Kafi 980:
Yezid el-Künasî dedi ki: Ebû Cafer’e sordum: “Meryem oğlu Îsâ beşikte konuştuğu sırada, kendi zamanının halkı üzerinde Allah’ın hücceti miydi?” Dedi ki: “O gün, gönderilmiş olmayan bir peygamber ve Allah’ın hüccetiydi. Onun şu sözünü duymuyor musun: ‘Ben Allah’ın kuluyum; bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı; yaşadığım müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti.’ (Meryem 30-31)”
Dedim ki: “O hâlde o durumda, beşikte iken Zekeriyyâ üzerinde de Allah’ın hücceti miydi?” Dedi ki: “Îsâ o durumda insanlar için bir ayet ve Meryem için Allah’tan bir rahmetti; çünkü konuştu ve onun adına açıklamada bulundu. O durumda sözünü duyan kimselere karşı peygamber ve hüccetti. Sonra sustu ve iki yıl geçinceye kadar konuşmadı. Îsâ’nın iki yıl süren sükûtundan sonra insanlar üzerinde Allah’ın hücceti Zekeriyyâ idi. Sonra Zekeriyyâ öldü; oğlu Yahyâ kitabı ve hikmeti ondan miras aldı, o küçük bir çocuktu. Allah’ın şu sözünü duymuyor musun: ‘Ey Yahyâ! Kitabı kuvvetle tut. Biz ona çocuk iken hüküm verdik.’ (Meryem 12)”
“Îsâ yedi yaşına ulaştığında, Allah kendisine vahyettiği zaman peygamberlik ve risaletle konuştu. Böylece Îsâ, Yahyâ ve bütün insanlar üzerinde hüccet oldu. Ey Ebû Hâlid! Allah, Âdem’i yaratıp yeryüzüne yerleştirdiği günden beri yeryüzü, insanlar üzerinde Allah’ın hücceti olmaksızın tek bir gün bile kalmaz.”
Dedim ki: “Sana feda olayım, Ali, Allah ve Resulü tarafından bu ümmet üzerine, Allah Resulünün hayatında hüccet miydi?” Dedi ki: “Evet; onu insanlar için ayağa kaldırdığı, onu bir alamet olarak diktiği, onları onun velayetine çağırdığı ve onlara ona itaati emrettiği gün.”
Dedim ki: “Ali’ye itaat, Allah Resulünün hayatında ve onun vefatından sonra insanlar üzerine farz mıydı?” Dedi ki: “Evet. Fakat o sustu, Allah Resulüyle birlikte konuşmadı. Allah Resulünün hayatında, ümmeti ve Ali üzerinde itaat Allah Resulüneydi. Allah Resulünün vefatından sonra ise Allah ve Resulü tarafından bütün insanlar üzerine itaat Ali’yeydi. Ali hikmet sahibi ve âlimdi.”
Kafi Hücce 89
Kafi 981:
Safvân b. Yahyâ dedi ki: Rızâ’ya dedim: “Allah sana Ebû Cafer’i bağışlamadan önce sana sorardık; sen de ‘Allah bana bir oğul bağışlayacak’ derdin. Allah onu sana bağışladı ve gözlerimiz aydın oldu. Allah bize senin gününü göstermesin. Eğer bir olay olursa kime?” Bunun üzerine eliyle önünde ayakta duran Ebû Cafer’i işaret etti. Dedim ki: “Sana feda olayım, bu üç yaşında bir çocuktur.” Dedi ki: “Bunun ona hiçbir zararı yoktur. Îsâ üç yaşındayken hüccetle ayakta durmuştur.”
Kafi 982:
Ebû Cafer es-Sânî’den rivayet edildi. Ona dedim ki: “Onlar senin yaşının küçüklüğü hakkında konuşuyorlar.” Dedi ki: “Allah, Dâvûd’a Süleyman’ı halife tayin etmesini vahyetti; o ise koyun güden bir çocuktu. İsrailoğullarının abidleri ve âlimleri bunu inkâr ettiler. Allah Dâvûd’a, konuşanların asasını ve Süleyman’ın asasını alıp bir eve koymasını ve kavmin mühürleriyle üzerini mühürlemesini vahyetti. Ertesi gün kimin asası yapraklanır ve meyve verirse halife odur. Dâvûd onlara bunu haber verdi. Onlar da ‘Razı olduk ve teslim olduk’ dediler.”
Kafi 983:
Ebû Basîr dedi ki: Ebû Abdillah’ın yanına girdim; yanımda beni götüren beş yaşlarında, henüz ergin olmamış bir çocuk vardı. Bana dedi ki: “Size onun yaşı gibisiyle hüccet getirildiğinde hâliniz nasıl olacak?” Yahut şöyle dedi: “Onun yaşı gibisi üzerinize yönetici olacaktır.”
Kafi 984:
Muhammed b. İsmail b. Bezî‘ dedi ki: Ona, yani Ebû Cafer’e, imamın işi hakkında bir şey sordum. Dedim ki: “İmam yedi yaşından küçük olabilir mi?” Dedi ki: “Evet, hatta beş yaşından da küçük.” Sehl dedi ki: Ali b. Mehziyâr bunu bana iki yüz yirmi bir yılında anlattı.
Kafi 985:
Hayrânî’nin babası dedi ki: Horasan’da Ebû’l-Hasan’ın huzurunda duruyordum. Birisi ona dedi ki: “Efendim, eğer bir olay olursa kime?” Dedi ki: “Oğlum Ebû Cafer’e.” Sanki soran kimse Ebû Cafer’in yaşını küçük gördü. Bunun üzerine Ebû’l-Hasan dedi ki: “Allah, Meryem oğlu Îsâ’yı, Ebû Cafer’in içinde bulunduğu yaştan daha küçük bir yaşta, yeni bir şeriat sahibi resul ve peygamber olarak göndermiştir.”
Kafi 986:
Ali b. Esbât dedi ki: Ebû Cafer’i gördüm; karşıma çıkmıştı. Ona bakmaya başladım, başına ve ayaklarına bakıyor, Mısır’daki arkadaşlarımıza boyunu tarif etmek istiyordum. Ben böyleyken oturdu ve dedi ki: “Ey Ali! Allah imamet konusunda, peygamberlik konusunda hüccet getirdiği şeyin benzeriyle hüccet getirmiştir. ‘Biz ona çocuk iken hüküm verdik.’ (Meryem 12), ‘Güçlü çağına ulaştığında’ ve ‘kırk yaşına ulaştığında’ buyurmuştur. Buna göre hikmetin çocukken verilmesi caiz olduğu gibi, kırk yaşındayken verilmesi de caizdir.”
Kafi 987:
Ali b. Hassân, Ebû Cafer’e dedi ki: “Efendim, insanlar senin yaşının küçüklüğünü inkâr ediyorlar.” Dedi ki: “Bunda neyi inkâr ediyorlar? Allah’ın sözü mü? Allah, peygamberine şöyle buyurmuştur: ‘De ki: İşte benim yolum budur; ben ve bana uyan kimse basiret üzere Allah’a çağırırız.’ (Yûsuf 108) Vallahi ona Ali’den başkası uymadı; o da dokuz yaşındaydı. Ben de dokuz yaşındayım.”