"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Saffat 107

Onu büyük bir kurbanla fidye verdik.

Diyanet Vakfı
107, 108, 109, 110, 111. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahime selam! dedik. Biz iyileri böyle mükafatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.

Kurtubi Tefsiri
Biz de ona büyük bir kurbanlıkla fidye verdik.

7- Oğluna Karşılık Gönderilen Fidye:

“Biz de ona büyük bir kurbanlıkla fidye verdik.” âyetinde geçen:

“Kurbanlık” kurban edilenin adıdır. Çoğulu da: …diye gelir. Tıpkı: “Öğütülmüş” lâfzının: Öğütülen şey”in ismi olması gibi. şeklinde “zel” harfi üstün olursa, mastar olur.

“Büyük” kadri, kıymeti büyük demektir. Yoksa bedenen büyük olduğunu kastetmemiştir. Kadrinin büyüklüğü, boğazlanması emrolunan oğlunun yerine fidye olmasından yahutta kabule mazhar oluşundan ötürüdür.

en-Nehhâs dedi ki: Sözlükte “azim: büyük” hem bedenen büyük hakkında hem de soylu ve şerefli hakkında kullanılır. Tefsir bilginleri bu lâfzın burada şerefli ya da kabule mazhar olan hakkında kullanıldığını kabul etmektedirler.

İbn Abbâs dedi ki: Bu koç Habil’in kurban olarak sunduğu koçtur. Bu koç cennette otluyordu. Nihayet Allah onu İsmail’e fidye olmak üzere gönderdi. Yine ondan gelen rivâyete göre bu, yüce Allah’ın cennetten gönderdiği bir koçtu. Cennette kırk yıl süreyle otlamıştı.

el-Hasen dedi ki: İsmail’in fidyesi ona Sebir’den gelen bir dağ keçisinden başkası olmamıştır. İbrahim onu oğluna fidye olmak üzere kesti. Ali (radıyallahü anh)’ın görüşü de budur. İbrahim o dağ keçisini görünce, onu alıp kesti ve oğlunu azad etti ve şöyle dedi: Oğulcağızım! Bugün sen bana bağışlanmış bulunuyorsun.

Ebû İshak ez-Zeccâc dedi ki: İbrahim’e fidye olarak bir dağ keçisi verildiği de söylenmiştir. Ancak tefsir âlimleri ona fidye olarak verilen hayvanın koç olduğunu kabul etmektedirler.

8- Kurban Edilmesi Daha Faziletli Olanlar:

Bu âyet-i kerimede koyun türünün kurban edilmesinin, deve ve sığır türünden faziletli olduğuna delil vardır. Malik ve mezhebine mensup olanların görüşü de budur. Onlar derler ki: Kurbanlıkların en faziletlisi koyun türünün erkeğidir. Bu türün dişileri keçi türünün erkeğinden faziletlidir. Keçi türünün erkeği ise dişilerinden iyidir. Keçi türünün dişileri deve ve inek türünden iyidir. Bu husustaki delilleri ise yüce Allah’ın:

“Biz de ona büyük bir kurbanlıkla fidye verdik” âyetidir. Bu da iri yarı ve semiz demektir. Bu kurbanlık da koç idi, ne deve, ne de inek türündendi.

Mücahid ve başkaları İbn Abbâs’dan bir adamın ona: Ben oğlumu boğazlamayı adadım, demesi üzerine ona: Semiz bir koç kesmen yeterlidir, dedikten sonra.

“Biz de ona büyük bir kurbanlıkla fidye verdik” âyetini okuduğunu rivâyet etmektedirler.

Kimisi de şöyle demiştir: Eğer koçtan daha faziletli bir hayvan bulunduğunu yüce Allah bilseydi, onu İshak’a fidye olarak gönderirdi.

Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) da beyaz iki koçu kurban etmiştir. Çoğunlukla kestiği kurbanlıklar hep koç idi.

İbn Ebi Şeybe, İbn Umeyye’den, o el-Leys’den, o Mücahid’den şöyle dediğini zikretmektedir: Büyük bir kurbanlıktan kasıt, koyundur.

9- Kurban Kesmek mi Faziletlidir, Parasını Tasadduk Etmek mi ?:

İlim adamları kurban kesmenin mi, yoksa bedelini tasadduk etmenin mi faziletli olduğu hususunda farklı görüşlere sahibtirler. Malik ve arkadaşları der ki: Mina’da olması müstesna, kurban kesmek, faziletlidir. Çünkü oralar (Mina dışındaki yerler) kurban kesme yeri değildir. Bunu Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) nakletmiştir.

İbnu’l-Münzir de şöyle demektedir: Biz Bilal’den şöyle dediğini rivâyet ettik: Ancak bir horoz kurban etmeye aldırmam. Bu uğurda toprağa bulanmış bir yetimin eline (parasını) vermem -bu rivâyeti nakleden böyle demiştir- onu kurban etmekten daha çok hoşuma gider. en-Nehaî’nin görüşü de budur. Buna göre sadaka daha faziletlidir. Malik ve Ebû Sevr de bu görüştedir.

Bu hususta ikinci bir görüş daha vardır ki buna göre de kurban daha faziletlidir. Rabia ve Ebû’z-Zinad’ın görüşü budur. Re’y ashabı da böyle demişlerdir:

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) ve Ahmed b. Hanbel ayrıca derler ki: Kurban kesmek sadakadan faziletlidir. Çünkü kurban kesmek bayram namazı gibi müekked bir sünnettir. Bilindiği gibi bayram namazı diğer nafile namazlardan faziletlidir. Aynı şekilde sünnet namazlar da diğer bütün nafile namazlardan faziletlidir.

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: Kurbanların faziletlerine dair hasen derecesinde rivâyetler gelmiştir. Bunların kimisini Said b. Dâvûd b. Ebi Zenber, Malik’ten o Sevr b. Zeyd’den, o İkrime’den, o İbn Abbâs’tan diye rivâyet etmiştir. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sıla-i rahim uğrunda yapılan harcamadan sonra yüce Allah nezdinde kan akıtmaktan daha faziletli hiçbir harcama yoktur.” Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: Bu, Malik’in yoluyla garib bir hadistir.

Âişe (radıyallahü anha)’dan dedi ki: Ey insanlar! Gönül hoşluğu ile kurban kesiniz. Çünkü ben Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı şöyle buyururken dinledim: “Bir kul kurbanlığı ile kıbleye yönelecek olursa, mutlaka onun kanı, boynuzu ve yünü de kıyâmet gününde mizanında hazır edilecek hasenat olur. Şüphesiz kan toprağa düştü mü yüce Allah’ın himayesine düşer, ta ki kıyâmet gününde onun sahibine (mükâfatını) eksiksiz ödeyinceye kadar.” Ebû Ömer bunu et-Temhid adlı eserinde zikretmiştir İbn Abdi’l-Berr, Temhid, XXIII, 193.

Ayrıca Tirmizî de bu hadisi ondan (Âişe -radıyallahü anhadan) rivâyet etmiştir. Buna göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kurban günü hiçbir Âdemoğlu Allah’ın kan akıtmaktan daha çok sevdiği herhangi bir amel işleyemez. O kurbanlık kıyâmet gününde boynuzlarıyla, kıllarıyla, ayaklarıyla gelecektir. Kan daha yere düşmeden Allah nezdindeki yerini alır. O bakımdan gönül hoşluğuyla kurbanlarınızı kesiniz.” (Tirmizî) dedi ki: Bu hususta İmrân b. Husayn ile Zeyd b. Erkam’dan da gelmiş rivâyetler vardır ve bu hasen bir hadistir Tirmizî, IV. 83; İbn Mace, II, 1045.

10- Kurban Kesmenin Hükmü:

Kurban kesmek vacib (farz) değildir. Ancak bilinegelen bir sünnettir.

İkrime dedi ki: İbn Abbâs kurban günü bana iki dirhem verir, ben de ona et alırdım. Bana derdi ki: Yolda karşılaştığın kimselere: Bu İbn Abbâs’ın kurbanlığıdır, de.

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: Bunun ve Ebû Bekir ve Ömer’den kurban kesmediklerine dair gelen rivâyetlerin ilim ehlince yorumu şudur: Onların bu şekildeki tutumları kurban kesmeyi sürdürmenin farz ve vacib olduğuna inanılmamasıdır. Çünkü onlar başkaları tarafından kendilerine uyulan ve insanların dinleri hususunda kendilerini gözönünde bulundurdukları önder şahsiyetlerdi. Zira bunlar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile ümmeti arasındaki vasıta idiler. İşte bu hususta günümüzde başkaları için sözkonusu olmayan türden içtihadlarda bulunmak, onlar için uygun idi.

Tahavî “Muhtasar” ında şunları söylemektedir: Ebû Hanife dedi ki: Kurban kesmek Mısır diye tarif edilen yerlerde ikamet eden varlıklı kimseler için vacibtir. Yolcuya vacib değildir. Büyük bir adamın kendisi adına kurban olarak ne vacib ise küçük çocuğu için de aynı şey vacibtir. Ancak Ebû Yusuf ile Muhammed ona muhalefet ederek şöyle demişlerdir: Kurban kesmek vacib değildir. Ancak imkan bulan kimse için terki sözkonusu olmayan, terke ruhsat bulunmayan bir sünnettir. (Tahavî) dedi ki: Bizim de kabul ettiğimiz görüş budur.

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: İşte Malik’in görüşü de budur. O şöyle der: Hiçbir kimsenin ister yolcu, ister mukim olsun kurbanı terketmemesi gerekir. Terkedecek olursa -haklı bir mazeretinin bulunması müstesna- çok kötü bir iş yapmış olur. Mina’da hacının kurban kesmesi ise müstesnadır.

İmâm Şâfiî de şöyle demiştir: Kurban kesmek bütün insanlara ve Mina’daki hacılara da bir sünnettir, vacib değildir. Kurban kesmeyi vacib kabul edenler Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın Ebû Bürde b. Niyar’a bir başka kurbanı tekrar kesmesini emretmesini Buhârî, I, 328, 329, V, 2109, 2114; Müslim, III, 1552, 1553; Dârimî, II, 109;Nesâî, VII, 224; Muvatta’, II, 483; Müsned, IV. 45, 281, 303. delil göstermişlerdir. Çünkü farz olmayan bir işte tekrar yerine getirilmesini emretmek sözkonusu değildir.

Diğerleri ise Ummu Seleme’nin, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan rivâyet ettikleri şu hadisi delil göstermişlerdir: “Zülhicce’nin on günü girip de sizden herhangi bir kimse kurban kesmek isterse…” Müslim, III, 1565; İbn Mace, II, 1052; Müsned, VI. 289. Bu görüşün sahipleri derler ki: Eğer kurban kesmek vacib olsaydı, bunu kurban kesenin isteğine bırakmazdı. Ebû Bekir, Ömer, Ebû Mes’ûd el-Bedrî ve Bilal’in görüşü de budur.

11- Kurban Hangi Tür Hayvanlardan Kesilebilir:

Müslümanların icma ile kabul ettiklerine göre kurban kesilebilen hayvanlar (Kur’ân-ı Kerîm’de sözkonusu edilen) sekiz çifttir. Bunlar ise koyun, keçi, deve ve inek türleridir. İbnu’l-Münzir dedi ki: el-Hasen b. Salih’den şöyle dediği nakledilmiştir: Yaban öküzü yedi kişi adına, ceylan da bir kişi adına kurban edilebilir.

İmâm Şâfiî de der ki: Şayet yabani öküz ehli bir ineği yahut ehli bir öküz yabani bir ineği gebe bırakmış ise (bunların yavrularının) hiçbir şekilde kurban edilmeleri câiz değildir. Rey sahibleri ise bunun câiz olacağını söylemişlerdir. Çünkü yavru annesinin durumundadır. Ebû Sevr ise şöyle demiştir: Eğer en’ama (ehli davarlara) nisbeti sözkonusu ise kurban edilmesi caizdir.

