Ali b. Muhammed, Sehl b. Ziyâd, İshak b. Muhammed ve başkalarının rivayetiyle nakletti ki şöyle denilmiştir:
Müminlerin Emiri, Sıffîn’den döndükten sonra Kûfe’de oturuyordu. Bu sırada yaşlı bir adam gelip önünde diz çöktü ve şöyle dedi:
“Ey Müminlerin Emiri! Bize Şam ehline karşı yaptığımız bu yürüyüşü haber ver. Bu yolculuğumuz Allah’ın kaza ve kaderi ile mi oldu?”
Müminlerin Emiri şöyle buyurdu:
“Evet ey ihtiyar! Allah’ın kaza ve kaderi olmaksızın ne bir tepeye çıktınız ne de bir vadinin tabanına indiniz.”
Bunun üzerine ihtiyar:
“Ey Müminlerin Emiri! O hâlde çektiğim zahmeti Allah’tan beklerim.” dedi.
Müminlerin Emiri ona şöyle buyurdu:
“Dur ey ihtiyar! Allah’a yemin ederim ki, yürürken de, konaklarken de, dönerken de Allah sizin ecrinizi büyüttü. Siz bu hâllerinizin hiçbirinde zorlanmış veya mecbur bırakılmış değildiniz.”
İhtiyar dedi ki:
“Nasıl olur da zorlanmış ve mecbur bırakılmış olmayız? Yolculuğumuz, hareketimiz ve dönüşümüz hep kaza ve kader ile oldu.”
Bunun üzerine Müminlerin Emiri şöyle buyurdu:
“Sen bunun kaçınılmaz bir hüküm ve zorlayıcı bir kader olduğunu mu sanıyorsun? Eğer durum böyle olsaydı sevap ve ceza, emir ve yasak, Allah tarafından yapılan sakındırma ve uyarıların tamamı geçersiz olurdu. Vaad ve tehdidin anlamı ortadan kalkardı. Böyle olsaydı günahkâr kınanmayı hak etmez, iyilik yapan da övgüyü hak etmezdi. Hatta günahkâr, iyilik yapandan övgüye daha layık olur; iyilik yapan da günahkârdan daha çok cezayı hak ederdi.
Bu, putperestlerin kardeşlerinin, Rahmân’ın düşmanlarının, şeytanın taraftarlarının, bu ümmetin kaderiyyesinin ve mecusilerinin sözüdür.
Allah Tebâreke ve Teâlâ kullarını seçim hakkı vererek yükümlü kılmış, sakındırmak için yasaklamış, az amele çok sevap vermiştir. Kendisine isyan edildiğinde mağlup edilmiş değildir; kendisine itaat edildiğinde de zorlayarak itaat ettirmiş değildir. Kullarına verdiği yetkiyi kendisinden tamamen bağımsız bir şekilde devretmiş de değildir. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri boş yere yaratmamış, peygamberleri de müjdeleyici ve uyarıcı olarak anlamsız yere göndermemiştir.
‘Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Ateşten dolayı vay o inkâr edenlerin hâline!’ (Sâd 27)
İhtiyar bunun üzerine şu şiiri söylemeye başladı:
“Bizim için kapalı ve karışık olan hususları açıkladın; Rabbin de sana iyiliğine karşılık iyilik versin.”