Sarığın üzerine meshetmenin caiz oluşu –genelin adeti üzere açılması söz konusu olan başın ön kısmı, kulaklar ve başın diğer yanları hariç– tüm yerin örtülü olması şartıyla mümkündür; çünkü bu yerler bağışlanmış, mazur görülmüştür. Zira zorluğun def edilmesi için bu yerlerin açık bulundurulması adeten kaçınılmaz bir hal almaktadır.
Üzerine meshetmenin şartlarından birisi de bu sarığın, Müslümanların takmış olduğu sarıkların vasfında; sarığın bir bölümünün çenenin altından sarkıtılmış olması gerekmektedir. Çünkü Arapların takmış olduğu sarıklar böyledir. Bu şekildeki sarık, diğer sarıklardan daha çok örtülü ve giyili durumda, çıkarılması da daha güç olduğundan üzerine meshetmek de buna göre caiz olmaktadır. İster perçemi bulunsun bulunmasın ve ister küçük ister büyük olsun fark etmez.
Eğer sarığın bir bölümü çenenin altından sarkıtılmış değil ve perçemi de yoksa, bu durumda üzerine meshetmek caiz değildir. Çünkü bu tür sarıklar, zimmîlere ait sarıklardır ve çıkarılmaları da güç değildir. Bir de bunlardan men edildiğinden, üzerlerine meshetmek de yasaktır.
Açılması adeten söz konusu olan başın bir bölümü açık ise bu durumda sarıkla birlikte saçın da meshedilmesi müstehaptır. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) başının ön tarafına ve sarığına mesh etmiştir. Peki, her ikisini de birlikte yapmak vacip midir? İmam Ahmed, bu noktada tevakkuf etmiş ve bu hususta iki görüş ileri sürmüştür:
Gelen haberden (hadis) dolayı vaciptir. Bir de sarık sadece örttüğü şeye bitişik ve bağlı olduğundan, bu nedenle de sadece o asla göre –tıpkı sargı gibi– bir durum arz eder.
Vacip değildir. Çünkü sarık yalnız başa bağlıdır, onun hükmüne tabidir ve baştaki farza intikal eder; dolayısıyla da açık hüküm gereği geride bir durum arz etmez.