Onu yüz bin kişiye, hatta daha fazlasına gönderdik.
Diyanet Vakfı
Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.
Kurtubi Tefsiri
Biz, onu yüzbin veya daha fazlasına gönderdik.
“Biz onu yüzbin veya daha fazlasına gönderdik” âyeti ile ilgili olarak daha önceden de geçtiği üzere, İbn Abbâs’tan rivâyete göre Yûnus (aleyhisselâm)’a peygamberlik, balığın onu kıyıya bırakmasından sonra, verilmiştir. Bu rivâyetin geldiği tek yol, Şehr b. Havşeb yoludur.
en-Nehhâs dedi ki: İsnad bakımından bundan daha iyi ve daha sahih olanı ise bizim Ali b. el-Huseynden yaptığımız rivâyettir. O dedi ki: Bize el-Hasen b. Muhammed anlattı, dedi ki: Bize Amr b. el-Ankazî anlattı, dedi ki: Bize İsrail anlattı, o Ebû İshak tan. o Amr b. Meymun’dan dedi ki: Bize Abdullah b. Mesud Beytu’l-Mal’de Yûnus peygamber (aleyhisselâm)’dan sözederek dedi ki: Yûnus kavmine azâbın geleceğini söyledi ve bu azâbın üç güne kadar gelip onları bulacağını bildirdi. Onlar da her anne ile yavrusunu birbirinden ayırarak yurtlarından feryad ile dışarı çıktılar. Yüce Allah’a niyaz edip mağfiret dilediler. Yüce Allah onlara azâbı göndermedi. Yûnus (aleyhisselâm) da azâbı bekleyip durduğu halde bir şey görmedi. -Yalan söyleyip de lehine bir delil bulunmayan bir kimse öldürülürdü.- Bundan dolayı Yûnus öfkelenerek (ya da öfkelendirerek) çıkıp gitti. Bir gemiye bindi bir topluluğun yanına geldi, onlar da onu gemiye aldılar ve onun kim olduğunu öğrendiler. Gemiye girdikten sonra gemi yürümez oldu. Halbuki başka gemiler sağa sola gidip geliyordu. Bu geminize ne oldu? dediler. Gemidekiler bilmiyoruz dediler. Yûnus (aleyhisselâm) dedi ki: Bu gemide aziz ve celil olan Rabbinden kaçmış bir köle vardır. Onu suya atmadıkça o gemi yürümeyecektir. Onlar: Ey Allah’ın Peygamberi! Eğer seni atmamızı istiyorsan, asla biz seni atamayız. Bu sefer Yûnus (aleyhisselâm): O halde kura çekiniz. Kura kime çıkarsa, o denize atılsın, dedi. Kura çektiler, kura Yûnus’a çıktı, onu bırakmak istemediler. Yine: Üç defa kura çekiniz, kura kime çıkarsa, o denize atılsın. Üç defa daha kura çekildi, üçünde de kura Yûnus’a çıktı. Bunun üzerine denize atıldı. Yüce Allah da onun için bir balık görevlendirdi. Balık onu yuttu ve onu denizin dibine doğru götürdü. Yûnus (aleyhisselâm) çakıl taşlarının teşbihini duyunca:
“Karanlıklar içinde: Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zulmedenlerden oldum, diye seslendi.” (el-Enbiya. 2/87)
Bu karanlıklar gece karanlığı, denizin karanlığı ve balığın karnının karanlığıdır.
Yüce Allah:
“Biz onu hasta olduğu halde apaçık bir yere bıraktık.” diye buyurmaktadır. Yani üzerinde tüyü bulunmayan bir kuş yavrusu gibi bıraktık. Yüce Allah onun için kabak türünden bir bitki bitirdi. Onunla gölgeleniyor ve ondan yiyordu. Bu ağaç kuruyunca, onun için ağladı. Yüce Allah ona şunu vahyetti: Kuruyan bir ağaç için ağlıyorsun da kendilerini helâk etmemi istediğin yüzbin kişi veya daha fazlası için ağlamıyorsun öyle mi?
Derken Allah’ın Rasûlü Yûnus çıkıp gitti. Hayvanlarını otlatan bir çoban gördü. Ey genç kimlerdensin? diye sordu, o: Yûnus’un kavmindenim dedi. Ona: Kavminin yanına gidersen, Yûnus ile karşılaştığını onlara bildir, dedi. Genç şöyle dedi: Sen gerçekten Yûnus isen delili bulunmaksızın yalan söylediği ortaya çıkan bir kimsenin öldürüldüğünü biliyorsun. Benim doğru söylediğime kim şahitlik edecek, dedi. Bunun üzerine Yûnus: Şu ağaç ve şu yer sana şahitlik edecektir, dedi. Genç ona: O halde onlara (şahitlik etmeleri için) emir ver, dedi. Yûnus onlara: Bu genç size gelecek olursa, siz ona şahitlik ediniz, dedi. Onlar da: Olur dediler. Genç kavmine geri döndü. Kavmi arasında kendisine zarar verilemeyecek bir konumda idi, kardeşleri vardı. Hükümdara gidip: Ben Yûnus ile karşılaştım, onun sana selamı var dedi. Hükümdar: Öldürülmesini emredince, etrafındakiler: Bunun bir delili var. O bakımdan onunla beraber şahitlik edecek kimseleri gönderdiler. O ağaca ve o yere gidip: Allah adına size yemin veriyorum. Benim Yûnus ile karşılaştığıma şahitlik eder misiniz? dedi. Her ikisi de: Evet dediler. Onunla birlikte olanlar dehşet içinde geri döndüler ve: Ağaç ve yer buna şahitlik etti, diyerek, hükümdarın yanına vardılar ve gördüklerini hükümdara anlattılar.
