Ali b. İbrahim’in, babasından, onun Hasan b. Ali’den, onun Ya‘kūbî’den, onun bazı ashabımızdan, onların da Sâm ailesinin mevlası Abdüla‘lâ’dan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:
“Subeht adında bir Yahudi Resûlullah’ın yanına geldi ve:
‘Ey Allah’ın Resûlü! Rabbin hakkında sana bazı sorular sormak için geldim. Eğer sorduklarıma cevap verirsen kabul edeceğim, aksi takdirde geri döneceğim.’ dedi.
Resûlullah:
‘Dilediğini sor.’ buyurdu.
Yahudi:
‘Rabbin nerededir?’ dedi.
Resûlullah şöyle buyurdu:
‘O her yerdedir; fakat sınırlandırılmış mekânlardan herhangi birinin içinde değildir.’
Yahudi:
‘Peki O nasıldır?’ dedi.
Resûlullah şöyle buyurdu:
‘Rabbimi “nasıl” sorusuyla nasıl niteleyebilirim? Çünkü keyfiyet yaratılmıştır; Allah ise yarattıklarıyla nitelenmez.’
Yahudi:
‘Peki senin Allah’ın peygamberi olduğunu nereden bilebiliriz?’ dedi.
Bunun üzerine Resûlullah’ın etrafında bulunan taşlar ve diğer varlıklar Arapça açık bir dille konuşarak:
‘Ey Subeht! Şüphesiz o Allah’ın Resûlüdür.’ dediler.
Bunun üzerine Subeht şöyle dedi:
‘Bugünkü kadar açık ve kesin bir iş hiç görmedim.’
Ardından şöyle dedi:
‘Şahitlik ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur ve sen Allah’ın Resûlüsün.’”