"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Etiket: Hicri 279 (892-893)

İki Yüz Yetmiş Dokuzuncu Yıl Olayları

Bu yıl meydana gelen olaylar arasında, Bağdat’ta (Madinetü’s-Selâm) yetkililer şu kararı aldılar: Halk vaizlerinin, müneccimlerin ve falcıların sokaklarda ya da cuma mescidinde oturup mesleklerini icra etmeleri yasaklandı. Ayrıca kitapçılardan, kelâm, cedel (tartışma) ve felsefe kitapları alıp satmamaları üzerine yemin alındı.

279 yılı Muharrem ayının yirmi sekizinci günü (30 Nisan 892, Pazar), Ca‘fer el-Mufavvad veliahtlıktan çıkarıldı. Aynı gün el-Mu‘tadid, el-Mu‘temid’den sonra veliaht olarak tanındı. Ca‘fer’in azledilmesi ve el-Mu‘tadid’in tayini hakkında mektuplar yazılarak eyaletlere gönderildi ve cuma hutbesinde el-Mu‘tadid’in veliaht olduğu ilan edildi. El-Mu‘tadid adına valilere ve idarecilere mektuplar gönderilerek Müminlerin Emiri’nin onu veliaht tayin ettiği, ayrıca el-Muvaffak’a ait olan emir verme, yasak koyma, tayin ve azil yetkilerinin tamamının ona devredildiği bildirildi.

279 yılı Rebîülâhir ayının beşinci günü (8 Mayıs 892, Çarşamba), Ebû es-Sakr’ın kâtibi Cerâde yakalandı. El-Muvaffak, Cerâde’yi Râfi‘ b. Harsama’ya göndermişti; o da yakalanmadan birkaç gün önce Bağdat’a dönmüştü.

279 yılı Cemâziyelevvel ayının yirmi dördüncü günü (22 Ağustos 892, Salı), Ebû Talha Mansûr b. Müslim, kendisine verilmiş olan Şehrezûr’dan ayrıldı. Kendisi ve kâtibi ‘Akame yakalanarak hapsedildiler.

Aynı yıl Cemâziyelevvel ayının yirmi birinci günü (19 Ağustos 892, Cumartesi), Tarsus’ta Muhammed b. Mûsâ ile el-Muvaffak’ın mevlâsı Râğıb’ın gulâmı Maknûn arasında şiddetli bir savaş çıktı. Bunun sebebi şöyleydi: Tuğc b. Cuf, Halep’te Râğıb ile karşılaştı ve ona Hümâreveyh b. Ahmed’in kendisiyle görüşmek istediğini söyledi; ayrıca onun adına Râğıb’a istediği her şeyi vaat etti. Bunun üzerine Râğıb, beş gulâmıyla birlikte Halep’ten Mısır’a gitti. Elinde bulunan kuvvetleri, parayı ve silahları ise hadımı Maknûn ile birlikte Tarsus’a gönderdi. Tuğc aynı zamanda Muhammed b. Mûsâ el-A‘rac’a mektup yazarak Râğıb’ı gönderdiğini ve onun bütün malı, silahları ve adamlarının Maknûn’un elinde olduğunu, onun da Tarsus’a doğru yolda bulunduğunu bildirdi. Bu yüzden şehre girer girmez Maknûn’un yakalanması gerektiğini söyledi.

Nitekim Maknûn Tarsus’a girer girmez el-A‘rac ona saldırdı ve onu ve sahip olduğu her şeyi ele geçirdi. Fakat Tarsus halkı araya girerek el-A‘rac’a saldırdı, onu yakaladı ve hapse atılması için Maknûn’a teslim etti. Râğıb’a karşı bir tuzak kurulduğunu öğrenen Tarsus halkı, Hümâreveyh b. Ahmed’e mektup yazarak olanları bildirdi ve şöyle teklif etti: “Râğıb’ı serbest bırak ki bize geri dönsün; biz de el-A‘rac’ı serbest bırakalım.” Bunun üzerine Hümâreveyh Râğıb’ı serbest bıraktı ve onu, sınır bölgelerinin valisi olarak tayin edilen Ahmed b. Tuğîn ile birlikte Tarsus’a gönderdi. Aynı zamanda el-A‘rac’ı görevden aldı.

Râğıb Tarsus’a ulaştığında Muhammed b. Mûsâ el-A‘rac serbest bırakıldı. Ahmed b. Tuğîn de Râğıb ile birlikte şehrin ve sınır bölgelerinin valisi olarak Tarsus’a girdi. Bu giriş, Şa‘ban ayının on üçüncü günü (7 Kasım 892, Salı) gerçekleşti.

279 yılı Receb ayının on dokuzuncu günü (14 Ekim 892, Pazartesi), el-Mu‘temid vefat etti. Rivayete göre, pazar günü Hasenî Sarayı’nın bulunduğu nehir kıyısında aşırı derecede içki içmiş, ardından yemek yemiş ve fazla yemişti. Geceleyin öldü. Hilafeti yirmi üç yıl ve altı gün sürmüştü.

https://kutsalayet.de/karmatilerin-ortaya-cikisi/,https://kutsalayet.de/mutezid-halifeligi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız