Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den, o da Muhammed b. İsmail b. Bezî‘den, o da amcası Hamza b. Bezî‘den rivayet etti. Ebû Abdullah, Allah Azze ve Celle’nin şu sözü hakkında şöyle buyurdu:
“Bizi öfkelendirdiklerinde onlardan intikam aldık.” (Zuhruf 55)
Şöyle buyurdu:
“Allah Azze ve Celle bizim öfkelendiğimiz gibi öfkelenmez. Fakat kendisi için öfkelenen ve hoşnut olan dostlar yaratmıştır. Onlar yaratılmış ve terbiye edilmiş kimselerdir.
Bu sebeple onların hoşnutluğunu kendi hoşnutluğu, öfkelerini de kendi öfkesi saymıştır. Çünkü onları kendisine çağıran davetçiler ve kendisine delalet eden rehberler kılmıştır.
Bu yüzden durum böyledir. Yoksa bu hâller, yaratıklara ulaştığı gibi Allah’a ulaşmaz.
Bu, Allah’ın bu konudaki sözlerinin anlamıdır.
Nitekim şöyle buyurmuştur:
‘Kim benim bir velîme hakaret ederse bana savaş açmış olur ve beni savaşa davet etmiş olur.’
Yine şöyle buyurmuştur:
‘Kim Resule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.’ (Nisâ 80)
Ve şöyle buyurmuştur:
‘Sana biat edenler gerçekte Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.’ (Fetih 10)
Bütün bunlar ve bunlara benzer ifadeler sana açıkladığım anlam üzerinedir.
Aynı şekilde rıza, gazap ve bunlara benzer diğer şeyler de böyledir. Eğer öfke ve bıkkınlık Allah’a ulaşan şeyler olsaydı -hâlbuki onları yaratan ve meydana getiren O’dur- bu görüşü savunan kişinin, bir gün yaratıcının da yok olacağını söylemesi gerekirdi. Çünkü öfke ve bıkkınlık ona girerse değişim de ona girmiş olur. Değişim giren bir varlığın ise ilahlığına güven kalmaz.
Böyle olunca yaratan ile yaratılan, kudret sahibi ile kudret altında bulunan, yaratıcı ile yaratılmış birbirinden ayırt edilemez hâle gelir.
Allah bu sözden çok yücedir, çok üstündür.
Bilakis O, eşyayı hiçbir ihtiyaç sebebiyle olmaksızın yaratandır. İhtiyaçtan uzak olunca, O’nun hakkında sınır ve keyfiyet düşünmek de imkânsız olur. Allah dilerse bunu iyi anla.”