"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Nisa – Ateist Meali

1- Ey insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadın yayan Rabbinizden sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah üzerinizde gözetleyicidir.

2- Yetimlere mallarını verin. Kötüyü iyi ile değiştirmeyin ve onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Şüphesiz bu büyük bir günahtır.

3- Eğer yetimler hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan ikişer, üçer ve dörder nikâhlayın. Eğer adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir tane ile veya sahip olduğunuz cariyelerle yetinin. Bu, zulmetmemeniz için daha uygundur.

4- Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Eğer onun bir kısmını gönül rızasıyla size bağışlarlarsa, onu afiyetle ve gönül rahatlığıyla yiyin.

5- Malları, Allah’ın sizin için geçim kaynağı yaptığı şeyleri aklı ermez kimselere vermeyin. Onları o mallardan rızıklandırın, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6- Yetimleri deneyin; nikâh çağına ulaştıklarında, eğer onlarda bir olgunluk görürseniz mallarını kendilerine verin. Mallarını israf ederek ve büyümeden önce aceleyle yemeyin. Kim zengin ise uzak dursun, kim fakir ise uygun şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman da üzerlerine şahit tutun. Hesap görücü olarak Allah yeter.

7- Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır; azından olsun çoğundan olsun, belirlenmiş bir paydır.

8- Miras taksimi sırasında akrabalar, yetimler ve yoksullar hazır bulunursa, onlara da ondan verin ve onlara güzel söz söyleyin.

9- Arkalarında zayıf bir nesil bırakacak olsalar onlar için endişe edecek olanlar, Allah’tan korksunlar ve doğru söz söylesinler.

10- Şüphesiz yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına ancak ateş doldururlar ve alevli ateşe gireceklerdir.

11- Allah size çocuklarınız hakkında şunu emreder: erkeğe, iki kadının payı kadar vardır. Eğer hepsi kadın olup ikiden fazla iseler, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer bir tane ise yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa, ana ve babasının her birine bıraktığından altıda bir vardır. Eğer çocuğu yoksa ve anne-babası ona varis olmuşsa, annesine üçte bir vardır. Eğer kardeşleri varsa, annesine altıda bir vardır. Bütün bunlar, yapılmış bir vasiyet ve borçtan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bu, Allah tarafından belirlenmiş bir farzdır. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.

12- Eşlerinizin bıraktıklarının yarısı sizindir; eğer onların çocuğu yoksa. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir; bu, yaptıkları vasiyet veya borçtan sonradır. Sizin bıraktıklarınızdan da onların dörtte biri vardır; eğer sizin çocuğunuz yoksa. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızdan onların sekizde biri vardır; bu da yaptığınız vasiyet veya borçtan sonradır. Eğer miras bırakılan kişi, çocuğu ve babası olmayan bir erkek veya kadın ise ve onun bir erkek ya da kız kardeşi varsa, her birine altıda bir vardır. Eğer bundan fazla iseler, üçte birde ortaktırlar; bu da zarar verici olmayan bir vasiyet veya borçtan sonradır. Bu, Allah tarafından bir emirdir. Allah bilendir, halimdir.

13- Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, onu altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar; orada ebedî kalırlar. İşte bu büyük kurtuluştur.

14- Kim Allah’a ve Resulüne isyan eder ve O’nun sınırlarını aşarsa, onu içinde ebedî kalacağı ateşe sokar ve onun için aşağılayıcı bir azap vardır.

15- Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, Allah onlar için bir yol açıncaya veya ölüm onları alıncaya kadar onları evlerde tutun.

16- Sizden fuhuş yapan o iki kişiye eziyet edin. Eğer tevbe eder ve düzelirlerse, onlardan yüz çevirin. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul edendir, merhamet edendir.

17- Şüphesiz tevbe, Allah katında ancak kötülüğü bilgisizlikle yapıp sonra kısa zamanda tevbe edenler içindir. İşte Allah onların tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

18- Kötülükleri yapıp da nihayet birine ölüm geldiğinde ‘Ben şimdi tevbe ettim’ diyenler için tevbe yoktur; kâfir olarak ölenler için de yoktur. İşte onlar için acı bir azap hazırladık.

19- Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Onlara verdiğinizin bir kısmını almak için onları sıkıştırmayın; ancak apaçık bir fuhuş yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, olabilir ki hoşlanmadığınız bir şeyde Allah çok hayır yaratır.

20- Eğer bir eşi bırakıp yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine yığınla mal vermiş olsanız bile ondan hiçbir şeyi geri almayın. Onu iftira ve açık bir günah olarak mı alıyorsunuz?

21- Onu nasıl alırsınız? Oysa birbirinizle içli dışlı oldunuz ve onlar sizden sağlam bir söz almışlardı.

22- Babalarınızın nikâhladığı kadınlarla evlenmeyin; geçmişte olanlar hariç. Çünkü bu bir hayâsızlıktır, bir nefret sebebidir ve ne kötü bir yoldur.

23- Size anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları; sizi emziren anneleriniz ve süt kardeşleriniz; eşlerinizin anneleri ve kendileriyle gerdeğe girdiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız haram kılındı. Eğer anneleriyle gerdeğe girmemişseniz, o kızlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kendi soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri de size haramdır. İki kız kardeşi birlikte almak da haram kılındı; ancak geçmişte olanlar hariçtir. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

24- Evli kadınlar da size haram kılındı; ancak sahip olduğunuz cariyeler müstesna. Bu, Allah’ın üzerinize yazdığı bir hükümdür. Bunların dışında kalanlar size helal kılındı; mallarınızla iffetli olmak ve zina etmemek şartıyla onları istemeniz için. Onlardan yararlandığınızda, mehirlerini bir hak olarak verin. Belirlenen mehirden sonra karşılıklı rıza ile anlaştığınız şeyde size bir günah yoktur. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.

25- Sizden kim hür mümin kadınlarla evlenmeye güç yetiremezse, sahip olduğunuz mümin cariyelerden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Onları sahiplerinin izniyle nikâhlayın ve mehirlerini örfe uygun olarak verin; iffetli olsunlar, zina eden veya gizli dost tutan olmasınlar. Evli olduklarında fuhuş yaparlarsa, hür kadınlara verilen cezanın yarısı onlara uygulanır. Bu, içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

26- Allah size açıklamak, sizden öncekilerin yollarını size göstermek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah bilendir, hikmet sahibidir.

27- Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlere uyanlar ise sizin büyük bir sapmayla sapmanızı isterler.

28- Allah sizden yükü hafifletmek ister. İnsan zayıf yaratılmıştır.

29- Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin; ancak karşılıklı rızaya dayanan bir ticaret olması müstesna. Kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı merhametlidir.

30- Kim bunu düşmanlık ve zulüm ile yaparsa, onu ateşe sokacağız. Bu Allah için kolaydır.

31- Eğer size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.

32- Allah’ın bazınızı bazınıza üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkekler için kazandıklarından bir pay vardır, kadınlar için de kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir.

33- Ana-babanın ve akrabaların bıraktıklarından her biri için mirasçılar kıldık. Sözleşme yaptıklarınıza da paylarını verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir.

34- Erkekler kadınlar üzerine yöneticidirler; Allah’ın bazısını bazısına üstün kılması ve mallarından harcamaları sebebiyle. Salih kadınlar itaatkârdır, Allah’ın korumasıyla gizliyi korurlar. Nüşûzundan korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarda onları yalnız bırakın ve dövün. Eğer size itaat ederlerse artık aleyhlerine yol aramayın. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.

35- Eğer ikisi arasında bir ayrılıktan korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Eğer bu iki hakem ıslah etmek isterlerse, Allah onların arasını bulur. Şüphesiz Allah bilendir, haberdardır.

36- Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın; ana-babaya iyilik edin, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve ellerinizin sahip olduklarına; şüphesiz Allah, kendini beğenen ve övünen kimseyi sevmez.

37- Onlar cimrilik ederler, insanlara da cimriliği emrederler ve Allah’ın kendilerine lütfundan verdiğini gizlerler; biz kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.

38- Ve onlar mallarını insanlara gösteriş olsun diye harcarlar ve Allah’a da ahiret gününe de iman etmezler; kim için şeytan bir dost olursa, o ne kötü bir dosttur.

39- Onlara ne olurdu ki Allah’a ve ahiret gününe iman etseler ve Allah’ın kendilerine verdiğinden harcasalardı; Allah onları bilendir.

