Ashabımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, o da babasından, o da Ahmed b. Nadr ve başkalarından, onlar da zikrettikleri bir kişiden, o da Amr b. Sâbit’ten, o da Ebû İshak es-Sebîî’den, o da Hâris el-A‘ver’den rivayet etti. Hâris şöyle dedi:
Müminlerin Emiri ikindi namazından sonra bir hutbe verdi. İnsanlar onun tasvirlerinin güzelliğine ve Allah’ın yüceliğini anlatırken söylediklerine hayran kaldılar.
Ebû İshak dedi ki:
Hâris’e:
“Bu hutbeyi ezberlemedin mi?” diye sordum.
O da:
“Yazdım.” dedi ve kitabından bize dikte etti:
“Hamd, ölmeyen Allah’a mahsustur. O’nun hayret verici işleri tükenmez. Çünkü O, her gün yeni ve eşsiz bir yaratma işindedir. Daha önce olmayanı meydana getirir.
Doğurmamıştır ki izzetinde bir ortak bulunsun. Doğurulmamıştır ki miras bırakılan ve yok olup giden biri olsun.
Vehimler O’na ulaşamaz ki O’nu göz önünde duran bir şekil olarak tasarlasın. Gözler O’nu idrak edemez ki gözlerin bakışı başka tarafa yönelince O gözlerden kaybolmuş olsun.
İlkliğinin bir sonu yoktur. Sonluğunun bir sınırı ve nihayeti yoktur.
O’ndan önce hiçbir vakit geçmemiştir. O’ndan önce hiçbir zaman bulunmamıştır. Kendisine ne artma ne eksilme arız olur.
‘Nerede?’ diye nitelenmez. ‘Nedir?’ diye de nitelenmez. Bir mekânla da nitelenmez.
İşlerin en gizli yönlerinde gizlidir. Yaratıklarında görülen tedbir alametleri sayesinde akıllarda açıktır.
Peygamberlere O sorulduğunda, onlar O’nu bir sınırla veya bir parçayla nitelemediler. Bilakis O’nu fiilleriyle tanıttılar ve ayetleriyle O’na delalet ettiler.
Düşünenlerin akılları O’nu inkâr edemez. Çünkü gökleri, yeri, onların içindekileri ve aralarındaki her şeyi yaratan O’dur. Bunların yaratıcısı olanın kudreti reddedilemez.
Yaratıklardan uzaktır; bu yüzden hiçbir şey O’nun benzeri değildir.
Yaratıklarını kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır. İçlerine yerleştirdiği imkânlarla onları kendisine itaat etmeye muktedir kılmıştır. Delillerle mazeretlerini ortadan kaldırmıştır.
Böylece helak olan açık bir delil üzere helak olmuş, kurtulan da O’nun lütfuyla kurtulmuştur.
Başlatan da tekrar diriltecek olan da Allah’tır ve üstünlük Allah’a aittir.
Sonra Allah, hamdi kendisi için başlatmış ve dünya işinin sonunu, ahiretin gerçekleşmesini de kendisi için hamd ile bitirmiştir. Nitekim şöyle buyurmuştur:
‘Aralarında hak ile hükmedilir ve: “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” denilir.’ (Mü’min 75)
“Hamd, cisimleşmeksizin kibriyaya bürünen, benzetilmeksizin celâl elbisesini kuşanan Allah’a mahsustur.
Arş üzerine yerleşmiştir; fakat yer değiştirme söz konusu değildir. Yaratıkların üstündedir; fakat onlardan uzaklaşmış değildir ve onlara temas etmiş de değildir.
O’nun ulaşılacak bir sınırı yoktur. Kendisiyle tanınacağı bir benzeri de yoktur.
Kendisinden başkasına karşı büyüklük taslayan zelil olur. O’nun dışında kibirlenen küçülür.
Bütün varlıklar O’nun azameti karşısında boyun eğmiştir. O’nun hâkimiyeti ve izzeti karşısında teslim olmuştur.
Gözlerin bakışları O’nu idrak etmekten aciz kalmıştır. Yaratıkların vehimleri O’nun niteliğine ulaşmaktan geri kalmıştır.
O, her şeyden önce olandır; fakat O’nun öncesi yoktur. Her şeyden sonra olandır; fakat O’nun sonrası yoktur.
Her şey üzerinde galip olduğu için zahirdir. Bütün mekânları görendir; fakat oralara intikal ederek değil.
Hiçbir dokunan O’na dokunamaz. Hiçbir duyu O’nu hissedemez.
“O, gökte ilahtır, yerde de ilahtır. O, hikmet sahibidir, bilendir.” (Zuhruf 84)
Yaratmak istediği bütün suretleri ve varlıkları, önünde bulunan bir örneğe bakmaksızın kusursuz şekilde yaratmıştır. Yarattığını yaratırken kendisine hiçbir yorgunluk erişmemiştir.
Yaratmak istediğini başlatmış, var etmek istediğini meydana getirmiştir. Cin ve insanlardan oluşan iki ağır topluluğu da, Rabliğini tanısınlar ve kendilerine itaati yerleşsin diye yaratmıştır.
Bütün övgüleriyle O’na hamd ederiz; bütün nimetlerinden dolayı O’na şükrederiz.
İşlerimizin doğru yollarına bizi iletmesini isteriz. Kötü amellerimizin şerrinden O’na sığınırız. Daha önce işlediğimiz günahlar için O’ndan bağışlanma dileriz.
Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederiz.
Onu hak ile gönderdi; kendisine çağıran bir peygamber ve O’na götüren bir rehber olarak gönderdi. Böylece onun vasıtasıyla insanları sapıklıktan kurtardı ve cehaletten çıkardı.
“Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse gerçekten büyük bir kurtuluş kazanmıştır.” (Ahzâb 71)
Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse apaçık bir hüsrana uğramış ve elem verici bir azabı hak etmiş olur.
Öyleyse üzerinize düşen dinleme ve itaat görevini yerine getirerek kurtuluşa erin. Nasihatte ihlaslı olun. Birbirinize güzelce yardımcı olun.
Dosdoğru yola bağlı kalmak ve hoş görülmeyen işleri terk etmek suretiyle nefislerinize yardım edin.
Aranızda hakkı uygulayın ve bu konuda birbirinizle yardımlaşın. Zalim ve akılsız kimsenin elini tutup engel olun. İyiliği emredin, kötülükten sakındırın. Fazilet sahiplerinin faziletini tanıyın.
Allah bizi ve sizi hidayetle korusun, bizi ve sizi takva üzerinde sabit kılsın.
Kendim ve sizin için Allah’tan bağışlanma diliyorum.”