12- Kurban Kesiminde Dikkat Edilecek Hususlar:

Hac Sûresi’nde (22/28-29. âyetler. 3. başlık ve devamında) kurban kesme zamanı ve kurban etinden yemeye dair yeterli açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.

Müslim’in, Sahih inde Enes’ten şöyle dediği rivâyet edilmektedir: “Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) beyaz ve boynuzlu iki koçu kendi elleriyle keserek kurban etti. Bu arada “bismillah” dedi, tekbir getirdi, ayağını da yanları üzerine koydu. ” Müslim, III, 1556; Buhârî, V. 2114; Tirmizî, IV. 84; Nesâî, VII, 220, 230; Müsned, III, 99, 214, 222, 255, 257. Bir başka rivâyette de şöyle demektedir: “Ve bu arada bismillahi vallahu ekber diyordu.” Müslim, III, 1557; Buhârî, V, 2113; Nesâî, VII. 231; İbn Mace, II. 1043; Müsned, III, 115. 170. 183, 189, 211.

el-En’am Sûresi’nin sonlarında (6/161-163- âyetler, 4. başlıkta) da İmrân b. Husayn yoluyla gelen hadisi kaydetmiştik. el-Mâide Sûresi’nde (5/3- âyet, 7. başlık ve devamında) de şer’î kesim, buna dair açıklamalar ve şer’î kesimin ne suretle yapılacağına dair açıklamalar geçtiği gibi.

Ceninin kesiminin, annesinin kesimi olduğuna dair açıklamalar da yeteri kadarıyla geçmiş bulunmaktadır.

Yine Müslim’in Sahih’inde Âişe’den rivâyete göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) boynuzlu, siyah ayaklı, karnı siyah, gözleri(nin etrafı) siyah bir koç getirilmesini emretti. Kurban etsin diye ona istediği gibi bir koç getirildi, ona: “Ey Âişe! Bana bıçağı getir” dedi. Sonra da: “Onu bir taş üzerinde bile” dedi. Ben de bıçağı biledim, sonra bıçağı aldım, o da koçu alıp yatırdı ve onu boğazlayıp dedi ki: “Bismillahi, Allah’ım Muhammed’den, Muhammed’in aile halkından ve Muhammed’in ümmetinden kabul buyur.” Sonra da koçu kurban etti. Müslim, m. 1557; İbn Hibban. Sahih, f\\\. 236, Ebû Davud, \\\. 94, Müsned, VI. 78.

İlim adamları bu hususta farklı görüşlere sahibtirler. Hasan-ı Basıl kurban kesimi sırasında: “Bismillahi vallahu ekber bu sendendir, senin içindir, filandan kabul buyur” derdi.

Malik dedi ki: Böyle bir şey yapacak olursa, bu güzel olur. Yapmayacak olupta sadece Allah ismini anarsa, bu da yeterlidir.

Şâfiî dedi ki: Kesilen hayvan üzerinde Allah’ın ismini anmak “bismillah” demekle gerçekleşir. Bundan başka Allah’ın zikri türünden bir şey ekler ya da Peygamber Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’a salat ve selam getirecek olursa, bunu da mekruh görmem. Yahut “Allah’ım benden kabul buyur ya da filandan kabul buyur” diyecek olursa, bunun da bir sakıncası yoktur.

en-Numan (b. Sabit, Ebû Hanife) de dedi ki: Allah’ın ismi ile birlikte başkasının ismini anmak mekruhtur. Buna göre kesim esnasında: “Allah’ım filandan kabul buyur” demesi mekruhtur. Yine Ebû Hanife der ki: Ancak hayvanı kesime yatırmadan önce ve Allah’ın ismini anmadan bunları söylemesinde bir sakınca yoktur.

Âişe (radıyallahü anha)’nın rivâyet ettiği hadis ise bu görüşü reddetmektedir. İbrahim (aleyhisselâm)’ın da oğlunu boğazlamak istediğinde: “Allahuekber velhamdulillah’ dediği ve bunun böylece sünnet kaldığına dair açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmaktadır.

13- Kurban Edilecek Hayvanda Bulunmaması Gereken Kusurlar:

el-Bera b. Azib’in rivâyetine göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a: Kurban edilecek hayvanda sakınılacak hususlar nelerdir? diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Dört tanedir. -el-Bera eliyle işaret eder ve: Benim elim Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın elinden kısadır derdi: Topallığı açıkça görülen topal hayvan, bir gözünün körlüğü açıkça belli olan bir gözü kör, açıkça hasta olduğu belli olan hasta ve üzerinde yağ namına bir şey bulunmayan oldukça zayıf hayvan.” Ebû Dâvûd, III. 97; Tirmizî, IV, 85; Nesâî, VII. 214. 215; İbn Mace, II, 1050; Muvatta’, II, 482; Dârimi, II, 105.

Malik’in lâfzı ile rivâyet bu şekildedir. Bu hususta görüş ayrılığı yoktur. Ancak bunların az bir kısmının hükmü hususunda farklı görüşler vardır.

Tirmizî’de Ali (radıyallahü anh)’dan şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizlere gözü, kulağı iyice incelememizi ve mukabele, müdabere. şerka’ ve harka’ herhangi bir hayvanı kurban olarak kesmememizi emretmiştir. Dedi ki: Mukabele kulağının bir tarafı kesilmiş olan, müdabere kulağın yan tarafı kesilmiş olan, şerka’ kulağı boydan boya yarılmış olan. harka’ kulağı delik olan demektir. (Tirmizî) dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Tirmizî, IV. 86; Dârimi, II, 106; Ebû Dâvûd, III, 97; Nesâî, VII. 216, 217; Müsned, I, 108. 128, 149.

Abdullah b. Ömer kurban kesilecek hayvanlarda ve büyük baş hayvanlarda yaşını bulmamış olanlar ile hilkatinden eksilmiş olanlardan sakınırdı.

Malik dedi ki: Bu hususta dinlediklerim arasında en hoşuma giden budur Muvatta’, II, 482

el-Kutebî dedi ki: Yaşı gelmemiş olandan maksat, sanki dişleri yokmuş gibi henüz dişleri çıkmamış olan demektir. Bu da: Filanın sütü yoktur yani süt vermiyor, filanın yağı yoktur yani yağ vermiyor, balı yoktur yani bal vermiyor demeye benzer. Bu da kurbanlıklarda dişleri dökülmüş olan hayvanın kurban edilmesinin yasaklanmış olmasını andırmaktadır.

Ebû Ömer b. Abdi’l-Berr dedi ki: Malik’e göre yaşlılığından ve ihtiyarlığından ötürü dişleri dökülmüş, bununla birlikte semiz olan koyunu kurban etmekte bir mahzur yoktur. Şayet genç olmakla birlikte dişleri dökülmüş ise, onu kurban etmesi câiz olmaz. Çünkü bu basit olmayan bir kusurdur. Esasen noksanların tümü mekruhtur. Bunlara dair geniş açıklamalar ise fıkıh kitaplarındadır.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın da şöyle buyurduğu kaydedilmiştir: “Kurbanlıklarınızın göz alıcı olmasına dikkat ediniz. Çünkü onlar Sırat üzerinde binekleriniz olacaktır.” Bunu da ez-Zemahşerî zikretmiştir. Deylemî, Firdevs, I, 85.

14- Oğlunu Kurban Etmeyi Adamanın Hükmü:

Âyet-i kerîme oğlunu kurban etmeyi ya da kesmeyi adayan kimsenin İbrahim (aleyhisselâm)’ın oğlunun yerine fidyede bulunduğu gibi, bir koç keseceğine delildir. Bu İbn Abbâs’ın görüşüdür. Ondan gelen bir başka rivâyete göre Abdu’l-Muttalib’in yaptığı şekilde oğlunun yerine yüz deve keser. İbn Abbâs’tan gelen bu iki rivâyeti de en-Nehaî nakletmiştir.

İbn Abbâs’tan, el-Kasım b. Muhammed’in rivâyetine göre de bir yemin kefaretinde bulunması onun için yeterlidir. Mesrûk: Bir şey yapması gerekmez derken, Şâfiî: Böyle bir şey bir masiyettir, bundan dolayı Allah’tan mağfiret diler demektedir.

Ebû Hanife de şöyle demektedir: Bu sözü söyleyen bir kimse kendi oğlu hakkında söylemişse, bir koyun kesmelidir. Oğlu dışındakiler hakkında ise bir şey kesmesi gerekmez. Muhammed ise şöyle demektedir: Kölesini keseceğine dair yemin eden kimse, oğlunu kesmek üzere yemin edip yeminini bozan kimse gibidir, aynı şeylerle mükelleftir.

İbn Abdi’l-Hakem de Malik’ten şöyle dediğini nakletmektedir: “Ben yemin olsun oğlumu Makam-ı İbrahim’in yanında keseceğim” diye yemin edip sonra yeminini bozan kimsenin bir hediye kurban göndermesi gerekir. Oğlunu boğazlamayı adamakla birlikte “Makam-ı İbrahim’in yanında” dememiş ve herhangi bir şey de kastetmemiş ise, bir şey yapması gerekmez. Oğlunu hediye kurbanı kılan kimsenin de onun yerine bir hediye kurbanı kesmesi gerekir. Kadı İbnu’l-Arabî de -Ebû Hanife’nin dediği gibi- şöyle der: Bir koyun kesmesi gerekir. Çünkü yüce Allah oğlu kesmeyi şer’an bir koyun kesmekten ibaret kılmıştır. Yüce Allah, İbrahim’i oğlunu kesmekle yükümlü kılmakla birlikte bir koyun kesmesini sağlayarak bu yükümlülükten kurtarmıştır. Aynı şekilde kul oğlunu kesmeyi adayacak olursa, bir koyun kesmesi gerekir. Çünkü yüce Allah:

“Atanız İbrahim’in dinine (uyunuz)” (el-Hac, 22/78) diye buyurmuştur. Yemin aslî bir yükümlülük, adak ise fer’î bir yükümlülüktür. O bakımdan adağın da yemine göre açıklanması gerekir.

Şayet: İbrahim -masiyet olmakla- ve masiyeti emretmek câiz olmamakla birlikte oğlunu kesmekle nasıl emrolunabilir? denilecek olursa, şöyle cevap veririz: Bu, Allah’ın Kitabına karşı bir itirazdır. İslâm’a inanan bir kimsenin böyle bir itirazı olamaz. Helal ve haram hakkında fetva verecek bir kimsenin böyle bir itirazı nasıl düşünülebilir? Kaldı ki yüce Allah (oğlunun babasına): “Emrolunduğun şeyi yap” dediğini bize aktarmıştır. Bu hususta insanların kalblerindeki karışıklığı giderecek olan şudur: Masiyetler ve itaatler muayyen şeylerin zatî ve ayrılmaz vasıfları değildir. İtaat denilen şey yapılması emredilen fiillerle alakalı olmaktan ibarettir. Masiyet denilen şey de fiiller ile ilgili yasaklardan ibarettir. Burada emir İbrahim’in oğlu İsmail’i kesmesi ile alakalı olduğuna göre, bunu yerine getirmek bir itaat ve bir imtihan olur. Bundan dolayı yüce Allah:

“Muhakkak bu, apaçık bir imtihandır” diye buyurmaktadır. Yani çocuğun boğazlanması ve nefsin buna katlanması hususunda açık bir imtihandır. Bizim için de çocuklarımızı kesmek yasak olunca, böyle bir işi yapmak bizim için de masiyet olur.

Şayet: Bu iş masiyet olmakla birlikte nasıl adak olabilir? denilecek olursa, şöyle deriz: Bunun masiyet olması, adağı ile oğlunu kesmeyi kastedip onun yerine fidye vermeyi niyet etmemesi halinde sözkonusudur.

Şayet: Bu iş meydana gelir, masiyeti kasteder ve fidye vermeyi de niyet etmemişse ne olur? denilecek olursa, şöyle deriz: Eğer böyle bir maksat güderse, onun bu maksadının zararı olmaz, adağına da etki etmez. Çünkü çocuk ile ilgili adak şer’an artık bir koyun kesmekten ibarettir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/saffat-106/,https://kutsalayet.de/saffat-108/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız