Necasetin karışmasıyla değişen bir su, az da olsa çok da olsa, icmâya göre necistir (pistir). Ölmek üzere olanın susuzluğunu gidermesi ya da boğulmak üzereyken boğazda takılan lokmanın giderilmesi gibi bir mazeret dışında bu suyun kullanılması haramdır.
Ancak, suyu değiştirmeyecek kadar az bir pislik olunca, yine de necis midir? İşte bu konu hakkında iki rivayet bulunmaktadır:
Birinci Görüş
En açık ve doğru olan görüş, bu suyun necis olduğudur ve bu, mezhebimizin görüşüdür. Şâfiî ve İshâk da bu görüşü söylemiştir.
Delil:
“Su iki kulle olduğu zaman pisliği barındırmaz.”
Başka bir lafızda: “Su, iki kulle miktarına ulaştı mı, onu hiçbir şey necis yapmaz.”
Bu hadiste suyun iki kulle ile sınırlandırılmış olması, daha azı olması durumunda suyun pis olduğunu ifade etmektedir. Zira iki kulle ile daha azı hakkında aynı hükmü verseydi, bu sınırlamanın anlamı olmazdı.
Ayrıca, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), köpeğin yaladığı kabın yıkanmasını ve artığının atılmasını emretmiştir. Böylelikle değişenle değişmeyen arasında bir ayrım yapmamıştır; halbuki dış görünüş itibariyle değişmediği ortadadır.
İkinci Görüş
Su, ancak değişikliğinin azlığı ve çokluğu sebebiyle necis olur. Bu görüşü İmam Mâlik, İbn Ebî Leylâ, Evzâî, Sevrî ve başkaları söylemişlerdir.
Delil:
Bidâe Kuyusu hakkında gelen hadis:
“Su temizdir ve onu hiçbir şey pis etmez.”
Buna, su çok olduğu vakit böyle olacağı şeklinde cevap verilmiştir. Delili ise, çok da olsa değiştiren şeyin suyu necis kılacağıdır. Ayrıca bu ifade, genel bir hüküm iken, “iki kulle” hakkında gelen hadis özel bir hükümdür ve genel olanı tahsis eder.
Ebu Hanife’nin Görüşü
Ebû Hanîfe ve arkadaşları, içerisine necaset düştüğünde su çok da olsa onu pisletmiş olacağını, ancak o necasetin belirli bir sınıra ulaşmadığına dair galip bir zan varsa, bu durumda pisletmeyeceğini söylemişlerdir.
Bu sınır hakkında ise ihtilaf etmişlerdir. Kimileri, insanın bir tarafından suyu çırpmasıyla hareketin öbür tarafına ulaşmaması hâlini sınır kabul etmiştir.
Delil:
“Sakın sizden biriniz durgun bir suda idrar yapıp da sonra cünüplükten dolayı ondan gusletmesin.”
Başka bir rivayette: “Sonra da ondan abdest almasın.”
Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), idrar ettikten sonra o sudan hem gusül hem de abdest alınmasını yasaklamıştır. Bu yasaklama, suyun az ya da çokluğu arasında ayrım yapmaksızın yapılmıştır.
Bu Delile İki Cevap Verilmiştir:
Birincisi: Onların ileri sürdüğü bu hadis geneldir, halbuki “iki kulle” hadisi özel bir konumda gelmiştir; bu sebeple onun öne geçirilmesi gerekir.
İkincisi: Bu hadisin tahsis edilmesi gerekir. Çünkü ortaya konan (suyun) sınırı, ittifakla abdest alınmasına mani değildir. Tahsis edilmesi gerektiği için, hadisin Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi kavliyle tahsis edilmesi, kişinin kendi görüşüyle delilsiz olarak yaptığı tahsisten daha önceliklidir.
Ebû Hanîfe, bu hadisin bütün necasetler için genel bir hüküm ifade ettiğini belirtmiştir. Hanbeliler ise, iki rivayetten meşhur olanına göre hadiste yer alan “bevl (idrar)” ifadesine diğer necasetleri de eklemişlerdir.
İkinci Rivayet
İdrar ve diğer necasetler arasında fark yoktur. Bu görüşü Ebü’l-Hattâb ve İbn Akîl tercih etmiştir. Aynı zamanda bu, Şâfiî mezhebinin de görüşüdür. İlmi ehlinin büyük çoğunluğu, bu necasetler arasında ayrım yapmamıştır. Çünkü iki kulle hadisi bunu göstermektedir.
Ayrıca insanın idrarı, köpeğin idrarından daha fazla necis değildir. Köpeğin idrarı bile çok suyu pisletmiyorsa, insanın idrarı elbette pisletmeme bakımından daha öncelikli olur.
Öyleyse açıklaması geçtiği üzere, “Sizden biriniz sakın oraya idrar yapmasın…” hadisinin tahsis edilmesi gerekmektedir.
Allah en iyisini bilir.