Kafi 538:
Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den; o da Veşşâ’dan; o da Abdullah b. Aclân’dan; o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti. Ebû Ca‘fer, Allah Azze ve Celle’nin “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” sözü hakkında şöyle buyurdu (Nahl 43): “Resulullah zikirdir; imamlar ise zikir ehlidir.” Allah Azze ve Celle’nin “Şüphesiz o, senin ve kavmin için bir zikirdir; yakında sorgulanacaksınız” sözü hakkında da şöyle buyurdu (Zuhruf 44): “Biz onun kavmiyiz ve biz sorgulanacak olanlarız.”
Kafi Hücce 20
Kafi 539:
Hüseyin b. Muhammed, Muallâ b. Muhammed’den; o da Muhammed b. Evrame’den; o da Ali b. Hassân’dan; o da amcası Abdurrahman b. Kesîr’den rivayet etti. Abdurrahman şöyle dedi: Ebû Abdullah’a “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” ayetini sordum (Nahl 43). Şöyle buyurdu: “Zikir Muhammed’dir; biz de onun ehliyiz, kendisine sorulacak olanlarız.” Ben onun “Şüphesiz o, senin ve kavmin için bir zikirdir; yakında sorgulanacaksınız” sözü hakkında sordum (Zuhruf 44). Şöyle buyurdu: “Bununla bizi kastetmiştir. Biz zikir ehliyiz ve biz kendisine sorulacak olanlarız.”
Kafi 541:
Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den; o da Hüseyin b. Saîd’den; o da Nadr b. Süveyd’den; o da Âsım b. Humeyd’den; o da Ebû Basîr’den; o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti. Ebû Abdullah, Allah Azze ve Celle’nin “Şüphesiz o, senin ve kavmin için bir zikirdir; yakında sorgulanacaksınız” sözü hakkında şöyle buyurdu (Zuhruf 44): “Resulullah zikirdir; Ehl-i Beyt’i ise kendisine sorulacak olanlardır. Onlar zikir ehlidir.”
Kafi 542:
Ahmed b. Muhammed, Hüseyin b. Saîd’den; o da Hammâd’dan; o da Rib‘î’den; o da Fudayl’den; o da Ebû Abdullah’tan rivayet etti. Ebû Abdullah, Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın “Şüphesiz o, senin ve kavmin için bir zikirdir; yakında sorgulanacaksınız” sözü hakkında şöyle buyurdu (Zuhruf 44): “Zikir Kur’an’dır; biz onun kavmiyiz ve biz kendisine sorulacak olanlarız.”
Kafi 543:
Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den; o da Muhammed b. İsmail’den; o da Mansûr b. Yunus’tan; o da Ebû Bekr el-Hadramî’den rivayet etti. Ebû Bekr şöyle dedi: Ebû Ca‘fer’in yanında bulunuyordum. Kümeyt’in kardeşi Verd onun yanına girdi ve şöyle dedi: “Allah beni sana feda etsin! Sana sormak üzere yetmiş mesele hazırladım, fakat onlardan tek bir mesele bile şu anda aklımda değil.” İmam: “Tek bir mesele bile mi yok, ey Verd?” dedi. O: “Evet, onlardan bir tanesi aklıma geldi.” dedi. İmam: “Nedir o?” diye sordu. O da: “Allah Tebâreke ve Teâlâ’nın ‘Bilmiyorsanız zikir ehline sorun’ sözü; bunlar kimlerdir?” dedi (Nahl 43). İmam: “Biziz” buyurdu. Ben: “Size sormak bizim üzerimize düşer mi?” dedim. “Evet” buyurdu. Ben: “Bize cevap vermek sizin üzerinize düşer mi?” dedim. Şöyle buyurdu: “Bu bize kalmıştır.”
Kafi 544:
Muhammed b. Yahyâ, Muhammed b. Hüseyin’den; o da Safvân b. Yahyâ’dan; o da Alâ b. Rezin’den; o da Muhammed b. Müslim’den; o da Ebû Ca‘fer’den rivayet etti. Ebû Ca‘fer şöyle buyurdu: “Bizim yanımızdakiler, Allah Azze ve Celle’nin ‘Bilmiyorsanız zikir ehline sorun’ sözünün Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında olduğunu zannediyorlar.” Sonra şöyle buyurdu: “O takdirde onlar sizi kendi dinlerine çağırırlar.” Sonra eliyle göğsüne işaret ederek şöyle buyurdu: “Zikir ehli biziz ve kendisine sorulacak olanlar biziz.”
Kafi 545:
Ashabımızdan bir grup, Ahmed b. Muhammed’den; o da Veşşâ’dan; o da Ebû’l-Hasan er-Rızâ’dan rivayet etti. Rızâ’nın şöyle buyurduğunu işittim: Ali b. Hüseyin şöyle buyurdu: “İmamlar üzerine farz olan, onların Şiîleri üzerine farz olmayan şeyler vardır; bizim Şiîlerimiz üzerine farz olan, bizim üzerimize farz olmayan şeyler de vardır. Allah Azze ve Celle onlara bize sormalarını emretmiştir ve şöyle buyurmuştur: ‘Bilmiyorsanız zikir ehline sorun.’ (Nahl 43) Böylece onlara bize sormalarını emretmiş, fakat cevap vermeyi bizim üzerimize farz kılmamıştır. Dilersek cevap veririz, dilersek susarız.”
Kafi 546:
Ahmed b. Muhammed, Ahmed b. Muhammed b. Ebî Nasr’dan rivayet etti. Ahmed şöyle dedi: Rızâ’ya bir mektup yazdım. Yazdıklarımın bir kısmında şöyle dedim: Allah Azze ve Celle “Bilmiyorsanız zikir ehline sorun” buyurmuştur (Nahl 43). Yine Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: “Müminlerin hepsinin birden savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grup, dinde derin bilgi sahibi olmak ve geri döndüklerinde kavimlerini uyarmak için çıkmalı değil miydi? Umulur ki sakınırlar.” (Tevbe 122) Böylece onlara soru sormak farz kılınmış, size ise cevap vermek farz kılınmamıştır. İmam şöyle buyurdu: Allah Tebâreke ve Teâlâ şöyle buyurur: “Sana cevap vermezlerse bil ki onlar ancak hevalarına uymaktadırlar. Allah’tan bir hidayet olmaksızın kendi hevasına uyandan daha sapık kim vardır?” (Kasas 50)