Rabbi, eğer sizi boşarsa, ona sizin yerinize sizden daha hayırlı Allah’a teslim olmuş, iman etmiş, itaatkâr, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Asa rabbuhu (umulur ki Rabbi) in tallakakunne (eğer sizi boşarsa), en yubdilehu (ona değiştirsin) ezvacen (eşler) hayran minkunne (sizden daha hayırlı), muslimatin (Müslüman), mu’minatin (mümin), kanitatin (itaatkâr), taibatin (tövbe eden), abidatin (ibadet eden), saihatin (oruç tutan), seyyibatin (dul) ve ebkaren (ve bakire).
Mukatil Tefsiri
Sonra Yüce Allah şöyle buyurdu:
“Rabbi.” Yani Muhammed’in Rabbi.
“Eğer sizi boşarsa.” Yani Peygamber sizi boşarsa.
Nitekim Peygamber Hafsa’yı bir talakla boşamış, sonra da ona dönmüştür.
“Onun yerine ona sizden daha hayırlı eşler verebilir.”
Ardından Allah bu kadınların niteliklerini açıklayarak şöyle buyurdu:
“Müslüman kadınlar.” Yani ihlâslı kadınlar.
“Mümin kadınlar.” Yani Allah’ın birliğini tasdik eden kadınlar.
“İtaatkâr kadınlar.” Yani Allah’a itaat eden kadınlar.
“Tevbekâr kadınlar.” Yani günahlardan tevbe eden kadınlar.
“İbadet eden kadınlar.” Yani Allah’ın birliğine inanan ve O’na kulluk eden kadınlar.
“Oruç tutan kadınlar.” Ayetteki “sâihât” kelimesiyle kastedilen, oruç tutan kadınlardır.
“Dul kadınlar.” Yani kocası olmayan, daha önce evlenmiş kadınlar.
“Ve bakireler.” Yani daha önce hiçbir erkek tarafından dokunulmamış genç kızlar.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Muhammed’in Rabbi, ey Muhammed’in eşleri topluluğu! Eğer sizi boşarsa, ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler verebilir. Bu ayetin, Resulullah’ın hanımlarına yönelik bir uyarı olarak indirildiği de söylenmiştir. Çünkü onlar kıskançlık sebebiyle Resulullah’a karşı birleşmişlerdi.
Bu görüşü söyleyenler şunlardır: Ebû Küreyb ve Yakub b. İbrahim bize rivayet ettiler. Dediler ki: Heşîm bize rivayet etti. Dedi ki: Humeyd et-Tavîl, Enes b. Mâlik’ten rivayet etti. Enes şöyle dedi: Ömer b. Hattâb şöyle dedi: “Resulullah’ın hanımları kıskançlık konusunda onun aleyhine birleşmişlerdi. Ben de onlara: ‘Rabbi, eğer onları boşarsa, ona onların yerine kendilerinden daha hayırlı eşler verebilir’ dedim.” Bunun üzerine ayet de bu şekilde nazil oldu.
Yakub bize rivayet etti. Dedi ki: İbn Uleyye, Humeyd’den, o da Enes’ten, o da Ömer’den rivayet etti. Ömer şöyle dedi: Müminlerin annelerinden bazılarının Resulullah’a karşı sert davrandıkları ve ona eziyet ettikleri haberi bana ulaşıyordu. Bunun üzerine onları tek tek dolaşmaya başladım. Her birine öğüt veriyor, Resulullah’a eziyet etmekten sakındırıyor ve şöyle diyordum: “Eğer bu davranışlarınızdan vazgeçmezseniz Allah onun yerine size göre daha hayırlı eşler verir.” Nihayet -zannederim Zeyneb’e geldiğimi söyledi- ona da aynı şeyi söyledim. O bana: “Ey Hattâb’ın oğlu! Resulullah’ın kendi eşlerine öğüt verecek gücü yok da sen mi onlara öğüt veriyorsun?” dedi. Bunun üzerine sustum. Ardından Allah: “Rabbi, eğer sizi boşarsa, ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler verebilir.” (Tahrîm 5) ayetini indirdi.
İbn Beşşâr bize rivayet etti. Dedi ki: İbn Ebî Adî, Humeyd’den, o da Enes’ten rivayet etti. Enes şöyle dedi: Ömer b. Hattâb şöyle dedi: Müminlerin anneleri hakkında bazı şeyler kulağıma geliyordu. Bunun üzerine onları dolaşarak: “Ya Resulullah’a karşı bu davranışlarınızdan vazgeçersiniz ya da Allah onun yerine size göre daha hayırlı eşler verir.” diyordum. Nihayet müminlerin annelerinden birine geldim. Bana: “Ey Ömer! Resulullah’ın kendi eşlerine öğüt verecek gücü yok da sen mi onlara öğüt veriyorsun?” dedi. Ben de sustum. Bunun üzerine Allah: “Rabbi, eğer sizi boşarsa, ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler verebilir: Allah’a teslim olmuş, iman etmiş…” (Tahrîm 5) ayetini indirdi.
“Ona sizin yerinize verebilir” ifadesinin kıraati konusunda kıraat âlimleri ihtilaf etmişlerdir. Mekke, Medine ve Basra kurrasından bazıları bunu “yubeddilehu” şeklinde şeddeli okuyarak “değiştirmek” anlamında okumuşlardır. Kûfe kurrasının çoğunluğu ise “yubdilehu” şeklinde hafif okuyarak “yerine vermek” anlamında okumuştur. Bu konuda doğru olan görüş, her iki kıraatin de bilinen ve anlam bakımından sahih olmasıdır. Hangisiyle okunursa okunsun okuyucu isabet etmiş olur.
“Allah’a teslim olmuş kadınlar” buyruğu, Allah’a itaat ederek O’na boyun eğen kadınlar demektir. “İman etmiş kadınlar” buyruğu ise Allah’a ve Resulüne tasdik eden kadınlar anlamındadır. “İtaatkâr kadınlar” buyruğu hakkında Yûnus bize rivayet etti. Dedi ki: İbn Vehb haber verdi. İbn Zeyd, Allah’ın “İtaatkâr kadınlar” buyruğu hakkında: “Allah’a itaat eden kadınlar.” demiştir. İbn Abdüla‘lâ bize rivayet etti. Dedi ki: İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet etti. Katâde de: “İtaatkâr kadınlar” ifadesi hakkında: “Allah’a itaat eden kadınlar.” demiştir.
“Tevbe eden kadınlar” buyruğu, Allah’ın sevdiği itaate yönelip O’nun hoşlanmadığı davranışlardan dönen kadınlar demektir. “Kulluk eden kadınlar” buyruğu ise Allah’a itaat ederek O’nun huzurunda boyun eğen kadınlar anlamındadır.
“Oruç tutan kadınlar” buyruğu hakkında müfessirler ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bunun “oruç tutan kadınlar” anlamına geldiğini söylemiştir. Muhammed b. Sa‘d bize rivayet etti. Dedi ki: Babam bana rivayet etti. Dedi ki: Amcam bana rivayet etti. Dedi ki: Babam, dedesinden, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas: “Oruç tutan kadınlar” ifadesi hakkında: “Oruç tutanlardır.” demiştir. Bişr bize rivayet etti. Dedi ki: Yezîd bize rivayet etti. Dedi ki: Saîd, Katâde’den rivayet etti. Katâde: “Oruç tutan kadınlar.” ifadesi hakkında: “Oruç tutanlardır.” demiştir. İbn Abdüla‘lâ bize rivayet etti. Dedi ki: İbn Sevr, Ma‘mer’den, o da Katâde’den rivayet etti. Katâde: “Oruç tutan kadınlar.” ifadesi hakkında: “Oruç tutanlardır.” demiştir. Hüseyin’den nakledildi. Ebû Muâz’ın şöyle dediğini işittim: Ubeyd bize rivayet etti. Dedi ki: Dahhâk’ın şöyle dediğini işittim: “Oruç tutan kadınlar”, yani “oruç tutanlar”.
Diğer bazıları ise bunun “hicret eden kadınlar” anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bu görüşü söyleyenler şunlardır: İshak b. İsrail bize rivayet etti. Dedi ki: Abdülazîz b. Muhammed ed-Derâverdî, Zeyd b. Eslem’den rivayet etti. Zeyd: “Oruç tutan kadınlar” ifadesi hakkında: “Hicret eden kadınlar.” demiştir. Yûnus bana rivayet etti. Dedi ki: İbn Vehb haber verdi. İbn Zeyd şöyle dedi: “Oruç tutan kadınlar” ifadesi “hicret eden kadınlar” demektir. Kur’an’da da Muhammed ümmetinde de hicret dışında bir ‘seyahat ibadeti’ yoktur. Bu, Allah’ın “Seyahat edenler.” (Tevbe 112) buyurduğu kimselerdir. “Seyahat edenler” ifadesinin doğru anlamını daha önce delilleriyle ve bu konuda ihtilaf edenlerin görüşlerini zikrederek açıklamıştık. Burada tekrar etmeyi uygun görmedik.
Dil âlimlerinden bazıları da şöyle demiştir: Bizce oruçlu kimseye “sâih (seyahat eden)” denilmesinin sebebi, yolculuk yapan kişinin yanında azık taşımaması ve yiyeceğini bulduğu yerde yemesidir. Oruçlu da buna benzediği için bu isim verilmiş olabilir.
“Dul kadınlar” buyruğu, daha önce evlenmiş ve bekâretleri gitmiş kadınlardır. “Bakire kadınlar” buyruğu ise kendileriyle daha önce cinsel ilişkiye girilmemiş ve bekâretleri bozulmamış kadınlardır.
İbn Kesir Tefsiri
Buhârî şöyle dedi: Bize Ömer bin Avn anlattı, bize Hüşeym, Humeyd’den, o da Enes’ten rivayet etti. Enes şöyle dedi: Ömer, Peygamber’in eşleri kıskançlık konusunda onun aleyhine birleşince onlara, Umulur ki Rabbi, eğer sizi boşarsa, ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler verir, dedim. Bunun üzerine bu ayet indirildi, demiştir. Daha önce Ömer’in bazı konulardaki görüşlerinin Kur’an’a uygun olarak vahyedildiği açıklanmıştı. Bunlardan biri örtünme ayetinin indirilmesi, biri Bedir esirleri hakkındaki görüşü, biri de, Keşke İbrahim’in makamını namaz yeri edinseydin, demesi üzerine Allah Teâlâ’nın, İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin, ayetini indirmesidir (Bakara 125). İbn Ebû Hâtim şöyle dedi: Bize babam anlattı, bize Ensârî anlattı, bize Humeyd, Enes’ten rivayet etti. Enes şöyle dedi: Ömer bin Hattâb, Müminlerin anneleri ile Peygamber arasında meydana gelen bir olayın haberini aldı. Bunun üzerine onların yanına teker teker giderek, Ya Resûlullah’a karşı yaptıklarınıza son verirsiniz ya da Allah ona sizin yerinize sizden daha hayırlı eşler verir, dedi. Nihayet müminlerin annelerinin sonuncusuna geldi. O kadın, Ey Ömer! Resûlullah’ın kendi eşlerine öğüt vermesi yeterli değil mi ki sen de onlara öğüt veriyorsun, dedi. Bunun üzerine Ömer sustu. Ardından Allah, Umulur ki Rabbi, eğer sizi boşarsa, ona sizin yerinize sizden daha hayırlı, Allah’a teslim olan, iman eden, itaatkâr, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verir, ayetini indirdi. Ömer’i kadınlara öğüt vermekten vazgeçiren bu kadın, Sahîh-i Buhârî’de sabit olduğu üzere Ümmü Seleme’dir.
Taberânî şöyle dedi: Bize İbrahim bin Nâile el-İsfahânî anlattı, bize İsmâil el-Becelî anlattı, bize Ebû Avâne, Ebû Sinân’dan, o Dahhâk’tan, o da İbn Abbas’tan rivayet etti. İbn Abbas, Peygamber eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti, ayeti hakkında şöyle dedi: Hafsa, kendi evinde Peygamber’in Mâriye ile birlikte olduğunu gördü. Bunun üzerine Resûlullah ona, Âişe’ye haber verme. Sana ayrıca bir müjde vereyim: Ben öldükten sonra, Ebû Bekir’in ardından baban yönetimi üstlenecektir, dedi. Hafsa gidip bunu Âişe’ye haber verdi. Âişe de Resûlullah’a, Bunu sana kim haber verdi, dedi. Resûlullah, Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah bana haber verdi, dedi. Âişe, Mâriye’yi kendine haram kılıncaya kadar sana bakmayacağım, dedi. Bunun üzerine Resûlullah Mâriye’yi kendisine haram kıldı ve Allah Teâlâ, Ey Peygamber! Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun, ayetini indirdi. Bu rivayetin isnadı tartışmalıdır. Buraya kadar aktardığımız rivayetlerle bu yüce ayetlerin tefsiri açıklığa kavuşmuştur. Allah’a teslim olan, iman eden, itaatkâr, tövbe eden ve ibadet eden kadınlar ifadelerinin anlamı açıktır. Oruç tutan veya hicret eden kadınlar ifadesindeki kelimenin oruç tutanlar anlamına geldiğini Ebû Hüreyre, Âişe, İbn Abbas, İkrime, Mücâhid, Saîd bin Cübeyr, Atâ, Muhammed bin Kâ‘b el-Kurazî, Ebû Abdurrahman es-Sülemî, Ebû Mâlik, İbrahim en-Nehaî, Hasan, Katâde, Dahhâk, Rebî‘ bin Enes, Süddî ve diğerleri söylemiştir. Tevbe suresindeki Oruç tutanlar veya Allah yolunda seyahat edenler, ifadesinin tefsirinde bu konuda Resûlullah’a nispet edilen bir hadis daha önce geçmişti (Tevbe 112). Hadisin lafzı şöyledir: Bu ümmetin seyahati oruçtur. Zeyd bin Eslem ile oğlu Abdurrahman ise bu kelimenin hicret eden kadınlar anlamına geldiğini söylemişlerdir. Abdurrahman, Allah yolunda seyahat edenler, ifadesini okuyarak bunun hicret edenler anlamına geldiğini belirtmiştir. Ancak birinci görüş daha isabetlidir. Doğrusunu Allah bilir. Dul ve bakire eşler, ifadesinin anlamı, bu kadınların bir kısmının dul, bir kısmının da bakire olmasıdır. Böylece farklılık, insan nefsine daha hoş gelir ve çeşitlilik gönlü ferahlatır. Bundan dolayı Allah, Dul ve bakire eşler, buyurmuştur.
Ebû Kāsım et-Taberânî el-Mu‘cemü’l-Kebîr adlı eserinde şöyle dedi: Bize Ebû Bekir bin Sadaka anlattı, bize Muhammed bin Muhammed bin Merzûk anlattı, bize Abdullah bin Ümeyye anlattı, bize Abdülkuddûs, Sâlih bin Hayyân’dan, o İbn Büreyde’den, o da babasından rivayet etti. Büreyde, Dul ve bakire eşler, ifadesi hakkında şöyle dedi: Allah bu ayette Peygamberine kendisini evlendireceğini vadetmiştir. Dul olan kadın Firavun’un eşi Âsiye, bakire olan ise İmrân’ın kızı Meryem’dir. Hâfız İbn Asâkir, Meryem’in biyografisinde Süveyd bin Saîd yoluyla şöyle nakletmiştir: Bize Muhammed bin Sâlih bin Ömer, Dahhâk ile Mücâhid’den, onlar da İbn Ömer’den rivayet etti. İbn Ömer şöyle dedi: Cebrâil, Resûlullah’ın yanına geldi. O sırada Hatice yanlarından geçti. Cebrâil, Allah ona selam söylüyor ve onu cennette inciden oyulmuş, içinde yorgunluk ve gürültü bulunmayan, ateşten uzak bir evle müjdeliyor; bu ev İmrân’ın kızı Meryem’in evi ile Müzâhim’in kızı Âsiye’nin evi arasındadır, dedi. Ebû Bekir el-Hüzelî’nin İkrime’den, onun da İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre Peygamber, Hatice ölüm hâlindeyken onun yanına girdi ve, Ey Hatice! Diğer eşlerinle karşılaştığında onlara benden selam söyle, dedi. Hatice, Ey Allah’ın Resûlü! Benden önce de evlendin mi, dedi. Resûlullah, Hayır; fakat Allah beni İmrân’ın kızı Meryem, Firavun’un eşi Âsiye ve Mûsâ’nın kız kardeşi Külsüm ile evlendirdi, buyurdu. Bu rivayet de zayıftır. Ebû Ya‘lâ şöyle dedi: Bize İbrahim bin Ar‘ara anlattı, bize Abdünnûr bin Abdullah anlattı, bize Yûsuf bin Şuayb, Ebû Ümâme’den rivayet etti. Ebû Ümâme, Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu nakletti: Allah’ın beni cennette İmrân’ın kızı Meryem, Mûsâ’nın kız kardeşi Külsüm ve Firavun’un eşi Âsiye ile evlendirdiğini biliyor musun? Ben de, Ey Allah’ın Resûlü! Bu sana kutlu olsun, dedim. Bu rivayet de zayıftır. İbn Ebû Dâvûd’dan mürsel olarak da rivayet edilmiştir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…