40- Şüphesiz Allah zerre ağırlığınca zulmetmez; eğer bir iyilik olursa onu kat kat artırır ve kendi katından büyük bir ecir verir.

41- Peki her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de bunların üzerine şahit getirdiğimiz zaman nasıl olacak?

42- O gün kâfir olanlar ve peygambere karşı gelenler isterler ki yer kendileriyle bir olsun ve Allah’a hiçbir sözü gizleyemezler.

43- Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın; cünüp iken de, yolcu olanlar hariç, yıkanıncaya kadar yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunur ya da sizden biri tuvaletten gelirse veya kadınlara dokunur da su bulamazsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin; yüzlerinizi ve ellerinizi onunla mesh edin. Şüphesiz Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.

44- Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yolu sapıtmanızı istiyorlar.

45- Allah düşmanlarınızı daha iyi bilendir. Veli olarak Allah yeter, yardımcı olarak da Allah yeter.

46- Yahudilerden öyleleri vardır ki, kelimeleri yerlerinden değiştirirler ve ‘işittik ve karşı geldik’, ‘dinle, dinlenmez olası’, ‘râinâ’ derler; dillerini eğip bükerek ve dine dil uzatarak. Eğer onlar ‘işittik ve itaat ettik’, ‘dinle’ ve ‘bizi gözet’ deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah onları inkârları sebebiyle lanetlemiştir; artık pek azı dışında iman etmezler.

47- Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğimize iman edin; yüzleri silip arkalarına çevirmeden veya cumartesi sahiplerini lanetlediğimiz gibi onları lanetlemeden önce. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilendir.

48- Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakileri dilediğine bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa, gerçekten büyük bir günah uydurmuştur.

49- Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve onlar bir fitil kadar bile zulme uğratılmazlar.

50- Bak, Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar; bu apaçık bir günah olarak yeter.

51- Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Cibt’e ve tağuta inanıyorlar ve inkâr edenlere: ‘Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadır’ diyorlar.

52- İşte onlar Allah’ın lanetlediği kimselerdir. Allah’ın lanetlediğine ise asla bir yardımcı bulamazsın.

53- Yoksa onların mülkten bir payı mı var? O takdirde insanlara bir çekirdek çukuru kadar bile vermezlerdi.

54- Yoksa insanlara, Allah’ın onlara verdiği lütuf sebebiyle haset mi ediyorlar? Oysa biz İbrahim ailesine kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir mülk verdik.

55- Onlardan kimi ona iman etti, kimi de ondan yüz çevirdi. Cehennem alev olarak yeter.

56- Şüphesiz ayetlerimizi inkâr edenleri yakında bir ateşe sokacağız; derileri her piştiğinde, azabı tatsınlar diye onları başka derilerle değiştireceğiz. Şüphesiz Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

57- İman edip salih ameller işleyenleri ise altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız; orada ebedî kalacaklardır. Orada onlar için tertemiz eşler vardır ve onları koyu bir gölgeye sokacağız.

58- Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size bununla ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.

59- Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Resule götürün; eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Bu daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.

60- Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene iman ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Tağuta başvurmak istiyorlar; oysa onu inkâr etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan ise onları uzak bir sapıklığa düşürmek istiyor.

61- Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine ve Resule gelin’ denildiği zaman, münafıkların senden iyice yüz çevirdiklerini görürsün.

62- Peki, ellerinin yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde, sonra sana gelip ‘biz sadece iyilik ve uzlaştırma istedik’ diye Allah’a yemin ederlerse hâlleri nasıl olur?

63- İşte onlar, Allah’ın kalplerinde olanı bildiği kimselerdir; sen onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara kendileri hakkında etkili bir söz söyle.

64- Biz her peygamberi ancak Allah’ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettiklerinde sana gelseler, Allah’tan bağışlanma dileseler ve Resul de onlar için bağışlanma dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden ve merhametli bulurlardı.

65- Hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapmadıkça, sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymadıkça ve tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.

66- Eğer onlara: ‘Kendinizi öldürün’ veya ‘yurtlarınızdan çıkın’ diye yazsaydık, içlerinden pek azı dışında bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine öğüt verilen şeyi yapsalardı, bu onlar için daha hayırlı ve daha sağlam olurdu.

67- O zaman onlara katımızdan büyük bir mükâfat verirdik.

68- Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.

69- Kim Allah’a ve Resûle itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Ne güzel arkadaştır onlar.

70- İşte bu Allah’tan bir fazilettir. Bilici olarak Allah yeter.

71- Ey iman edenler, tedbirinizi alın; bölük bölük çıkın veya hep birlikte çıkın.

72- Şüphesiz içinizden ağırdan alan kimse vardır; size bir musibet gelirse der ki: Allah bana lütufta bulundu ki onlarla birlikte bulunmadım.

73- Eğer Allah’tan size bir lütuf erişirse mutlaka şöyle der: Sanki sizinle onun arasında bir sevgi yokmuş gibi: Keşke onlarla birlikte olsaydım da büyük bir kazanç elde etseydim.

74- O hâlde dünya hayatını ahirete satanlar Allah yolunda savaşsın; kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

75- Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize katından bir dost ver ve bize katından bir yardımcı ver’ diyen zayıf bırakılmış erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?

76- İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tâğut yolunda savaşırlar; o hâlde şeytanın dostlarıyla savaşın; şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır.

77- Kendilerine ‘ellerinizi çekin, namazı kılın ve zekâtı verin’ denilenleri görmedin mi? Sonra onlara savaş yazılınca, içlerinden bir grup insanlardan Allah’tan korkar gibi, hatta daha şiddetli korktular ve dediler ki: Rabbimiz, bize savaşı niçin yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya! De ki: Dünya metaı azdır, ahiret ise takvâ sahipleri için daha hayırlıdır ve size kıl kadar bile zulmedilmez.

78- Nerede olursanız olun, sağlam yapılmış kalelerde bile olsanız ölüm size ulaşır. Onlara bir iyilik isabet ederse: Bu Allah katındandır derler; onlara bir kötülük isabet ederse: Bu senin katındandır derler. De ki: Hepsi Allah katındandır. Bu topluluğa ne oluyor ki neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar.

79- Sana gelen her iyilik Allah’tandır, sana gelen her kötülük ise kendi nefsindendir; seni insanlara bir elçi olarak gönderdik, şahit olarak Allah yeter.

80- Kim Resûle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur; kim yüz çevirirse biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.

81- Onlar ‘itaat’ derler; sonra senin yanından çıktıklarında içlerinden bir grup senin söylediğinden başka bir şeyi gece planlar; Allah onların gece planladıklarını yazar; onlardan yüz çevir ve Allah’a güven; vekil olarak Allah yeter.

82- Onlar Kur’an’ı hiç düşünmezler mi? Eğer o Allah’tan başkası tarafından olsaydı, içinde birçok çelişki bulurlardı.

83- Kendilerine güvenlik veya korku ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar; hâlbuki onu Resûle ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürselerdi, onu içlerinden hüküm çıkarabilenler bilirdi; eğer Allah’ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyardınız.

84- Artık Allah yolunda savaş; sen ancak kendinden sorumlusun; müminleri teşvik et; umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar; Allah daha şiddetli güç sahibidir ve cezası daha şiddetlidir.

85- Kim güzel bir şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir pay vardır; kim de kötü bir şefaatte bulunursa, ondan kendisine bir pay vardır; Allah her şey üzerinde gözeticidir.

86- Size bir selam verildiğinde, ondan daha güzeliyle selam verin veya onu aynen karşılık verin; şüphesiz Allah her şeyin hesabını görendir.

87- Allah, O’ndan başka ilah yoktur; sizi mutlaka kıyamet gününde toplayacaktır, bunda şüphe yoktur; söz bakımından Allah’tan daha doğru kim vardır?

88- Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki grup oldunuz? Oysa Allah onları kazandıkları sebebiyle tersine çevirmiştir; Allah’ın saptırdığını siz mi doğru yola iletmek istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, artık ona bir yol bulamazsın.

89- İstediler ki siz de kendileri gibi inkâr edesiniz de böylece eşit olasınız; o hâlde Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin; eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün; onlardan ne bir dost edinin ne de bir yardımcı.

