"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Sad 25

Biz de onu bağışladık. Şüphesiz onun katımızda yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.

Diyanet Vakfı
Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır.

Kurtubi Tefsiri
Biz de ona bunu mağfiret ettik. Şüphesiz onun nezdimizde bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.

23- Dâvûd (aleyhisselâm)’ın Mağfirete Nail Olması:

“Biz de ona bunu mağfiret ettik” âyeti Biz de ona günahını bağışladık, demektir. İbnu’l-Enbarî dedi ki: “ Biz de ona bunu mağfiret ettik” âyeti tam bir vakıftır. Daha sonra da “(……..): Şüphesiz onun…” diye okumaya başlar.

el-Kuşeyrî dedi ki: Bununla birlikte:

“Biz de ona mağfiret ettik” diye vakıf yaptıktan sonra:

“İşte böyle, şüphesiz onun… vardır” diye başlar.

Yüce Allah’ın:

“Bu böyledir, azgınlar için muhakkak… vardır” (Sâd, 38/55) âyeti gibidir. Yani durum işte böyledir, anlamındadır.

Atâ el-Horasanî ve başkaları dedi ki: Dâvûd (aleyhisselâm) yüzünün etrafında ot bitip başını örtünceye kadar kırk gün süreyle secdede kaldı. Sonra ona şöyle seslenildi: Aç mısın sana yemek verilsin? Yoksa çıplak mısın giydirilesin? Bunun üzerine öyle bir hıçkırarak ağladı ki, içinden gelen hararetle o mera coşup büyüdü. Böylelikle ona mağfiret olundu ve bu sebeple günahı setredildi.

Bu sefer dedi ki: Rabbim bu benimle Senin arandaki günahım. Onu bağışlamış bulunuyorsun, peki İsrailoğullarından olan şu şu adamların durumu ne olacak? Ben onların çocuklarını yetim, hanımlarını dul bıraktım. Buyurdu ki: Ey Dâvûd! Kıyâmet gününde senin tarafından gelmiş herbir zulmü cennetin sevabı karşılığında o kişiden sana bağışlamasını isteyeceğim. Dâvûd dedi ki: Rabbim kolay mağfiret işte böyle olur. Sonra: Ey Dâvûd başını kaldır, denildi. Başını kaldırmak istedi ancak yere batmış olduğunu gördü. Cebrâîl gelip ağaçtan zamkı koparıldığı gibi, onu yerin üzerinden söküp kardı. Bunu el-Velid b. Müslim İbn Cabir’den, o Atâ’dan rivâyet etmiştir, el-Velid dedi ki: Ayrıca Münir b. ez-Zubeyr bana haber verdi, dedi ki: Davud’un secde yerleri yere yapıştı. Yüzünden de Allah’ın dilediği miktar yapışmıştı. el-Velid dedi ki: İbn Lehia dedi ki: Secdesi sırasında: Seni tenzih ederim, işte benim içeceğim olan gözyaşlarını ve işte benim yiyeceğim önümdeki bir külün içerisinde, diyordu. Bir rivâyette belirtildiğine göre o kırk gün secdede kaldı. Farz namaz dışında başını kaldırmadı. Gözyaşlarından ot bitinceye kadar ağlayıp durdu.

Bu Ebû Hüreyre yoluyla merfu bir hadis olarak da rivâyet edildiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Dâvûd kırk gün süreyle secdede kaldı. O kadar ki gözyaşlarından biten ot başını örttü. Yer onun alnını aşındırdı. Secdesinde de: Rabbim, Dâvûd bir defa yanıldı ve bu yanılması sebebiyle doğu ile batı arasındaki mesafe kadar uzaklaştı. Rabbim, eğer Davud’un zayıflığına merhamet buyurmaz, günahını bağışlamazsan, sen ondan sonra insanlar arasında günahını konuşulacak bir söz kılarsın. Kırk sene sonra Cebrâîl ona dedi ki: “Ey Dâvûd! Şüphesiz Allah senin içinden işlemeyi geçirdiğin günahı sana bağışlamış bulunuyor. ” Tirmizî, el-Hakim, Nevadiru’l-Usul, II, 178

Vehb dedi ki: Dâvûd (aleyhisselâm)’a şöyle seslenildi: Şüphesiz ben sana mağfiret buyurdum. Ancak Cebrâîl gelip kendisine: Rabbin sana mağfiret buyurmuşken, ne diye başını kaldırmıyorsun? deyinceye kadar, başını da kaldırmadı. Bunun üzerine şöyle dedi: Rabbim bu nasıl olur? Sen hiç kimseye zulmetmezsin. Bunun üzerine yüce Allah Cebrâîl’e şöyle buyurdu: Davud’a git ve ona Orya’nın kabrine gidip ondan helallik dilemesini söyle. Onun seslenişini Orya’nın duymasını Ben sağlayacağım. Bunun üzerine Dâvûd üzerine hayvan postları giyindi, Orya’nın kabri yanında oturdu. Ey Orya diye seslendi, Orya: Buyur, benim bu lezzetimi Tirmizî, el-Hakim, Nevadiru’l-Usul, II, 183 yarıda kesip beni uyandıran da kim? diye sordu. Dâvûd: Ben kardeşin Davud’um, bana hakkını helal etmeni diliyorum. Çünkü ben seni öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktım, dedi. Orya: Sen beni cennetle karşı karşıya getirdin, sana hakkımı helal ediyorum, dedi.

el-Hasen ve başkaları da dedi ki: Dâvûd (aleyhisselâm) o günahtan sonra ancak günahkarlarla oturup kalkmaya başladı. Onlara da: Pek günahkar Davud’a gelin, diyordu. Her ne içtiyse mutlaka ona gözyaşlarını karıştırırdı. Kuru arpa ekmeğini bir kaba koyar ve gözyaşlarıyla o ekmeği ıslatıncaya kadar ağlar dururdu. Onun üzerine kül ve tuz serper, onu yer ve: Günahkarların yiyeceği budur, derdi. Günahını işlemeden önce gecenin yarısını namaz kılar ve senenin yarısını oruçla geçirirdi. Daha sonra ise senenin tamamını oruçla ve gecenin tümünü namaz kılarak geçirmeye başladı. Rabbim, günahımı avucumda kıl dedi, bunun üzerine günahı avucuna nakşedildi. Elini bir yemeğe, içeceğe ya da herhangi bir şeye uzattı mı mutlaka onu görür ve bundan dolayı ağlardı. Kendisine üçte ikisi dolu bardak getirilir, o bardağı eline aldı mı günahını görürdü. Gözyaşlarından dolup taşmadan o bardağı dudaklarının üzerine koymazdı.

el-Velid b. Müslim rivâyetle dedi ki: Bana Ebû Amr el-Evzaî’nin anlattığına göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Davud’un gözleri su damlatan iki kırba gibi idi. Gözünden akan yaşlar tıpkı suyun yerde kendisine yatak açması gibi yanağında kendisine akacak yerler açmıştı.”

el-Velid dedi ki: Osman b. Ebi’l-Atike’nin bize anlattığına göre Davud’un henüz o hatasını işlememiş iken günahkarlar hakkında söylediği ağır sözlerden birisi: Allah’ım, günahkarlara mağfiret etme, sözü idi. Daha sonra: Allah’ım, Rabbim! Günahkarlara mağfiret buyur ki, onlarla birlikte Davud’a da mağfiret edesin. Nurun yaratıcısı, her türlü eksiklikten münezzehtir. Ya ilâhi! Ben çıkıp kullarının tabiblerine benim günahımı tedavi etmelerini istedim, hepsi bana Senin kapını gösterdi. Ya ilâhi! Ben bir günah işledim, bu günahın mahsulünü -eğer onu bağışlamayacak olursan- kıyâmet gününde vereceğin azâb kılacağından korkarım. Nurun yaratıcısını her türlü eksiklikten tenzih ederim. Ya ilâhi! Ben günahımı hatırladım, yeryüzü, genişliğine rağmen bana dar geldi. Fakat senin rahmetini hatırlayınca, canım bana geri döndü, diye dua etti.

Haberde kaydedildiğine göre Dâvûd (aleyhisselâm) minbere çıktı mı insanlara işlediği günahın izini göstermek maksadı ile sağ elini kaldırır ve onlara doğru çevirip şöyle seslenirdi: Ya ilâhi! Ben günahımı hatırladığım vakit yeryüzü genişliğine rağmen bana dar geliyor. Senin rahmetini hatırladığımda da canım bana tekrar geri dönüyor. Rabbim Sen günahkarlara -onlarla birlikte Davud’un günahını da bağışlaman için- mağfiret buyur.

