İşte bu — tatsınlar: kaynar su ve irin.
Diyanet Vakfı
İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar.
Kurtubi Tefsiri
Bu (onlar içindir). Tatsınlar onu! Kaynar su ve irindir o.
“Bu (böyledir). Tatsınlar onu, kaynar su ve irindir o” âyetinde de: ” Bu” mübteda olarak ref konumundadır, haberi de:
“Kaynar su…dur” lâfzı olup takdim ve tehir sözkonusudur. Yani bu kaynar sudur ve irindir, onu tatsınlar takdirindedir. Bu durumda
“tatsınlar onu” anlamındaki âyet üzerinde vakıf yapılmaz. Bununla beraber
“bu” anlamındaki lâfzın mübteda olarak ref konumunda,
“tatsınlar onu” anlamındaki âyet da haber konumunda olabilir.
“Tatsınlar onu” anlamındaki âyetin başına “fe” harfi de “bu” lâfzının mahiyetine dikkat çekmek için gelmiştir. Buna göre
“tatsınlar onu” anlamındaki âyet üzerinde vakıf yapılır ve
“kaynar su” anlamındaki âyet da “bu kaynar sudur” takdiri üzere merfu okunur.
en-Nehhâs dedi ki: Manası: Durum budur. Kaynar su ve irindir, şeklinde olması da mümkündür. O takdirde
“kaynar su ve irin” anlamındaki lâfızlar haber yapılmamış olur. Merfu gelmeleri ise: ” kaynar su ve irindir” anlamına geldiğinden ötürüdür. el-Ferrâ” ise bu ikisini: ” Onun bir bölümü kaynar sudur, bir bölümü irindir” anlamında merfu okumakta ve şu beyiti zikretmektedir:
“Nihayet sabah alaca karanlıkta aydınlık verince,
Ve bakliyat (kimi) bükülmüş ve (kimi) biçilmiş iken bırakıldığında.”
Bir başka şair de şöyle demektedir:
“Onun (dişi devenin) üzerinde eşyası var ve sabah o eşyaları beraberinde getiren yardımcıları,
(Bunların kimi) sulama aracıdır ve (kimi) büyük kovadır, boşaltıldığı vakit uzaklara kadar (suyu) giden.”
Bununla birlikte
“bu” lâfzının
“tatsınlar onu” fiilinin açıkladığı bir fiil takdir edilerek nasb konumunda olması da mümkündür. Nitekim: “Zeyd’i vur” demeye benzer. Bu durumda nasb daha uygundur. O takdirde:
“Tatsınlar onu” anlamındaki âyet üzerinde vakıf yapılır ve “kaynar su ve irindir” anlamındaki âyet ile yeniden okumaya: “Durum şu ki (o) kaynar su ve irindir” takdirinde olur.
Medinelilerin, Basralıların ve bazı Kûfelilerin kıraatinde ” İrindir” âyetinde “sin” harfi şeddesiz okunmuştur. Yahya b. Vessab, el-A’meş, Hamza ve el-Kisaî ise bunu şeddeli okumuşlardır. İki ayrı söyleyiş olup el-Ahfeş’e göre aynı anlamdadır. Anlamlarının farklı olduğu da söylenmiştir. Şeddesiz okuyanların kıraatine göre bu, azâb, cevab, sevab gibi bir isimdir. Şeddeli okuyanlar ise şöyle demektedir: Bu ism-i fail olup mübalağa için “fe’al” veznine nakledilmiştir. ” Çokça vuran, çokça öldüren” gibi. Bu da: fiilinden “fe’al” vezninde bir kelimedir. Buna göre ismi-i failleri: …diye gelir.
İbn Abbâs dedi ki: Bu zemherirdir. Yüce Allah onları zemheririn soğuğu ile korkutmaktadır.
Mücahid ve Mukâtil , “son derece soğuk kar” demektir, demişlerdir. Başkaları ise: Nasıl ki “Hamim (kaynar su)” harareti ile yakıyor ise, bu da soğuğu ile yakıcıdır.
Abdullah b. Amr da şöyle demiştir: Bu oldukça katı bir irindir. Ondan ufak bir parça doğu tarafına düşecek olursa, batıda bulunanlar onun pis kokusundan rahatsız olurlar. Batıda ondan bir damla düşecek olursa, doğuda bulunanlar o pis kokudan rahatsız olurlar.
Katade de şöyle demiştir: Bu zinakarların ferclerinden, kâfirlerin etlerinden ve derilerinden akacak irinler ve kötü kokulardır.
Muhammed b. Ka’b dedi ki: Bu, cehennemliklerin usaresidir. Bu açıklama dildeki anlamı itibariyle en yakın açıklamadır. Mesela: Yaradan sarı su (irin) çıktı, çıkar” denilir. Şair de şöyle demektedir:
“Hayatı ve hayatın bana güzel geldiğini hatırladım mı
Geceden soğuk bir gözyaşı akar.”
Burada yazılı ibare: “Minelleyl” olup geceden” demektir. Arapça baskıyı hazırlayanların da dikkat çektikleri gibi “mine’l-ayn: gözden” olması ihtimali daha güçlüdür.
Görüldüğü gibi burada “soğuk” anlamındadır. Nitekim: “Soğuk gece” denilir, çünkü gece gündüzden daha soğuktur.
es-Süddî dedi ki: “Ğassak (irin)” cehennemliklerin gözlerinden akan şeyler ve onların gözyaşlarıdır. Hamim (kaynar su) ile birlikte onlara içirilecektir. İbn Zeyd de dedi ki: Hamim onların gözyaşlarıdır. Cehennem ateşindeki havuzlarda toplanılır ve onlara içirilir. Sadid ise derilerinden çıkan sulardır. Bu tercihe göre “ğassak” lâfzı (vezin itibariyle) “seyyal” gibi olur.
Ka’b dedi ki: Ğassak cehennemdeki bir pınardır. Oraya akrep yılan ve buna benzer her zehirli hayvanın zehiri akar.
Bu kelimenin karanlık ve siyahlıktan alınma olduğu da söylenmiştir. Çünkü “ğasek” gecenin ilk karanlığıdır. ” Gecenin karanlığı bastırdı, bastırır” demektir. Tirmizî’de Ebû Said el-Hudrî’den gelen hadise göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Eğer ğassaktan bir kova dünyaya dökülecek olursa, dünyadaki herkes o pis kokudan rahatsız olur.” Tirmizî, IV, 706; Müsned, III, 28, 83.
Derim ki: Açıkladığımız gibi bu birinci iştikak (kelimenin türediği köke) daha yakın bir açıklamadır. Bununla birlikte ğassakın akıcılığı ile birlikte oldukça koyu siyah olması da mümkündür. O takdirde her iki iştikak (kelimenin türediği kök) doğru olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.