Böylece onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık.
Diyanet Vakfı
57, 58. Ama (sonunda) biz onları (Firavun ve kavmini), bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve değerli bir yerden çıkardık.
Kurtubi Tefsiri
Böylece onları bostanlarından, akar sularından çıkardık;
“Böylece onları bostanlarından ve akar sularından” yani Mısır topraklarından
“çıkardık.”
Abdullah b. Ömer dedi ki: Bahçeler Asvan’dan, Reşid’e kadar Nil’in her iki tarafında da bulunuyordu. Bunlar arasında da ekin ekiliyordu.
Nil’in yedi tane halici vardır; İskenderiye halici, Sena halici, Dimyat halici, Serdus halici, Menf halici, Feyyum halici ile el-Menha halicidir. Bunlar birbirine bitişiktirler ve birbirleri arasında ayrılık ve kesinti yoktur. Bütün bu haliçler arasında da ekinler ekilir. Bütün Mısır toprakları planladıkları, ölçüp-biçtikleri kemerler, köprüler ve haliçler sebebiyle her tarafı su seviyesi onaltı argınlık bir yerden sulanır. Bundan dolayı Nil’in nehri azalacak olursa, onun onaltı zira’lık bir bölümü “Nilu’s-Sultan” diye adlandırılır. Bu Ali b. Ebi er-Reddad’a kadar uzanan bir uygulamadır. Bu uygulama günümüze kadar devam etmektedir. Ona “Nilu’s-Sultan” denilmesinin sebebi o zamanda (suyun o yüksekliğe ulaşması halinde) insanların haraç ödemelerinin gerekmesi dolayısıyladır.
Aslında bütün Mısır toprakları onyedi zira’lık (seviyedeki) bir suyun bir parmağından sulanırdı, Nil nehrinin seviyesi onyedi zira’dan aşağı düşüp de üzerinde “onsekiz zira’dan tek bir parmak” diye, seslenildi mi o vakit Mısır’ın haracı bir milyon dinar arttı tlemekü. Eğer böyle olmaz da onun üzerinde: Ondokuz zira’dan tek bir parmak diye seslenilirse, bu sefer de haracı bir milyon dinar azalırdı.
Buna sebep ise gerekli işler, haliçler, köprüler ve oranın imarına verilen ihtİmâm dolayısıyla yapılan harcamalardır. Şimdilerde ise oranın bir çok bölümü Mısır mikyası ile “ondokuz zira’dan bir parmak” diye seslenilmedikçe sulanmaz.
Yukarı Said’deki yerlere gelince, orada suyun yukarı Said bölgesinde yirmiiki zira’ı bulmadıkça sulanması tamamlanamayan yerler dahi vardır.
Derim ki: Şimdilerde Mısır’ın toprakları yirmi zira’ ve bir kaç parmak yükselmedikçe sulanamamaktadır. Buna sebep ise arazinin yüksekliği ve orada yapılan köprü (ve kemer)lerin imarına gereken ihtİmâmın gösterilmeyişidir.
Nîl dünyada hayrete düşüren şeylerdendir. Çünkü yeryüzünün her tarafına suları döküldü mü, bu nehirin sulan artar, öyle ki bütün Mısır toprakları üzerinde akar. Şehirler âdeta bir takım alametler gibi kalır, oraya ancak kayıklarla ve sallarla ulaşılabilmektedir.
Abdullah b. Amr b. el-Âs’dan söyle dediği rivâyet edilmektedir: Mısır Nil’i nehirlerin efendisidir. Yüce Allah doğudaki, batıdaki bütün nehirleri ona müsahhar kılmış ve nehirlere onun için boyun eğdirmiştir. Yüce Allah Mısır, Nil’ini akıtmak istedi mi, bütün nehirlere ona sularından vermelerini emreder. Nehirler de ona sularıyla katkıda bulunur, yüce Allah onun için pınarlar fışkırtır. Yüce Allah’ın dilediği seviyeye ulaştı mı bu sefer herbir suya asıl yerine geri dönmesi için emir verir.
Kays b. el-Haccac dedi ki: Mısır fethedildiğinde, Mısır ahalisi Kıptî takviminin aylarından birisi olan Beûne (ki kıptı takvimin altıncı ayıdır) girince, Amr İbnu’l-As’ın huzuruna girip, ona şöyle dediler: Ey emir! Bizim bu Nil’imizin bir adeti vardır. O yerine gelmeden suları akmaz. Onlara: Nedir bu? diye sorunca, şöyle dediler; Bu ayın onikisi oldu mu bizler anne-babasının evinde bulunan bakire bir kız buluruz. Anne-babasını razı ederiz. En güzel elbiselerle, en değerli süs eşyalarını ona takanz. Sonra da onu bu Nil’e atarız.
Amr onlara: İslâmda böyle bir şey olmaz, çünkü İslâm hiç şüphesiz kendisinden önceki adetleri yıkmıştır. (Yedi ve sekizinci ayları olan) Ebib ve Mesra ayları boyunca beklediler. Bu sırada Nil az çok hiç akmadı. Oradan göç etmeyi kararlaştırdılar. Amr b. el-As bunun böyle olduğunu görünce, Ömer b. el-Hattâb (Allah ikisinden de razı olsun)’a mektup yazıp, durumu ona bildirdi. Ömer b. el-Hattâb ona şu mektubu yazdı: “Sen belirttiğin musibet ile karşı karşıya kaldın. Şüphesiz ki İslâm kendisinden önceki adetleri yıkmıştır.” Böyle bir şey asla olmaz. Mektubunun arasına da ona küçük bir kağıt göndermişti. Amr’a da şunları yazmıştı: “Bu mektubumun arasına sana küçük de bir kağıt gönderiyorum. Sen onu mektubum sana ulaştığında Nil’e bırak.”
Ömer’in mektubu Amr b. el-As’a ulaşınca, bu kağıt parçasını alıp açtı. Onda şunların yazılı olduğunu gördü: “Mü’minlerin emiri, Allah’ın kulu Ömer’den Mısır’ın Nil nehrine; Şimdi eğer sen kendiliğinden akan bir nehir isen akma ve eğer senin akmanı sağlayan bir ve herşeyi kahredici güce sahip olan Allah ise seni akıtacaktır. Biz, bir ve tek, gücü herşeyi kahreden yüce Allah’tan seni akıtmasını niyaz ederiz.”
Amr İbnu’l-As “es-Salib”den bir gün önce o pusulayı Nil’e attı. O sırada Mısır halkı oradan çıkıp başka yere gitmek için hazırlanmışlardı. Zira Nil olmaksızın, onların işleri yürümezdi. Pusulayı Nil’e attıktan sonra Salib günü, bir gecede yüce Allah’ın o nehri onaltı zira’ yüksekliğinde akıtmış oldu ve o sene yüce Allah Mısır ahalisinin ayrılıp gitmelerini de böylece önlemiş oldu.
Ka’b el-Ahbar dedi ki: Cennetten dört nehir vardır ki yüce Allah onları dünyaya bırakmıştır. Bunlar Seyhan, Ceyhan, Nil ve Fırat nehirleridir. Seyhan cennetteki su ırmağıdır, Ceyhan cennetteki süt ırmağıdır, Nil cennetteki bal ırmağıdır, Fırat da cennetteki şarap ırmağıdır,
İbn Lehia da: Dicle cennetteki süt ırmağıdır, demiştir.
Derim ki: Bu hususça Sahih’de yer alan, Ebû Hüreyre yoluyla gelen şu hadistir: O dedi ki; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Seyhan, Ceyhan, Nil ve Fırat; bunların hepsi cennet ırmaklarındandır.” Müslim, IV, 2183. Müslim’in lâfzı ile rivâyet bu şekildedir.
İsra hadisinde Enes b. Malik’in kavminden bir kişi olan Malik b. Sa’sa’dan şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Allah’ın, Peygamberinin anlattığına göre; “O dört ırmak gördü. Bunların kaynadıkları yerden ikisi açıktan akan, ikisi gizliden akan ırmak vardı. Ey Cebrâîl dedim, bu ırmaklar ne oluyor? Bana dedi ki: Gizli akan iki nehir, cennetteki iki nehirdir. Açıktan akan iki nehir ise Nil ve Fırat’tır.” Müslim’in lâfzı böyledir İbn Huzeyme, Sahih, I, 155; el-Haklm, el-Müstedrek I, 154, Müsned, III. 164.
Buhârî’de Şerik’den, o Enes’den şu rivâyet kaydedilmektedir: “Dünya semasında kesintisiz olarak akan iki nehir görüverdi. Ey Cebrâîl, bu iki ırmak ne oluyor? deyince, o: Bunlar Nil ile Fırat’tır, onların ana unsurlarıdır, dedi. Daha sonra semada yol almaya devam etti. Üzerinde inci ve zebercetten bir köşk bulunan bir ırmak görüverdi. Eliyle ona dokundu, onun hoş kokulu misk olduğunu gördü. Bu nedir, Ey Cebrâîl dedi, o da: Bu, Rabbinin senin için sakladığı Kevser ırmağıdır dedi” ve hadisin geri kalan bölümünü zikretti. Buhârî, VI, 2731.
Cumhûr’un kanaatine göre (âyet-i kerimede geçen): “Akar sularından” kasıt su pınarlarıdır.
Saîd b. Cübeyr dedi ki: Kasıt altın madenleridir. Nitekim ed-Duhan Sûresi’nde şöyle buyurulmaktadır:
“Onlar nice bahçeleri, pınarları geride bırakmışlardı. Nice ekinleri de…” (ed-Duhan, 44/25-26). Denildiğine göre onlar Mısır’ın bir başından öbür başına kadar iki dağın arasındaki bütün alanları ekin ekerlerdi. ed-Duhan Sûresi’nde ise “hazinelerden söz edilmemektedir,