Dâvûd (aleyhisselâm) içerisi kül ile doldurulmuş liften yedi döşek üzerinde otururdu. Onun göz yaşyarı ayaklarının dibini ıslatırdı. Nihayet bütün bu döşekleri ıslatır ve yaşları altlarından sızardı. Ağlayıp sızladığı gün geldi mi, onun münadisi yollarda, çarşı-pazarlarda, vadilerde, dağ yollarında, dağların başlarında ve mağara ağızlarında şöyle seslenirdi: Şunu bilin ki, bugün Davud’un ağlama günüdür. Günahından ötürü ağlamak isteyen kimse Davud’a gelsin ve ona yardımcı olsun. Mağaralarda, vadilerde ibadete çekilmiş olanlar onun bulunduğu yere gelir, minberi etrafında sesler birbirine karışır. Yırtıcı hayvanlar, yabaniler ve kuşlar onun etrafında durur. İsrailoğulları da minberinin etrafını çevirir. Feryad ve figana başlayıp yanıp yakılması gözyaşlarının pınarlarını coşturunca bu sefer etrafındaki cemaat de tek bir sesten ağlar, feıyad ve figan ederdi. Hatta böyle bir günde minberi etrafında pekçok kişi ölürdü.

Nakledildiğine göre Dâvûd (aleyhisselâm) aniden bir cumartesi günü öldü. Mihrabına çıkıp inmekte iken ölüm meleği ona gelerek: Ruhunu kabzetmeye geldim, dedi. Ona: Bana izin ver de yukarı çıkayım yahut aşağı ineyim. Melek: Buna imkanım yok. Günler, aylar, yıllar, atacağın adımlar, rızıklar tükenmiş bulunuyor. Artık sen bundan sonra bir ayak izi dahi bırakamayacaksın. Bunun üzerine Dâvûd minberdeki bir basamak üzerinde secdeye kapandı ve bu haliyle canını aldı. (Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır).

Dâvûd ile Mûsa -ikisine de selam olsun- arasında beşyüzdoksandokuz yıllık bir süre vardır. Beşyüzyetmişdokuz yıl olduğu da söylenmiştir. Dâvûd (aleyhisselâm) yüzyıl yaşadı, halifeliği oğlu Süleyman’a vasiyet etti.

24- Dâvûd (aleyhisselâm)’ın Konumu:

“Şüphesiz onun nezdimizde bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır” âyeti ile ilgili olarak Muhammed b. Kab ile Muhammed b. Kays şöyle demişlerdir:

“Şüphesiz onun nezdimizde” mağfirete nail oluşundan sonra

“bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.” İkisi de derler ki: Allah’a yemin ederim, kıyâmet gününde kadehten ilk içecek kişi Dâvûd (aleyhisselâm)’dır.

Mücahid de Abdullah b. Ömer’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: “Yakınlığı” kıyâmet gününde yüce Allah’a yakınlık demektir. Mücahid’den de şöyle dediği nakledilmiştir: Yüce Allah kıyâmet gününde Davud’u günahı eline nakşedilmiş olarak diriltecektir. Kıyâmet gününün o dehşetli hallerini göreceğinde yüce Allah’ın rahmetine sığınmaktan başka bir korunacak yer bulamayacaktır. Sonra günahını görecek, bundan tedirgin olacak, kendisine: Buraya, buraya denilecek. Tekrar günahını görecek, tedirgin olacak yine ona: Buraya, buraya denilecek. Yine bunu görecek, tedirgin olacak tekrar ona: Buraya, buraya denilecek. Nihayet yüce Allah’a yaklaşacak ve huzur bulacaktır. İşte yüce Allah’ın:

“Şüphesiz onun nezdimizde bir yakınlığı ve güzel bir dönüş yeri vardır.” âyeti bunu anlatmaktadır. Bunu et-Tirmizî el-Hakim zikretmektedir. (el-Hakim) dedi ki: Bize el-Fadl b. Muhammed anlattı, dedi ki: Bize Abdu’l-Melik b. el-Esbağ anlattı, dedi ki: Bize el-Velid b. Müslim anlattı, dedi ki: Bize İbrahim b. Muhammed el-Fezarî, Abdu’l-Melik b. Ebi Süleyman’dan anlattı, dedi ki: Abdu’l-Melik de Mücahid’den diyerek bu rivâyeti zikretti. Tirmizî dedi ki: Ben uzun bir süre bu âyet-i kerimeleri okuyup duruyor fakat yüce Allah’ın:

“Rabbimiz hesab gününden önce payımızı bize çabuk ver” (Sâd, 38/16) âyetinden maksadın ve anlamın ne olduğu benim için açıklığa kavuşmuyordu. Buradaki “el-kıt (pay)” sözlükte sahife demektir. Şöyle ki Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara:

“Kitabı sağdan verilmiş olana gelince…” (el-Hakka, 69/19) âyetini okuyup da kendilerine: Siz bütün bu yaptıklarınızı da sol tarafınızdan verilecek sahifelerinizde yazılmış göreceksiniz deyince, bu sefer onlar: “Rabbimiz hesab gününden önce payımızı” yani sahifemizi “bize çabuk ver” dediler. Yüce Allah da ona: “Onların dediklerine sabret ve güçlü kulumuz Davud’u hatırla!” dedi. Daha sonra (et-Tirmizî el-Hakim) Davud’un günahının kıssasını başından sonuna kadar kaydettikten sonra şöyle demektedir: Kendi kendime diyordum ki: Yüce Allah ona söylediklerine sabretmesini ve Davud’u hatırlamasını emretti. Acaba bu hatırlatma ile ne kastedilmiştir? Bunun onunla ilişkisi nedir? Bir türlü kalbime huzur verecek bir şeye vakıf olamıyordum. Nihayet yüce Allah bir gün bana bunu da gösterdi ve bu hususta Rabbimin ilhamına mazhar oldum. Buna göre bu kimseler, içinde yüce Allah’ın emri ile alay ederek günah ve hatalarının yazılı bulunduğu amel defterlerinin sol taraflarından kendilerine verilmesini kabul etmeyip inkar ettiler ve: “Rabbimiz hesab gününden önce payımızı bize çabuk ver” dediler. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) onların bu alaylarından incindi. Yüce Allah da bu sözlerine karşılık ona sabretmesini ve kulu Davud’u hatırlamasını emretti. Çünkü Dâvûd işlediği günahını elinde kazılmış olarak görmeyi dünyada istedi. Bundan dolayı da başına gelenler geldi. Öyle ki o bunu gördüğü vakit, bundan ızdırap duyar ve elindeki kase gözyaşları ile dolardı. Günahının bu izini gördü mü öyle ağlardı ki, kül ile doldurulmuş liften yedi döşekten bile ıslaklığı geçerdi. O, günahının bağışlanmasından ve davacının mesuliyetinden yana teminatın verilmesinden ve şanı yüce Allah’ın hasmını razı edip bağışlamasını ondan isteyeceğine dair teminatın verilmesinden sonra bu dilekte bulunmuştu. Halbuki Dâvûd onun sevdiği, onun dostu ve seçkin bir kulu idi. Bu mertebe ile birlikte, günahının izinin nakşedilmiş olması onu bu hale getirdi. Peki ya Allah’ın düşmanları, yarattıklarının isyankarları ve hor ve hakir düşüreceği kimselerin başına gelecekler ne olabilir? Eğer onların amel defterleri çabucak verilip de küfür ve inkar üzere işledikleri o günahların suretini görecek olurlarsa bu sahifelerdeki bu günahlara baktıkları vakit, başlarına neler geleceğini görürlerse (halleri ne olur?) Yüce Allah onların halinin ne olacağını haber vererek şöyle buyurmaktadır:

“Günahkarları kitabın içindekilerinden korkuya kapılmış göreceksin. Vay bizim halimize! Bu kitaba ne olmuş? Küçük, büyük hiçbir şey bırakmayıp sayıp dökmüş, diyecekler.” (el-Kehf, 18/49)

İşte Dâvûd -Allah’ın salat ve selamlan üzerine olsun- mağfirete nail olmakla birlikte müjdeyi almış, ilâhi lutfa mazhar olmuş olmakla birlikte, o günahının suretini görmeye tahammül edemiyordu. Bizim rivâyetimize göre hadiste şöyle denilmiştir: Kıyâmet gününde ayasında onun nakşedilmiş olduğunu göreceği vakit tedirgin olacak, ona: Buraya (gel) denilecek. Tekrar onu görecek yine tedirgin olacak, yine: Buraya denilecek. Sonra onu yine tekrar görecek ve nihayet yüce Allah’a yakınlaştırılacak ve huzur ve sükun bulacaktır. Tirmizî, el-Hakim, Nevadiru’l-Usul, II, 699 vd. -bazr ibarelerde az farkla- Davud (aleyhisselâm) ile ilgili rivâyetlerin bir kısmını ihtiyatla karşılamak lazım. Naşir).

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/sad-24/,https://kutsalayet.de/sad-26/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız