Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den rivayet etti. Şöyle dedi:
Âlim’e soruldu:
“Allah’ın ilmi nasıldır?”
Şöyle buyurdu:
“Allah bildi, diledi, irade etti, takdir etti, hükmetti ve yürürlüğe koydu. Böylece hükmettiğini yürürlüğe koydu; takdir ettiğine hükmetti; irade ettiğini takdir etti.
Meşîet O’nun ilmiyle meydana geldi. İrade O’nun meşîetiyle meydana geldi. Takdir O’nun iradesiyle meydana geldi. Hüküm O’nun takdiriyle meydana geldi. Yürürlüğe koyma da O’nun hükmüyle meydana geldi.
İlim, meşîetten öncedir. Meşîet ikinci sıradadır; irade üçüncü sıradadır. Takdir ise hüküm üzerine uygulanır ve hüküm de yürürlüğe koyma ile gerçekleşir.
Allah Tebâreke ve Teâlâ için, bildiği şeylerde dilediği zaman bedâ vardır. Yine eşyanın takdir edilmesi hususunda irade ettiği şeylerde de bedâ vardır. Fakat hüküm yürürlüğe konularak gerçekleştiğinde artık bedâ yoktur.
İlim, bilinen şeyin varlığından öncedir. Meşîet, meydana getirilecek şeyden öncedir. İrade, murad edilen şeyin ortaya çıkışından öncedir. Takdir, bu bilinen şeylerin ayrıntılı olarak ortaya çıkıp birbirine bağlanmalarından, belirli zaman ve şekillerde görünür hâle gelmelerinden öncedir.
Yürürlüğe koyma şeklindeki hüküm ise; cisim sahibi, duyularla algılanabilen, renk, koku, ağırlık ve ölçü sahibi olan; insan, cin, kuş, yırtıcı hayvan ve duyularla algılanan diğer bütün varlıklar hakkında kesinleşmiş hükümdür.
Allah Tebâreke ve Teâlâ için, henüz dış varlığı bulunmayan şeylerde bedâ vardır. Fakat anlaşılır ve algılanabilir şekilde dış varlığı gerçekleştiğinde artık bedâ yoktur.
“Allah dilediğini yapar.” (Hac 14)
İlim ile eşyayı var olmadan önce bildi. Meşîet ile onların sıfatlarını ve sınırlarını belirledi ve onları ortaya çıkarmadan önce meydana getirdi. İrade ile onların özlerini, renklerini ve niteliklerini birbirinden ayırdı. Takdir ile rızıklarını takdir etti, başlangıçlarını ve sonlarını belirledi. Hüküm ile insanlara yerlerini açıkladı ve onları buna yöneltti. Yürürlüğe koyma ile sebeplerini açıkladı ve işlerini ortaya koydu.
“İşte bu, Azîz ve Alîm olanın takdiridir.” (Yâsîn 38)