"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Şuf’a hakkını ıskat etmek (düşürmek) için hileye başvurmak

Şuf’a hakkını ıskat etmek için hileye başvurmak helal değildir. Bunu icra etmesi durumda da zaten düşmüş olmaz. Hile’nin manası şudur: Alışverişte yanında şuf’a ile beraber alınmamış olan bir şeyi izhar etmeleri, hakikatte ise tersini icra etmeleridir, bu şekilde muamelede bulunmalarıdır.
Mesela on dinar/altın değerinde olan bir ortağın payını, bin dirhem/gümüş’e mukabil satın alması sonra bunun yerine on dinar olarak ödemesi yahut ondan yüz dinara satın alıp ve ondan yüz dirheme ödemesi. Yahut payın bin olarak satın alınıp sonra satıcının dokuz yüz olarak ondan beri kılması veyahut yüz olarak o paydan bir bölümü satın alması sonra satıcının geri kalanı ona hediye etmesi vb. gibi.
İşte tüm bunlar şayet hile olmadan vaki olursa şuf’a hakkı düşer. Eğer iki taraf da şuf’a’nın düşmesi noktasında hile yaparlarsa, şuf’a düşmez. Şefi olan şahıs ise bu payı öncelikle şu şekilde alabilir:
İlk olarak: Dirhemlerden olmak üzere kıymetini on dinar şeklinde alır.
İkincisinde ise: Yüz dirhem yahut kıymetinden altın olmak üzere alır.
Üçüncüsünde: Geri kalanı ibra’dan sonra alır ki, bu kabzedilen yüz dinardır.
Dördüncüsü ise: Satılan malın bir bölümünü, semenden taksitle olmak üzere paydan alır.
Ortağın payının hepsini, semenin tümünden olmak üzere alması da muhtemeldir. Çünkü bunu, ancak payın geri kalan bakiyesini, payın bir bölümünü satın aldığı semenden bir ivaz olarak hediye almıştır.

Rey ashabı ve İmam Şafii ise: Tüm bunlar caizdir ve bununla şuf’a da sakıt olur; çünkü o, kendisiyle satışın vaki olduğu şeyleri almamıştır; öyleyse bu caiz olmaz, sanki hile yokmuş gibi kabul edilir, demişlerdir.

Birinci görüşün deliline gelirsek, bir defa buna benzer durumlar hile sayılır ve hileyle kasdedilen de haram kılınan şeylerin mübahlığıdır. Nitekim Ebu Hureyre, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle nakletmiştir:
“Sakın Yahudilerin işledikleri cürümleri işlemeyin! Zira onlar en düşük hilelerle dahi Allah (c.c.)’un haramlarını helal saydılar.”
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle de buyurur:
“Allah Yahudileri kahretsin! Şüphesiz Allahu Teala onlara davarların iç yağlarını haram kıldı da onlar, bunları güzel gördüler (ve gösterdiler) ardından satıp bunun kazancını yediler.”
Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir.

Şüphesiz Yüce Allah hile ve tuzak kuranları kınamış ve şöyle buyurmuştur:
“Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar, tuzak kurarlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değildirler.”
(Bakara Suresi, 9)

Hile ise aldatmak demektir. Zira şuf’a hakkı, zararın ortadan kaldırılması için meşru kılınmıştır. Hile yapmakla bu hak düşmüş olsaydı, zarara duçar kalırdı ve şuf’a da düşmezdi, tıpkı şuf’a’yı alışveriş ve vakıf ile ıskat etmesine benzer. Bu, “Kasdedilen hile olmazsa” ifadesiyle de ayrılır; zira bunda aldatma kasdı yoktur, hakkı çiğneme kasdı da yoktur, ameller niyetlere göredir.
Mesela iki taraf da “bunda biraz hilenin vaki olduğu” şeklinde bir anlaşmazlığa girmiş olurlarsa, bu durumda itibar edilecek söz, yemin etmesinin yanında müşterinin sözüdür; çünkü o kendi niyetini ve durumunu daha iyi bilicidir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hakkinda-sufa-olmadigi-halde-ortagin-payi-satilabilir/,https://kutsalayet.de/semen-hakkinda-sefi-ile-musterinin-anlasmazlik-yasamasi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız