Kafi 657:
Ashabımızdan bir topluluk, Ahmed b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Muammer b. Hallâd’dan rivayet etti. Muammer şöyle dedi: Fars halkından bir adam Ebû’l-Hasan’a gelerek, “Siz gaybı bilir misiniz?” diye sordu. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Ebû Cafer şöyle buyururdu: Bazen ilim bize açılır ve biliriz, bazen de bizden çekilir ve bilemeyiz. Bu, Allah’ın sırrıdır; Allah onu Cebrâil’e emanet etmiş, Cebrâil onu Muhammed’e emanet etmiş, Muhammed de Allah’ın dilediği kimselere emanet etmiştir.”
Kafi Hücce 45
Kafi 658:
Muhammed b. Yahyâ, Abdullah b. Muhammed b. Îsâ’dan, o Hasan b. Mahbûb’dan, o Ali b. Riâb’dan, o Sedîr es-Sayrafî’den rivayet etti. Sedîr şöyle dedi: Humrân b. A‘yen’in, Ebû Cafer’e Allah’ın “Gökleri ve yeri örneksiz yaratandır” (Bakara 117) sözü hakkında soru sorduğunu işittim. Ebû Cafer şöyle buyurdu: “Allah bütün varlıkları kendi ilmiyle ve daha önce benzeri bulunmayan bir şekilde yaratmıştır. Gökleri ve yeri yaratmış, onlardan önce ne gökler ne de yerler vardı. Allah’ın ‘Arşı su üzerindeydi’ (Hûd 7) sözünü işitmiyor musun?” Bunun üzerine Humrân, “Peki Allah’ın ‘Gaybı bilendir; gaybına hiç kimseyi muttali kılmaz’ (Cin 26) sözü hakkında ne dersin?” diye sordu. Ebû Cafer şöyle buyurdu: “‘Ancak razı olduğu bir elçiyi müstesna’ (Cin 27). Allah’a yemin olsun ki Muhammed, Allah’ın razı olduğu kimselerdendir. Allah’ın ‘Gaybı bilen’ sözüne gelince; Allah yaratıklarından gizli olan şeyleri, onları yaratmadan önce ve meleklere bildirmeden önce bilir. İşte ey Humrân, bu Allah’ın katında duran ve hakkında dilemenin yalnızca O’na ait olduğu ilimdir. Dilerse onu gerçekleştirir, dilerse onda değişiklik meydana getirir ve onu yürürlüğe koymaz. Fakat Allah’ın takdir edip gerçekleştirdiği ve yürürlüğe koyduğu ilim ise Resulullah’a ulaşan, ardından da bize ulaşan ilimdir.”
Kafi 659:
Ahmed b. Muhammed, Muhammed b. Hasan’dan, o Abbâd b. Süleyman’dan, o Muhammed b. Süleyman’dan, o babasından, o da Sedîr’den rivayet etti. Sedîr şöyle dedi: Ben, Ebû Basîr, Yahyâ el-Bezzâz ve Dâvûd b. Kesîr birlikte Ebû Abdullah’ın meclisinde bulunuyorduk. Bir ara yanımıza son derece öfkeli bir halde çıktı. Yerine oturunca şöyle buyurdu: “Ne şaşılacak şeydir ki bazı insanlar bizim gaybı bildiğimizi iddia ediyorlar. Oysa gaybı Allah’tan başka hiç kimse bilmez. Ben biraz önce filanca cariyemi cezalandırmayı düşündüm, fakat o benden kaçtı ve evin hangi bölümünde bulunduğunu bilemedim.” Sedîr dedi ki: Meclis dağıldıktan ve imam evine geçtikten sonra ben, Ebû Basîr ve Müyesser onun yanına girdik ve dedik ki: “Sana feda olalım, cariyen hakkında söylediğin sözleri işittik. Biz senin çok büyük bir ilme sahip olduğunu biliyoruz; fakat seni gayb ilmine sahip olmakla nitelendirmiyoruz.” Bunun üzerine bana, “Ey Sedîr! Sen Kur’an okumadın mı?” diye sordu. Ben, “Evet okudum” dedim. O da, “Allah’ın kitabında ‘Kitaptan bir bilgiye sahip olan kimse dedi ki: Ben onu gözünü açıp kapayıncaya kadar sana getiririm’ (Neml 40) ayetini görmedin mi?” buyurdu. Ben, “Evet gördüm” dedim. Bunun üzerine, “O kişinin kim olduğunu ve Kitap bilgisinden ne kadarına sahip olduğunu biliyor musun?” diye sordu. Ben, “Bana bildir” dedim. O da şöyle buyurdu: “Onun sahip olduğu bilgi, yeşil denizdeki bir damla su kadardı.” Ben, “Bu ne kadar azmış” deyince şöyle buyurdu: “Ey Sedîr! Allah’ın onu ilim olarak nitelemiş olması bakımından bu ne kadar da büyüktür. Peki Allah’ın kitabında ‘Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında Kitabın bilgisi bulunan kimse yeter’ (Ra‘d 43) ayetini de görmedin mi?” Ben, “Evet gördüm” dedim. Bunun üzerine bana, “Kitabın tamamının bilgisine sahip olan mı daha bilgilidir, yoksa onun bir kısmının bilgisine sahip olan mı?” diye sordu. Ben, “Elbette tamamına sahip olan daha bilgilidir” dedim. Bunun üzerine eliyle göğsüne işaret ederek şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki Kitabın bütün bilgisi bizim yanımızdadır. Allah’a yemin olsun ki Kitabın bütün bilgisi bizim yanımızdadır.”
Kafi 660:
Ahmed b. Muhammed, Muhammed b. Hasan’dan, o Ahmed b. Hasan b. Ali’den, o Amr b. Saîd’den, o Musaddık b. Sadaka’dan, o Ammâr es-Sâbâtî’den rivayet etti. Ammâr şöyle dedi: Ebû Abdullah’a, “İmam gaybı bilir mi?” diye sordum. Bunun üzerine şöyle buyurdu: “Hayır. Fakat bir şeyi bilmek istediğinde Allah ona o şeyi bildirir.”