Ashabımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed el-Berkî’den, o da mürsel olarak rivayet ettiğine göre şöyle dedi:
Câselîk, Müminlerin Emiri’ne şöyle sordu:
“Bana Allah hakkında haber ver. Arşı Allah mı taşır, yoksa arş mı O’nu taşır?”
Müminlerin Emiri şöyle buyurdu:
“Allah, arşın, göklerin, yerin, bunların içindekilerin ve aralarındaki her şeyin taşıyıcısıdır. Bu, Allah’ın şu sözüdür:
‘Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yok olup gitmemeleri için tutmaktadır. Eğer onlar yok olup gidecek olsalar, O’ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, Halîm’dir, Gafûr’dur.’” (Fâtır 41)
Bunun üzerine adam şöyle dedi:
“Öyleyse bana Allah’ın şu sözü hakkında haber ver:
‘O gün Rabbinin arşını onların üstünde sekiz kişi taşır.’” (Hâkka 17)
“Bu nasıl olur? Sen Allah’ın arşı, gökleri ve yeri taşıdığını söyledin.”
Müminlerin Emiri şöyle buyurdu:
“Şüphesiz Allah Teâlâ arşı dört nurdan yaratmıştır: Bir kırmızı nur ki kızıllık ondan kızarmıştır; bir yeşil nur ki yeşillik ondan yeşermiştir; bir sarı nur ki sarılık ondan sararmıştır; bir beyaz nur ki beyazlık ondan beyazlaşmıştır. Bu, Allah’ın taşıyıcılara yüklediği ilimdir. Bu da O’nun azametinden bir nurdur.
Müminlerin kalpleri O’nun azameti ve nuru sayesinde görür. Cahiller de O’nun azameti ve nuru sebebiyle O’na düşmanlık etmişlerdir.
Göklerde ve yerde bulunan bütün yaratıklar, çeşitli ameller ve birbirine benzeyen dinlerle O’nun azameti ve nuru sayesinde O’na ulaşacak vesileyi aramışlardır.
Taşınan her şey, Allah’ın nuru, azameti ve kudretiyle taşınmaktadır. Hiçbir şey kendisi için ne zarar vermeye, ne fayda sağlamaya, ne ölüme ne de dirilişe sahip değildir. Her şey taşınmaktadır; göklerin ve yerin yok olup gitmemesi için onları tutan Allah’tır. Her şeyi kuşatan da O’dur. O, her şeyin hayatıdır ve her şeyin nurudur. Onların söylediklerinden münezzehtir; çok yücedir.
Bunun üzerine adam:
‘Bana Allah’ın nerede olduğunu haber ver.’ dedi.
Müminlerin Emiri şöyle buyurdu:
‘O burada da vardır, burada da vardır; üsttedir, alttadır, bizi kuşatmıştır ve bizimle beraberdir. Bu, Allah’ın şu sözüdür:
“Üç kişinin gizli konuşması olmaz ki O onların dördüncüsü olmasın; beş kişinin gizli konuşması olmaz ki O onların altıncısı olmasın; bundan daha az veya daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar O onlarla beraberdir.”’ (Mücâdele 7)
‘Kürsü, gökleri, yeri, bunların arasındakileri ve toprağın altındakileri kuşatmıştır.
“Eğer sözü açıkça söylersen, şüphesiz O gizliyi de daha gizlisini de bilir.”’ (Tâhâ 7)
Bu da Allah’ın şu sözüdür:
“Onun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek O’na ağır gelmez. O, çok yücedir, çok büyüktür.” (Bakara 255)
Arşı taşıyanlar, Allah’ın kendilerine ilmini yüklediği âlimlerdir. Allah’ın seçkin kullarına gösterdiği ve dostu İbrahim’e gösterdiği mülk âleminde yarattığı şeylerden hiçbir şey bu dört şeyin dışına çıkmaz. Nitekim şöyle buyurmuştur:
“İşte böylece İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını gösteriyorduk ki kesin bilgi sahiplerinden olsun.” (En‘âm 75)
Arşı taşıyanlar Allah’ı nasıl taşıyabilirler? Hâlbuki onların kalpleri O’nun hayatıyla diri olmuş ve O’nun nuruyla O’nu tanımaya ulaşmışlardır.’