Vekil ile müvekkilin anlaşmazlığa girmesi şu altı durumdan hâlî değildir:
Birinci durum: Telef hususunda anlaşmazlık. Vekilin: “Mal senin elimdeyken telef oldu.” demesi, müvekkilin de bunu yalanlaması. Bu durumda yeminle birlikte müvekkilin sözü esas alınır. Çünkü müvekkil, emaneti veren kimsedir ve konu hakkında belge sunmak mümkün değildir. Emanetçi gibi, bu konuda sorumlu tutulmaz.
İkinci durum: Vekilin haddi aşması yahut hafızasındaki zaaf sebebiyle müvekkilin emrine aykırı davranması. Örneğin müvekkilin, vekilin malı geri vermediğini, hayvanına aşırı yük bindirdiğini, hafızasının zayıf olduğunu iddia etmesi gibi. Bu durumda da, yeminle birlikte müvekkilin sözü esas alınır.
Üçüncü durum: Tasarruf konusunda anlaşmazlık. Vekilin: “Elbiseyi sattım, parasını aldım ve para telef oldu.” demesi; müvekkilin ise: “Satmadın ve parayı da almadın.” yahut “Sattın ama parayı almadın.” demesi gibi. Bu durumda itibar edilecek söz, vekilin sözüdür. Bunu İbn Hamîd ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü vekil alım-satıma ve kabza yetkilidir.
Bunun kabul edilmeyeceği de ihtimal dâhilindedir. Bu da Şâfiî ashabının iki görüşünden biridir. Çünkü vekil, müvekkiline karşı üçüncü bir şahsın hakkını ikrar etmiş sayılır. Borç ikrarı gibidir ve bu söz kabul edilmez.
Dördüncü durum: Mal verme konusunda anlaşmazlık. Vekilin verdiğini, müvekkilin ise bunu inkâr etmesi. Eğer vekâlet ücretsizse, yeminle birlikte vekilin sözü esas alınır. Çünkü o, malı tıpkı emanetçi gibi kabzetmiştir. Ücretli vekâlet olursa iki görüş vardır:
Vekilin sözü esas alınır; çünkü o vekildir ve sözüne itibar edilir.
Vekilin sözü kabul edilmez; çünkü maldan faydalanan odur, tıpkı ödünç alan gibidir.
Beşinci durum: Vekâletin aslı hakkında anlaşmazlık. Vekilin: “Beni vekil kıldın.” demesi, müvekkilin bunu inkâr etmesi. Bu durumda müvekkilin sözü esas alınır. Çünkü vekâletin varlığı aslen sabit değildir ve vekilin emin olduğu da ispat edilmemiştir.
Altıncı durum: Vekâletin niteliği hakkında anlaşmazlık. Müvekkilin: “Bu köleyi satman için seni vekil kıldım.” demesi, vekilin ise: “Hayır, cariyeyi satmak için vekil kıldın.” demesi; yahut fiyat, vade gibi unsurlarda farklılık iddia edilmesi.
Bu durumda el-Kâdı (İyaz): “Müvekkilin sözü esas alınır.” demiştir. Bu, Şâfiî mezhebi ile rey ashabının da görüşüdür.
İmam Mâlik’ten nakledilen bir görüşe göre: Eğer mal henüz mevcutsa, müvekkilin sözü esas alınır; mal yok olmuşsa, vekilin sözü esas alınır. Çünkü mal mevcut değilse, vekil onu tazmin etmek zorunda kalır. Bu iki görüş arasında tercih edilen birinci görüştür. Sebepleri:
Her iki taraf vekâletin varlığı konusunda anlaşmazlığa düşmüştür. Asıl olan ise vekâletin mevcut olmamasıdır. Bu durumda vekâleti inkâr edenin sözü esas alınır.
İhtilaf vekâletin sıfatı hakkında ise, sıfat konusunda da müvekkilin sözü geçerlidir. Tıpkı karı-kocanın boşanmanın şekli/sıfatı hakkındaki anlaşmazlığında olduğu gibi.