90- Ancak sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme sığınanlar veya size, sizinle savaşmaktan yahut kendi kavimleriyle savaşmaktan göğüsleri daralarak gelenler müstesnadır; eğer Allah dileseydi onları size musallat ederdi de sizinle savaşırlardı; eğer sizden uzak dururlar, sizinle savaşmazlar ve size barış sunarlarsa, Allah size onların aleyhinde bir yol vermemiştir.

91- Yakında başka bir grup bulacaksınız; onlar hem sizden emin olmak isterler hem de kendi kavimlerinden emin olmak isterler; her ne zaman fitneye döndürülürlerse ona geri çevrilirler; eğer sizden uzak durmazlar, size barış sunmazlar ve ellerini çekmezlerse, onları yakalayın ve nerede bulursanız öldürün; işte bunlar, sizin için aleyhlerinde açık bir yetki verdiğimiz kimselerdir.

92- Bir müminin bir mümini öldürmesi olacak şey değildir, ancak hata ile olabilir; kim bir mümini hata ile öldürürse, mümin bir köle azat etmesi ve ailesine teslim edilecek bir diyet gerekir; ancak bağışlarlarsa müstesna; eğer o, size düşman bir kavimdense ve kendisi mümin ise, mümin bir köle azat etmek gerekir; eğer sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavimdense, ailesine teslim edilecek bir diyet ve mümin bir köle azat etmek gerekir; kim bulamazsa, Allah’tan bir tevbe olarak peş peşe iki ay oruç tutması gerekir; Allah bilendir, hikmet sahibidir.

93- Kim bir mümini kasten öldürürse, onun cezası içinde ebedî kalacağı cehennemdir; Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

94- Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman iyice araştırın; size selam verene ‘sen mümin değilsin’ demeyin; dünya hayatının geçici menfaatini arıyorsunuz; oysa Allah katında birçok ganimetler vardır; daha önce siz de böyle idiniz, sonra Allah size lütufta bulundu; öyleyse iyice araştırın; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

95- Müminlerden oturanlar, zarar sahibi olanlar hariç, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerle eşit değildir; Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara bir derece üstün kılmıştır; hepsine Allah güzelliği vaad etmiştir; Allah, cihad edenleri oturanlara büyük bir ecirle üstün kılmıştır.

96- O’ndan dereceler, bağışlanma ve rahmet; Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

97- Şüphesiz meleklerin, kendilerine zulmeden kimseler olarak canlarını aldığı kimseler; dediler ki: ‘Ne halde idiniz?’ dediler ki: ‘Biz yeryüzünde zayıf bırakılmış kimselerdik’; dediler ki: ‘Allah’ın yeryüzü geniş değil miydi ki onda hicret edesiniz?’ işte onların varacakları yer cehennemdir ve kötü bir dönüş yeridir.

98- Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan zayıf bırakılmış olanlar müstesna ki, hiçbir çareye güç yetiremezler ve bir yol da bulamazlar.

99- İşte onların Allah tarafından affedilmesi umulur; Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.

100- Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde birçok sığınacak yer ve genişlik bulur; kim evinden Allah’a ve Resulüne hicret ederek çıkar da sonra ona ölüm yetişirse onun ecri Allah üzerine düşmüştür ve Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

101- Yeryüzünde yolculuğa çıktığınız zaman, eğer kâfirlerin size zarar vermesinden korkarsanız, namazı kısaltmanızda sizin için bir günah yoktur; şüphesiz kâfirler sizin için apaçık bir düşmandır.

102- Ve sen onların içinde bulunduğun zaman ve onlar için namazı kıldırdığın zaman, onlardan bir grup seninle birlikte dursun ve silahlarını alsınlar; secde ettikleri zaman arkanızda olsunlar ve henüz namaz kılmamış olan diğer grup gelsin ve seninle birlikte namaz kılsınlar ve tedbirlerini ve silahlarını alsınlar; kâfir olanlar isterler ki silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olasınız da size birden bire bir saldırı ile yüklensinler; eğer size yağmurdan bir eziyet varsa veya hasta iseniz silahlarınızı bırakmanızda size bir günah yoktur; fakat tedbirinizi alın; şüphesiz Allah kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

103- Namazı bitirdiğiniz zaman, ayakta, otururken ve yanlarınız üzerinde Allah’ı zikredin; güvene kavuştuğunuz zaman namazı dosdoğru kılın; şüphesiz namaz müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.

104- Kavmi aramakta gevşeklik göstermeyin; eğer siz acı çekiyorsanız, şüphesiz onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar; siz Allah’tan onların ummadığını umuyorsunuz; Allah bilendir, hikmet sahibidir.

105- Şüphesiz biz sana kitabı hak ile indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği ile hükmedesin ve hainler için bir savunucu olma.

106- Ve Allah’tan bağışlanma dile; şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

107- Ve kendilerine hainlik edenler adına tartışma; şüphesiz Allah hain ve günahkâr olanı sevmez.

108- Onlar insanlardan gizlenirler de Allah’tan gizlenmezler; oysa O, geceleyin razı olmadığı sözleri düzenlerken onlarla beraberdir; Allah onların yaptıklarını kuşatıcıdır.

109- İşte sizler bunlarsınız, dünya hayatında onlar adına tartıştınız; peki kıyamet günü onlar adına Allah ile kim tartışacak ya da kim onlara vekil olacak?

110- Kim bir kötülük işler veya kendine zulmeder sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı çok bağışlayıcı, çok merhamet edici bulur.

111- Kim bir günah kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanır; Allah bilendir, hikmet sahibidir.

112- Kim bir hata veya günah kazanır sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, gerçekten bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.

113- Eğer Allah’ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya niyet etmişti; oysa onlar ancak kendilerini saptırırlar ve sana hiçbir zarar veremezler; Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğini öğretti; Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.

114- Onların gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur; ancak sadaka emreden, yahut iyiliği emreden veya insanlar arasında ıslah eden kimse müstesna; kim bunu Allah’ın rızasını isteyerek yaparsa, ona yakında büyük bir ecir vereceğiz.

115- Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği şeye yöneltiriz ve onu cehenneme sokarız; orası ne kötü bir varış yeridir.

116- Şüphesiz Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakini dilediği kimse için bağışlar; kim Allah’a ortak koşarsa gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmıştır.

117- Onlar O’ndan başka ancak dişilere yalvarırlar ve yalnızca azgın bir şeytana yalvarırlar.

118- Allah onu lanetlemiştir; o da demişti ki: ‘Kullarından mutlaka belirli bir pay alacağım.’

119- Ve mutlaka onları saptıracağım, onları boş kuruntulara sevk edeceğim, onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler; kim Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinirse, apaçık bir hüsranla zarar etmiştir.

120- Onlara vaad ediyor ve onları kuruntulara sürüklüyor; şeytan onlara ancak aldatmadan başka bir şey vaad etmez.

121- İşte onların barınağı cehennemdir ve oradan kaçacak bir yer bulamazlar.

122- İman edenler ve salih ameller işleyenler var ya, onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız; orada ebedî olarak kalacaklardır; Allah’ın vaadi gerçektir; söz bakımından Allah’tan daha doğru kim vardır?

123- Bu ne sizin temennilerinizledir ne de kitap ehlinin temennileriyledir; kim kötülük yaparsa onunla cezalandırılır ve kendisi için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulamaz.

124- Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak salih amellerden işlerse işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

125- Din bakımından Allah’a yüzünü teslim eden, iyilik yapan ve hanîf olarak İbrahim’in dinine uyan kimseden daha güzel kim vardır? Allah İbrahim’i dost edinmiştir.

126- Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ındır; Allah her şeyi kuşatıcıdır.

127- Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar; de ki: Allah size onlar hakkında fetva veriyor ve kitapta size okunan da; kendilerine yazılanı vermediğiniz ve nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlar hakkında ve zayıf bırakılan çocuklar hakkında ve yetimlere karşı adaletle davranmanız hakkında; yaptığınız her hayrı Allah bilir.

128- Eğer bir kadın kocasından geçimsizlik veya yüz çevirme korkarsa, aralarında bir sulh yapmalarında ikisine de günah yoktur; sulh daha hayırlıdır; nefisler cimriliğe hazır kılınmıştır; eğer iyilik eder ve sakınırsanız, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

129- Kadınlar arasında adalet yapmaya güç yetiremezsiniz, ne kadar isteseniz de; o halde tamamen meyletmeyin ki onu askıda kalmış gibi bırakmayasınız; eğer düzeltir ve sakınırsanız, Allah bağışlayıcı ve merhametlidir.

130- Eğer ayrılırlarsa, Allah her birini genişliğinden zengin eder; Allah geniştir, hikmet sahibidir.

131- Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ındır; sizden önce kendilerine kitap verilenlere de size de Allah’tan sakınmanızı tavsiye ettik; eğer inkâr ederseniz, şüphesiz göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ındır; Allah zengindir, övülmeye layıktır.

132- Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah’ındır; vekil olarak Allah yeter.

133- Ey insanlar! Eğer dilerse sizi giderir ve başkalarını getirir; Allah buna kadirdir.

134- Kim dünya sevabını isterse, dünya ve ahiret sevabı Allah katındadır; Allah işitendir, görendir.

135- Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun; ister kendi aleyhinize, ister ana-babanız ve akrabalarınız aleyhine olsun; zengin de olsa fakir de olsa, Allah ikisine daha yakındır; öyleyse adaletten sapmamanız için hevâya uymayın; eğer eğip bükerseniz veya yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

136- Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin; kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, gerçekten uzak bir sapıklığa düşmüştür.

137- Şüphesiz iman edenler, sonra inkâr edenler, sonra iman edenler, sonra inkâr edenler, sonra inkârlarını artıranlar var ya; Allah onları bağışlayacak değildir ve onları bir yola iletecek de değildir.

138- Münafıklara müjde ver ki, onlar için elem verici bir azap vardır.

139- Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost edinenlerdir; onların yanında izzet mi arıyorlar? Şüphesiz bütün izzet Allah’ındır.

140- Size kitapta indirilmiştir ki: Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, onlar başka bir söze dalıncaya kadar onlarla birlikte oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz; şüphesiz Allah münafıkları ve kâfirleri cehennemde hepsini bir araya toplayacaktır.

141- Sizi gözetleyip duranlar var; eğer size Allah’tan bir fetih olursa: ‘Biz sizinle beraber değil miydik?’ derler; eğer kâfirlere bir pay olursa: ‘Biz size galip gelmedik mi ve sizi müminlerden korumadık mı?’ derler; artık Allah kıyamet günü aranızda hükmedecektir ve Allah kâfirlere müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.

142- Şüphesiz münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar, oysa O onları aldatandır; namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak pek az anarlar.

143- Arada bocalayıp dururlar; ne bunlara ne de onlara; Allah kimi saptırırsa artık onun için bir yol bulamazsın.

144- Ey iman edenler! Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmeyin; Allah’a karşı aleyhinize apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

145- Şüphesiz münafıklar ateşin en aşağı tabakasındadırlar ve onlar için asla bir yardımcı bulamazsın.

146- Ancak tövbe edenler, ıslah edenler, Allah’a sarılanlar ve dinlerini Allah için ihlâs edenler müstesna; işte onlar müminlerle beraberdir ve Allah müminlere büyük bir ecir verecektir.

147- Eğer şükreder ve iman ederseniz Allah sizin azabınızla ne yapsın? Allah şükreden ve bilendir.

148- Allah, zulme uğrayan hariç, sözün kötüsünün açıkça söylenmesini sevmez; Allah işitendir, bilendir.

149- Bir hayrı açığa vurursanız veya onu gizlerseniz yahut bir kötülüğü affederseniz, şüphesiz Allah affedicidir, gücü yetendir.

150- Şüphesiz Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberleri arasını ayırmak isteyenler, ‘bazısına inanırız, bazısını inkâr ederiz’ diyenler ve bunun arasında bir yol edinmek isteyenler var ya,

151- İşte onlar gerçek kâfirlerdir ve biz kâfirler için aşağılayıcı bir azap hazırladık.

152- Allah’a ve peygamberlerine iman edenler ve onlardan hiçbirinin arasını ayırmayanlar var ya, işte Allah onlara yakında ecirlerini verecektir; Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

153- Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar; oysa Musa’dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi ve ‘Bize Allah’ı apaçık göster’ demişlerdi de zulümleri sebebiyle onları yıldırım çarpmıştı; sonra kendilerine açık deliller geldikten sonra buzağıyı edindiler; biz de bundan dolayı onları affettik ve Musa’ya apaçık bir delil verdik.

