"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Kafi İlm 11

Kafi 98: Muhammed b. Yahya’nın, Ahmed ve Abdullah b. Muhammed b. İsa’dan, onların Ali b. Hakem’den, onun Seyf b. Umeyre’den, onun Müfaddal b. Yezid’den rivayet ettiğine göre Müfaddal b. Yezid şöyle dedi:

Ebu Abdullah bana şöyle buyurdu:

“Seni, insanların helâkine sebep olan iki şeyden sakındırıyorum: Allah’a karşı batıl bir inançla kulluk etmekten ve bilmediğin şeylerde insanlara fetva vermekten sakın.”
Kafi 99: Ali b. İbrahim’in, Muhammed b. İsa b. Ubeyd’den, onun Yunus b. Abdurrahman’dan, onun Abdurrahman b. Haccâc’dan rivayet ettiğine göre Abdurrahman b. Haccâc şöyle dedi:

Ebu Abdullah bana şöyle buyurdu:

“Seni iki şeyden sakındırıyorum. Helâk olanlar bu iki sebeple helâk olmuşlardır: İnsanlara kendi görüşüne dayanarak fetva vermekten ve bilmediğin bir şeyi din edinmekten sakın.”
Kafi 100: Muhammed b. Yahya’nın, Ahmed b. Muhammed b. İsa’dan, onun Hasan b. Mahbûb’dan, onun Ali b. Riâb’dan, onun Ebu Ubeyde el-Hazzâ’dan, onun da Ebu Cafer’den rivayet ettiğine göre Ebu Cafer şöyle buyurdu:

“Kim insanlara ilimsiz ve hidayetsiz olarak fetva verirse, ona hem rahmet melekleri hem de azap melekleri lanet eder. Onun fetvasıyla amel edenlerin günahı da ona yüklenir.”
Kafi 101: Ashabımızdan bir grubun, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun Hasan b. Ali el-Veşşâ’dan, onun Aban el-Ahmer’den, onun Ziyad b. Ebi Recâ’dan, onun da Ebu Cafer’den rivayet ettiğine göre Ebu Cafer şöyle buyurdu:

“Bildiğiniz şeyi söyleyin; bilmediğiniz şey hakkında ise ‘Allah daha iyi bilir’ deyin. Çünkü kişi bazen Kur’an’dan bir ayeti alıp kendi görüşüne delil yapmak ister de bu yüzden gökle yer arasındaki mesafeden daha uzağa düşer.”
Kafi 102: Muhammed b. İsmail’in, Fazl b. Şâzân’dan, onun Hammâd b. İsa’dan, onun Rib‘î b. Abdullah’tan, onun Muhammed b. Müslim’den, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Bir âlime, bilmediği bir şey sorulduğunda ‘Allah daha iyi bilir’ demesi gerekir. Fakat âlim olmayan bir kimsenin bunu söyleme hakkı yoktur.”
Kafi 103: Ali b. İbrahim’in, Ahmed b. Muhammed b. Hâlid’den, onun Hammâd b. İsa’dan, onun Harîz b. Abdullah’tan, onun Muhammed b. Müslim’den, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Bir kimseye bilmediği bir şey sorulduğunda ‘Bilmiyorum’ desin; ‘Allah daha iyi bilir’ demesin. Çünkü bu söz, soruyu soranın kalbine şüphe düşürebilir. Kendisine soru sorulan kişi ‘Bilmiyorum’ dediğinde ise soru soran kimse onu itham etmemelidir.”
Kafi 104: Hüseyin b. Muhammed’in, Muallâ b. Muhammed’den, onun Ali b. Esbât’tan, onun Cafer b. Semâa’dan, onun birkaç raviden, onların Aban’dan, onun Zürâre b. A‘yen’den rivayet ettiğine göre Zürâre şöyle dedi:

Ebu Cafer’e:

“Allah’ın kulları üzerindeki hakkı nedir?” diye sordum.

Şöyle buyurdu:

“Bildikleri şeyi söylemeleri ve bilmedikleri şeylerde durup ileri gitmemeleridir.”
Kafi 105: Ali b. İbrahim’in, babasından, onun İbn Ebi Umeyr’den, onun Yunus b. Abdurrahman’dan, onun Ebu Yakub İshak b. Abdullah’tan, onun da Ebu Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Ebu Abdullah şöyle buyurdu:

“Allah, kullarını kitabındaki iki ayetle özel olarak yükümlü kılmıştır: Bilmeden konuşmamaları ve bilmedikleri şeyi reddetmemeleri. Aziz ve yüce Allah şöyle buyurmuştur: ‘Kendilerinden, Allah hakkında ancak gerçeği söyleyeceklerine dair Kitab’ın ahdi alınmamış mıydı?’ (A‘râf 169) Yine şöyle buyurmuştur: ‘Bilgisini kuşatamadıkları ve yorumu henüz kendilerine gelmemiş olan şeyi yalanladılar.’ (Yûnus 39)”
Kafi 106: Ali b. İbrahim’in, Muhammed b. İsa’dan, onun Yunus’tan, onun Dâvûd b. Ferkad’dan, onun da kendisine nakleden bir raviden, onun İbn Şübrüme’den rivayet ettiğine göre İbn Şübrüme şöyle dedi:

“Cafer b. Muhammed’den işittiğim hiçbir hadisi hatırlamadım ki kalbim neredeyse parçalanacak gibi olmasın. O bana, babasının dedesinden, dedesinin de Resûlullah’tan rivayet ettiğini anlattı.”

İbn Şübrüme şöyle dedi:

“Allah’a yemin ederim ki onun babası dedesine karşı yalan söylememiştir; dedesi de Resûlullah’a karşı yalan söylememiştir.”

Resûlullah şöyle buyurdu:

“Kıyasla hüküm veren hem kendisi helâk olur hem de başkalarını helâk eder. İnsanlara, nâsihi mensuhtan ve muhkemi müteşabihten ayırt edemediği hâlde fetva veren kimse de hem kendisi helâk olur hem de başkalarını helâk eder.”
https://kutsalayet.de/kafi-105/,https://kutsalayet.de/kafi-107/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız