Ali b. İbrahim’in, Muhammed b. Hâlid et-Tayâlisî’den, onun Safvân b. Yahyâ’dan, onun İbn Miskân’dan, onun da Ebu Basîr’den rivayet ettiğine göre Ebu Basîr şöyle dedi:
Ebu Abdullah’ın şöyle buyurduğunu işittim:
“Aziz ve celil olan Allah, Rabbimiz daima vardı. İlim O’nun zâtıydı, fakat bilinen bir şey yoktu. İşitme O’nun zâtıydı, fakat işitilen bir şey yoktu. Görme O’nun zâtıydı, fakat görülen bir şey yoktu. Kudret O’nun zâtıydı, fakat kudretin taalluk ettiği bir şey yoktu. Eşyayı meydana getirip bilinen şeyler ortaya çıkınca, O’nun ilmi bilinene, işitmesi işitilene, görmesi görülene ve kudreti de kudretin taalluk ettiği şeye yöneldi.”
Ben:
“Öyleyse Allah daima hareket hâlinde miydi?” dedim.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Allah bundan yücedir. Hareket, fiille ortaya çıkan sonradan meydana gelmiş bir sıfattır.”
Ben:
“Öyleyse Allah daima konuşan mıydı?” dedim.
Şöyle buyurdu:
“Konuşma sonradan meydana gelen bir sıfattır; ezelî değildir. Aziz ve celil olan Allah vardı, fakat konuşan yoktu.”