevrî, İshak, Ebu Ubeyd ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü aralarındaki terike, üçte birlik şeklinde söz konusu olan paydır; buna göre de o, sadece elinde bulunan üçte bir olan paya hak sahibi olur, sanki nesebinin bir delile bağlı olarak sabit olması gibi kabul edilir. Bir de bu, hem kendi ve hem de kardeşinin hissesinin hakkına taalluk eden bir ikrar olduğundan -vasiyette icra edilen ikrarda olduğu gibi- bu hissesinden daha fazlası ona elzem olmaz, verilmesi mecbur değildir. Aynı zamanda bu, iki şirket ortağından birisinin şirket malı hakkında borcunun olduğuna dair ikrarda bulunmasına da benzemektedir. Zira bu bir haktır ve eğer delil ile sabit olursa sadece hissesi kadarının kendisine verilmesi gerekli ve elzem olur. Şayet ikrarla sabit olursa o takdirde de vasiyette olduğu gibi bunun daha fazlası ona elzem olmaz.
Ebu Hanife der ki: Eğer iki kişi olur ve onlardan birisi diğer kardeşi için ikrarda bulunacak olursa, elinde bulunan hissenin yarısını ona vermesi icap eder. Çünkü ikrarda bulunan kişi terikeden hak sahibi olmadığı bir hisseyi almış sayılacağından bu yönüyle malı gasp eden kimseye benzemektedir. Bu durumda geriye kalan meblağ ikisi arasında olur, tıpkı yabancı bir kimsenin terikenin bir bölümünü gasp etmesi gibi kabul edilir.
(Ancak) iki kişi olmaları halinde terikenin bir bölümünün gasp edilmiş olacağı ifadesinin farklı ve ayrı olacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü onlardan herhangi birisi terikeden her bir bölümünün yarısına hak sahibi olmuşlardır. Burada da üçte birlik hisseye hak sahibidirler, bu haliyle ikisi de birbirinden ayrılmışlardır.
İmam Şafii ashabı; “İkrarda bulunan kişi, onunla Yüce Allah arasındaki konularda doğru söyleyen (sadık) biri olursa, bu durumda onun için ikrarda bulunan o şahsa hissesini vermesi gerekli olur mu?” konusunda iki görüşün olduğunu ifade etmişlerdir:
Birincisine göre ona bunu vermesi gerekir, şeklindedir ki- doğru olan görüş de budur.
Peki, elinde bulunan hissenin yarısını yahut üçte birini ona vermesi gerekli midir? Bunun hakkında da iki görüş gelmiştir.
Chat
Sohbet Yükleniyor...