154- Ve sözlerini almamız için üzerlerine Tur’u kaldırdık ve onlara ‘Kapıdan secde ederek girin’ dedik ve onlara ‘Cumartesi gününde aşırı gitmeyin’ dedik ve onlardan sağlam bir söz aldık.

155- Sözlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve ‘kalplerimiz örtülüdür’ demeleri sebebiyle; hayır, Allah inkârları sebebiyle kalplerini mühürlemiştir; artık pek azı dışında iman etmezler.

156- Ve inkâr etmeleri ve Meryem hakkında büyük bir iftira söylemeleri sebebiyle,

157- Ve ‘Biz Allah’ın elçisi Meryem oğlu Mesih İsa’yı öldürdük’ demeleri sebebiyle; oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar, fakat onlara benzetildi; onun hakkında ihtilafa düşenler gerçekten onun hakkında şüphe içindedirler; onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur, sadece zanna uyarlar; onu kesin olarak öldürmediler.

158- Bilakis Allah onu kendisine yükseltti; Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

159- Kitap ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce ona mutlaka iman edecek olmasın; kıyamet günü de o onların aleyhine şahit olacaktır.

160- Yahudilerin zulmü sebebiyle, kendilerine helal kılınmış olan temiz şeyleri onlara haram kıldık ve Allah yolundan çokça alıkoymaları sebebiyle,

161- Ve faiz almaları sebebiyle, halbuki ondan men edilmişlerdi ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle; içlerinden inkâr edenler için acı bir azap hazırladık.

162- Fakat onların içinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; namazı kılanlar, zekâtı verenler ve Allah’a ve ahiret gününe iman edenler; işte onlara büyük bir ecir vereceğiz.

163- Şüphesiz biz sana vahyettik, Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlara, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik; Davud’a da Zebur verdik.

164- Daha önce sana kıssalarını anlattığımız peygamberler ve sana kıssalarını anlatmadığımız peygamberler de vardır; Allah Musa ile gerçekten konuştu.

165- Peygamberler müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak gönderildiler ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir mazereti olmasın; Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.

166- Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder; onu kendi ilmiyle indirmiştir; melekler de şahitlik ederler; şahit olarak Allah yeter.

167- Şüphesiz inkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar, gerçekten uzak bir sapıklığa sapmışlardır.

168- Şüphesiz inkâr edenler ve zulmedenler var ya, Allah onları bağışlayacak değildir ve onları bir yola iletecek de değildir.

169- Ancak cehennem yoluna; orada ebedî olarak kalacaklardır ve bu Allah’a göre kolaydır.

170- Ey insanlar! Size Rabbinizden hak ile gelen peygamber gelmiştir; artık iman edin ki bu sizin için daha hayırlıdır; eğer inkâr ederseniz, şüphesiz göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır; Allah bilendir, hikmet sahibidir.

171- Ey kitap ehli! Dininizde aşırı gitmeyin ve Allah hakkında haktan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa ancak Allah’ın elçisi, O’nun Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur. Artık Allah’a ve peygamberlerine iman edin, ‘üçtür’ demeyin. Vazgeçin, bu sizin için daha hayırlıdır. Allah ancak tek bir ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.

172- Mesih, Allah’a kul olmaktan asla çekinmez; yakın melekler de. Kim O’na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, onların hepsini kendisine toplayacaktır.

173- İman eden ve salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların ecirlerini tam olarak verecek ve onlara kendi lütfundan artıracaktır; ama kaçınan ve büyüklük taslayanlara gelince, onları acı bir azapla azaplandıracaktır ve onlar kendileri için Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.

174- Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil gelmiştir ve size apaçık bir nur indirdik.

175- Allah’a iman eden ve O’na sarılanlara gelince, onları kendisinden bir rahmete ve lütfa sokacak ve onları kendisine doğru dosdoğru bir yola iletecektir.

176- Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah size kelâle hakkında hükmünü açıklıyor: Eğer çocuğu olmayan bir kimse ölür ve onun bir kız kardeşi varsa, bıraktığının yarısı onundur; eğer onun çocuğu yoksa erkek kardeş de ona mirasçı olur. Eğer iki kız kardeş varsa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı kardeşler varsa, erkeğe iki dişinin payı kadar vardır. Sapmamanız için Allah size açıklıyor. Allah her şeyi bilendir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız