Satılan eşya mevcut olduğu halde alıcı ve satıcı ihtilafa girecek olurlarsa, satıcı: “Sana bu malı yirmi dirheme sattım.” der, müşteri de: “Bilakis bunu bana on dirheme satmıştın.” derse, bu takdirde ikisinden biri lehine bir belge ve delil mevcut ise hüküm ona göre verilir; ikisinden birisinin bir belgesi yoksa yeminleşirler, bu durumda müşteri dilerse satıcının sözü üzere o malı alır, aksi takdirde ikisi arasında cari olan akdi fesheder. Bunu, Ebu Hanife, İmam Şafii ve bir görüşüne göre İmam Malik söylemiştir. Şa’bi ise: “Son söz satıcıya aittir yahut da ikisi arasındaki akdi bozarlar.” demiştir. Bunu, İbn Munzir, İmam Ahmed’den nakletmiştir. Nitekim İbn Mesud’un, Hz. Peygamber’den yaptığı rivayete göre, Allah’ın Resulü şöyle buyurur: “Satıcı ile alıcının fiyat konusunda ihtilafa düşmeleri durumunda içlerinden birisinin beyyinesi delil ve belgesi yoksa satış da ayni ile söz konusu olursa bu, satıcının sözünün muteber olduğuna delalet etmektedir. Taraflar buna razı olmazlarsa akdi feshederler.”
el-Muvaffak der ki: Mezhebimize göre meşhur olan birincisidir; her ikisinin aynı manada olması da ihtimal dairesindedir. Buna ek olarak son söz, yemin etmesi halinde satıcının sözüdür. Öyleyse müşteri de bundan dolayı rıza gösterecek olursa malı alır, karşı çıkarsa yine yemin eder ve ikisi arasındaki akit fesholur. Çünkü İbn Mesud’dan gelen hadiste yer alan bazı lafızlar: “karşılıklı yemin ederler” şeklindedir. Her ikisi de bir tür iddiada bulunan ve davalı olan kimseler konumunda sayılacaklarından, yemin etmeleri gerekmektedir.
İmam Malik’ten; Yemin etmesiyle birlikte müşterinin sözüne itibar edileceği görüşü nakledilmiştir. Bunu, Ebu Sevr ve Züfer de söylemiştir. Çünkü satıcı, müşterinin karşı çıkmış olduğu fazlalık olan on dirhemi iddia etmiş olduğundan dolayı, muteber olan söz, karşı çıkana müşteriye ait olur.
Şöyle cevap verilmiştir: Satıcı, müşterinin karşı çıktığı yirmi dirhem şeklindeki satış akdini iddia ederken, müşteri de satıcının karşı çıkmış olduğu on dirhemlik akdin söz konusu olduğunu iddia etmektedir. Haliyle her iki taraf, diğerinin sözüne karşı çıkmış olur ve bu sebeple de yemin etmeye başvururlar.
Yemin etmeye, ilk olarak satıcı başlar. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Zira Hz. Peygamber: “Söz, satıcıya aittir.” buyurur. Bir lafız ise şöyledir: “Satıcı, o malında muhayyer olandır.” Bunun manası şudur: Satıcı dilerse malı alır, dilerse de yemin eder. Satıcının bu durumu daha kuvvetlilik arz etmektedir; çünkü satıcı ve müşteri yemin edecek olurlarsa, satılan mal satıcıya avdet eder; bu yönüyle de satıcı, o malı bizzat elinde tutan kimse hükmünde sayılır.
Ebu Hanife ise; Yemin etmeye ilk olarak müşteri başlar; çünkü karşı çıkan odur, bu haliyle durumu daha çok kuvvetlilik arz eder, demiştir. Her iki tarafın da bizzat karşı çıkan olması hasebiyle bu yönüyle eşit konumda sayılacakları, şeklinde cevap verilmiştir.
Satıcı yemin eder de müşteri yemin etmeye karşı çıkarsa, kazasını verir. Eğer satıcı yemin etmeye karşı çıkar da müşteri yemin edip kazasını da eda ederse, bu durumda her ikisi de yemin edecek olurlarsa, söz konusu olan bu karşılıklı yemin sebebiyle akit fesholmaz. Çünkü bu, sahih bir akittir, her ikisinin de tartışmış ve birbirlerine karşı çıkmış olması akdi feshetmez; bu, tıpkı her ikisinin kendi iddialarına karşı bir beyyineyi getirmelerine benzer. Ancak ikisinden birisi diğerinin söylediklerine rıza gösterecek olursa, aralarındaki akit ikrar edilir; eğer razı olmazlarsa, o zaman ikisinin de akdi feshetme hakkı vardır. Bu, İmam Ahmed’in sözünün zahirini oluşturmaktadır. Çünkü Nebi: “Taraflar buna razı olmazlarsa akdi feshederler.” buyurmuştur. Bunun zahirinden anlaşılan her ikisini de bir Hakim olmaksızın kendi tercihlerine bırakılacağını ifade etmektedir. Zira bu şekilde akit hakkında muhayyerliği ortaya koymuş oluyor ki, sanki şart muhayyerliği yahut da ayıplı mal sebebiyle onu geri verme muhayyerliğinde bulunan kimseye benzemiş olmaktadır.
Bir Hakim’in vereceği hükme göre akdin feshedilmesini durdurabileceği de muhtemeldir. Bu ise Şafii mezhebinin zahirine göredir. Çünkü akit geçerlidir, iki taraftan birisi zulmetmiş, haksızlık etmiştir; Hakim ise yalnız bu hükmün geçerliliğinin devamı hususunda akdi fesheder, bu yönüyle de bir kadının iki velisi tarafından kıyılan nikahına benzer ki, sonradan gelen veli, ilkinin onu nikahladığını bilmemektedir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bu nikaha benzemez; çünkü her iki eşin de boşama hususunda bağımsız görüşü bulunmaktadır.
Telef olduktan sonra satılan eşyanın semeni hakkında ihtilafa girecek olurlarsa, bu konu hakkında İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:
Sanki söz konusu mal varmış gibi alıcı da satıcı da yemin ederler. Bu, İmam Şafii’nin ve iki görüşünden birisine göre İmam Malik’in görüşüne aittir. Bunun dayanağı Hz. Peygamber’in: “Alıcı ve satıcı ihtilaf edecek olurlarsa son söz satıcıya aittir.” buyruğunun genel manasıdır. Çünkü ikisinden her biri hem iddiacı hem de satışa karşı çıkmış bulunduklarından dolayı satılan malın mevcut olması durumu gibi o zaman yemin etmek de meşru olur.
Son söz, yemin etmekle birlikte müşteriye aittir. Bu ise Sevri, Evzai ve Ebu Hanife’nin görüşüdür. Çünkü “satış kaim olursa…” ifadesinin mefhumunda anlaşılan, mal telef olduğu vakit artık yemin etmek meşru olmaz. Bir de müşteri karşı çıkan konumda olduğu için, son söz de yine bu müşteriye ait olur. Bu konuda satılan malın mevcut olduğu durumu gösteren hadis nedeniyle kıyas etmeyi terk ettik, bunun dışındakiler ise kıyas üzere kalır.
Bu manada zikretmiş oldukları ifadenin, satılan malın mevcut olduğu durumu iptal etmiş olacağı; çünkü bunun satılan malın mevcut oluşu ile ve telef olmakla farklılık arz etmeyeceği, şeklinde cevap verilmiştir. Bunun yanında onların: “Bu sebeple de hadis olduğu için bunu terk ettik” sözlerine gelince, bunun cevabı hadiste “yemin ederek” ifadesinin hadiste geçmemesi ve diğer hadislerde de sabit olmadığıdır. Buna göre mana için asla muhalefet edildiğinde semenin bilinmesinin imkanı ve kıymetinin de bilinmesi yanında söz konusu hükmün, bu manaya geçmiş olmasını gerekli kılar. Çünkü zahiren bunun kıymetle olacağını gösterir, bu söz konusu olmayacak olursa, o zaman daha evla sayılır.
Alıcı ve satıcı yemin edecek olur da taraflardan birisi diğerine rıza gösterirse, akit fesholmaz; çünkü feshetmeye dair bir hacet yoktur. Ama karşılıklı rıza olmazsa o zaman feshetme hakkı doğar. Tıpkı satın alınan malın, beka halinde satıcının müşteriye kabzettiği semeni geri vermesi ve müşterinin de bunu satıcıya geri vermesi gibi sayılır. Bu malın değeri hakkında ihtilaf edecek olurlarsa, özelliği ile mevsuf mislinin kıymetine avdet ederler. Bu durumda malın sıfatında ihtilaf edecek olurlarsa son söz yemin etmesiyle birlikte müşteriye aittir. Çünkü müşteri bu esnada borçlu duruma düşer ve nihai söz de borçluya aittir.