Abdullah (b. Mesud) dedi ki: Hükümdar gencin elinden tutup onu kendi yerine oturttu ve: Buraya sen benden daha layıksın, dedi. Abdullah dedi ki: Bu genç kırk yıl boyunca onların işlerini güzel bir şekilde idare etti.
Ebû Cafer en-Nehhâs dedi ki: Bu rivâyetten açıkça anlaşıldığına göre Yûnus’a balık kendisini yutmadan önce risalet verilmiş idi. Bu ise kıyas ile öğrenebilecek bir şey değildir, isnad ile öğrenilir.
Yine bu rivâyetteki hususlardan birisi de şudur: Yûnus’un kavmi îman etmişler ve azâbı görmeden önce pişman olmuşlardı. Çünkü burada belirtildiğine göre onlara üç güne kadar azâbın geleceğini haber vermişti. Onlar ise herbir anneyi yavrusundan ayırıp tek kişiymişcesine yüce Allah’a feryad ederek yöneldiler. Bu hususta doğru olan budur. Diğer taraftan yüce Allah’ın onlar hakkındaki hükmü (bundan dolayı) başkaları hakkındaki şu âyetinde sözü edilen hükmü gibi olmamıştır:
“Ama Bizim azabımızı gördüklerinde îmanları onlara fayda vermedi.” (el-Mu’min, 40/85):
“Yoksa (makbul) tevbe kötülükleri işleyip durup da nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında… (yaptığı tevbe) değildir.” (en-Nisa, 4/18)
Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: Onlar azâbın gölgesini gördüler de tevbe ettiler. Bu ise (tevbenin kabul edilmesine) engel değildir. İlim adamlarının bu husustaki görüşleri daha önce Yûnus Sûresi’nde (10/98. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Oraya bakılabilir.
“Veya daha fazlasına” âyetindeki “veya” lâfzının anlamları ve yorumlanması ile ilgili açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde yüce Allah’ın:
“Yahut (belki, hatta) taştan da katı” (el-Bakara, 2/74) âyeti açıklanırken geçmiş bulunmaktadır.
el-Ferrâ” dedi ki: Burada: “Veya” âyeti: “Hatta” anlamındadır. Başkası ise bunun “vav: ve” anlamında olduğunu söylemişlerdir. Şairin şu beyitinde de bu türdedir:
“Aramızda savaş şiddetlenince, Riyahı veya Rizamı aradı gözlerimiz.”
Burada: “ve Rizarm…” anlamındadır. İşte yüce Allah’ın:
“Saat (kıyâmet) hadisesi ise ancak bir göz kırpma gibidir. Yahut o daha da yakındır.” (en-Nahl, 66/77) âyeti gibidir.
Muhammed b. Cafer ise bu âyeti hemzesiz olarak: “Yüzbine ve daha fazlasına” diye okumuştur. Buna göre: ” Daha fazlasına” âyeti hazfedilmiş bir mübtedanın haberi olarak ref mahallindedir ki “ve onlar daha fazla idiler” takdirindedir.
en-Nehhâs dedi ki: Basralılara göre bu iki görüş sahih olamaz. Onlar “ev: veya, yahuf’un: “Hatta” ile “vav: ve” anlamında olduğunu kabul etmezler. Çünkü: “Hatta, belki” birinci ifadenin sözkonusu olmadığını ancak ondan sonrasının da olumlu olarak ifade edildiğini anlatmak (idrab) içindir. Yüce Allah ise böyle bir anlatımdan münezzehtir. Yahutta bir şeyden çıkıp (ilgili açıklamaları bitirip) başka bir şeye geçiş içindir. Bu ise böyle bir açıklamanın yapılacağı bir yer değildir. Diğer taraftan “vav”ın anlamı: “Veya, yahut”un anlamından farklıdır. Eğer bunlardan birisi diğerinin anlamına kullanılabilseydi, lâfızların anlamlan (meani) ortadan kalkardı. Eğer böyle bir şey mümkün olsaydı, o takdirde: “Biz onu ikiyüzbin kişiye peygamber olarak gönderdik” ifadesi daha muhtasar olurdu.
el-Muberred de dedi ki: Bunun anlamı şudur: Biz onu öyle bir topluluğa gönderdik ki, sizler onları görecek olsaydınız, bunlar yüzbin kişi veya daha fazladır, diyeceksiniz. Kullara bilip tanıdıkları bir üslubla hitab edilmiştir.
Şöyle de açıklanmıştır: Bu şuna benzer: Bana Zeyd ya da Amr geldi. Halbuki sen bu ikisinden kimin geldiğini biliyorsun, ancak kimin geldiğini muhatab anlamasın diye müphem bir ifade kullanırsın.
el-Ahfeş ve ez-Zeccâc derler ki: Veya sizin değerlendirmenize göre daha fazla idiler, demektir.
İbn Abbâs dedi ki: Bunlar yüzbinden yirmibin kişi fazla idiler. Bunu Ubeyy b. Ka’b (peygambere) merfu olarak da rivâyet etmiştir. Yine İbn Abbâs’tan: Otuzbin kişi fazla idiler, dediği rivâyeti de gelmiştir. el-Hasen ve er-Rabî ise: Otuzbin küsur kişi fazla idiler, demişlerdir. Mukâtil b. Hayyan da: Yetmişbin kişi demiştir.