Aklın gitme belirtisi üç şekilde meydana gelmektedir:
Uyku: Gündüzün çoğunda olsun ya da bir kısmında olsun, uyumanın oruca (bozma gibi) herhangi bir etkisi yoktur.
Bayılmak: İmam Ahmed ve İmam Şâfiî’ye göre gündüzün büyük bir kısmında bayılmış olur da hiç ayılmamış olursa, bu durumda orucu sahih olmaz. Çünkü oruç, niyetle beraber kişinin kendisini tutması demektir. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah buyurdu ki: Âdemoğlunun bütün ameli kendisi içindir. Ancak oruç hariç. O, benim içindir. Onu ben mükâfatlandırırım. Kulum yemeyi, içmeyi, şehveti benim için terk ediyor.” Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir. Burada yemeği ve içeceği terk etmesini kendisine izafe etmiştir. Zira bayılan bir kimse orucu tutmuş sayılmayacağına göre, bu orucu da yeterli gelmiş olmayacak demektir.
Ebû Hanîfe ise bu kimsenin orucunun sahih olacağını söylemiştir. Çünkü niyet gerçekleşmiş ve söz konusu aklın gitmiş olması da bundan sonra meydana gelmiştir. O zaman –uyuyan kimsede olduğu gibi– bu bayılması orucuna engel teşkil etmez.
Niyetin, orucun iki rüknünden birisi olduğu ve sadece –orucu tutmak gibi– bu rüknün gitmesiyle de o orucun yeterli gelmeyeceği şeklinde cevap verilmiştir. Uyumaya gelince, bu bir adettir ve uyumak suretiyle hissiyat tam anlamıyla gitmiş sayılmaz. Ne zaman uykuda olan kaldırılacak olursa, o da kalkacaktır. Ancak bayılmak, ârızî bir durumdur; aklı götürür ve bu yönüyle delirmeye benzer.
Bayılma sebebiyle oruç bozulacak olursa, bundan dolayı kazâ etmesi gerekir; bunda ihtilaf yoktur. Bu kişi gündüzün bir bölümünde ayılacak olursa, orucu sahih olur; isterse bu, gündüzün başında ya da sonunda olsun fark etmez. İmam Şâfiî iki görüşünden birisinde: Gündüzün başında söz konusu olan niyetin hükmü oluşsun diye, o kişinin gündüz vaktinin başındaki ayılmasına bakılır, demiştir. Ancak bu, doğru değildir. Çünkü niyet geceden başladığı için gündüzleyin niyet etmeye ihtiyaç yoktur; tıpkı oruçlu halde uyuması yahut da gaflette olması gibi.
Delirmek: Bunun hükmü, bayılma hükmü gibidir. Sadece günün çoğunda kişi delirmiş olursa, bu orucun kazâsı vacip olmaz. Çünkü (Ramazan) ayının çoğunda delirme söz konusu olunca nasıl bu, orucun vücûbiyetine engel teşkil ediyorsa, aynı şekilde gündüzün çoğunda da delirmesi o oruca engel teşkil eder. Mesela çocuk olmak ve kâfir kimse gibi.
Ebû Hanîfe der ki: Ramazan’ın bir bölümünde dahi ayılacak olursa, bu kaçırdığı orucu kazâ etmesi gerekir. Çünkü aklı başında olduğu halde Ramazan’ın o bölümüne yetişmiş sayılır. O zaman –tıpkı o günün bir bölümünde ayılmış gibi– orucunu tutması gerekli olur.
el-Muvaffak der ki: O günün bir bölümünde şayet (delilikten dolayı) ayılacak olursa, bu orucun vücûbiyetinden men edildiğini söyleme hakkımız olur. Eğer onu bundan sâlim kılacak olursak, o takdirde ibadet vaktinin bir kısmına yetişmiş sayılmış olur ki bu durumda o orucu tutması gerekli sayılır. Tıpkı gündüzün bir bölümünde bulûğ çağına girmiş bir çocuk ya da kâfir iken Müslüman olmuş bir kimsenin hükmü gibi. Bir de namaz vaktinin bir kısmına yetişen kimse gibi de sayılır.
İmam Şâfiî ise şöyle demiştir: Gündüzün bir kısmında şayet kişi delirecek olursa, orucu bozulur. Çünkü bunun orucun vücûbiyetini engelleyen bir anlamı vardır. Dolayısıyla bir kısmında deliliğin devam etmesi sebebiyle, orucu bozulmuş olacaktır; tıpkı hayız olmak gibi.
Şöyle cevap verilmiştir: Gündüzün bir bölümünde aklın gitmesi –bayılmak ve uyumak gibi– orucun sıhhatine bir zarar vermez. Ama hayız (ay hâli), bundan ayrılır. Çünkü bu, orucun vücûbiyetine mâni değildir. Zira orucun ertelenmesi caiz olup, (bu halde iken) tutulması da haram olduğuna göre, deliliğin buna kıyas edilmesi geçerli değildir.