İnkâr edenler dediler ki: “Biz bu Kur’an’a da, ondan öncekine de inanmayacağız.” Sen o zalimlerin Rablerinin huzurunda durdurulduklarını görseydin! Birbirlerine söz atarlar. Zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara derler ki: “Siz olmasaydınız biz inanırdık.”
Diyanet Vakfı
Kafir olanlar dediler ki: Biz hiçbir zaman bu Kurana ve bundan önce gelen kitaplara inanmayacağız. Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanlara: Siz olmasaydınız, elbette biz inanan insanlar olurduk, derler.
Kurtubi Tefsiri
Kâfir olanlar dediler ki: “Biz bu Kur’ân’a da, bundan önce gelen kitaplara da inanmayız.” Sen o zâlimleri Rabbleri huzurunda durdurulmuş sözü birbirlerine döndürürlerken bir görsen! Güçsüz bırakılan (mustazaf) tabiler büyüklük taslayan (müstekbir)lere: “Siz olmasaydınız, biz elbette îman edenler olurduk” derler.
“Kâfir olanlar” âyeti ile Kureyş kâfirlerini kastetmektedir.
“Dediler ki: Biz bu Kur’ân’a da, bundan önce gelen kitaba da inanmayız” âyeti ile ilgili olarak Saîd b. Cübeyr, Katade’den naklen:
“Bundan önce gelen kitablara da” yani daha önceki kitablara ve peygamberlere de
“inanmayız” demek istemişlerdir, dediğini nakletmektedir. Ahirete de inanmayız, anlamında olduğu da söylenmiştir.
İbn Cüreyc dedi ki: Bu sözleri söyleyen Ebû Cehil b. Hişam’dır.
Şöyle de açıklanmıştır: Kitab ehli müşriklere Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın vasıfları bizim kitabımızda şu şekildedir. Ona sorular sorunuz, dediler. Müşrikler, Ona soru sorunca, kitab ehlinin söylediklerine uygun düştü. Bu sefer müşrikler: Biz asla bu Kur’ân’a da, bundan önce indirilmiş olan Tevrat ve İncil’e de inanmayız. Hepsini inkâr ediyoruz, dediler. Halbuki daha önceden kitab ehline başvuruyorlar, onların sözlerini delil gösteriyorlardı. Böylelikle onların çelişki içerisinde oldukları ve az bir bilgiye sahip oldukları ortaya çıkmış oldu.
Daha sonra yüce Allah, onların sözkonusu olacak olan hallerini haber vererek şöyle buyurmaktadır:
“Sen” ey Muhammed
“o zâlimleri Rabbleri huzurunda… bir görsen.” Yani hesab için durdurulacakları yerde alıkonularak, birbirlerini kınayarak ve sitemli bir şekilde kendi aralarında karşılıklı konuşmalarını bir görsen! Oysa bunlar dünya hayatında iken dost ve dayanışma içerisinde idiler.
“Bir… sen”in cevabı hazfedilmiştir. Bunu görecek olsan, çok dehşetli ve korkunç bir hal görürsün, demektir.
Daha sonra yüce Allah, birbirlerine neler söyleyeceklerini sözkonusu ederek şöyle buyurmaktadır: Dünyada kâfirler arasından
“güçsüz bırakılan (mustazaf) tabiler büyüklük taslayan (müstekbir)lere” -ki bunlar önderleri ve başkanlarıdır-:
“Siz olmasaydınız biz elbette îman edenler olurduk, derler.” Yani siz bizleri azdırdınız, bizleri saptırdınız.
“Siz olmasaydınız” anlamında kullanılan fasih söyleyiş şekli -âyet-i kerîmede olduğu şekilde- şeklindedir. Bununla birlikte Araplardan -aynı anlamda-: diyenler de vardır. Bunu da Sîbeveyh nakletmiştir. Bu durumda ” Olmasaydı” edatı, zamiri mecrur kılarken, bundan sonra ortaya çıkan zahir ismi mübtedâ olarak ref eder, haberi ise hazfedilir. Muhammed b. Yezid de (siz olmasaydınız, anlamında): kullanımı mümkün değildir, der; çünkü zamir zahir (açıkça kullanılan) lâfızdan sonra gelir. Zahir (isim) icma ile merfu olduğuna göre, zamirin de aynı şekilde merfu olması gerekmektedir. (Yani ayetteki şekilden başkası doğru değildir.)