Şüphesiz iman edip sonra inkâr edenler, sonra yine iman edip sonra tekrar inkâr edenler, sonra da inkârlarını artıranlar var ya; Allah onları bağışlayacak değildir ve onları bir yola da iletecek değildir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
İnnellezîne (şüphesiz o kimseler ki) âmenû (iman ettiler) summe (sonra) keferû (inkâr ettiler) summe (sonra) âmenû (iman ettiler) summe (sonra) keferû (inkâr ettiler) summe (sonra) izdâdû (arttırdılar) kufran (inkârlarını) lem (asla) yekunillâhu (Allah) li yagfira (bağışlayacak değildir) lehum (onları) ve lâ (ve) li يهديهم (doğru yola iletecek değildir) sebîlâ (bir yol)
Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ burada kitap ehlini zikretmiştir:
“İman edenler…” yani Tevrat’a ve Musa’ya iman edenlerdir.
“Sonra inkâr ettiler…” yani Musa’dan sonra inkâra düştüler.
“Sonra yine iman ettiler…” yani İsa’ya ve İncil’e iman ettiler.
“Sonra yine inkâr ettiler…” yani İsa’dan sonra inkâr ettiler.
“Sonra da inkârlarını artırdılar…” yani Muhammed’i ve Kur’an’ı inkâr ederek küfürlerini daha da artırdılar.
“Allah onları bağışlayacak değildir.” Yani bu halleri üzere oldukları sürece onları affetmeyecektir.
“Ve onları doğru yola iletecek de değildir.” Yani hidayete ulaştırmayacaktır.
Bu kişiler arasında Amr b. Zeyd, Evs b. Kays ve Kays b. Zeyd de bulunmaktadır.
Taberi Tefsiri
Müfessirler bu ayetin tefsiri konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Ayetin anlamı şudur: “İman edenler” Musa’ya iman edenlerdir. “Sonra inkâr edenler” Musa’yı inkâr edenlerdir. “Sonra iman edenler” İsa’ya iman eden Hristiyanlardır. “Sonra inkâr edenler” İsa’yı inkâr edenlerdir. “Sonra da küfürlerini artıranlar” ise Muhammed’i inkâr ederek küfürlerine küfür ekleyenlerdir. İşte bunlar hakkında Allah: “Allah onları bağışlayacak değildir ve onları bir yola da iletecek değildir” buyurmuştur.
Katâde bu ayet hakkında şöyle demiştir: Bunlar Yahudiler ve Hristiyanlardır. Yahudiler Tevrat’a iman ettiler, sonra onu inkâr ettiler. Hristiyanlar da İncil’e iman ettiler, sonra onu inkâr ettiler. Onların İncil’i inkâr etmeleri, onu terk etmeleridir. Daha sonra Furkan’ı ve Muhammed’i inkâr ederek küfürlerini artırdılar. Bunun üzerine Allah: “Allah onları bağışlayacak değildir ve onları bir yola da iletecek değildir” buyurdu. Yani Allah onları bağışlamayacak ve onları hidayet yoluna ulaştırmayacaktır. Çünkü onlar Allah’ın kitabını ve Resûlü Muhammed’i inkâr etmişlerdir.
Katâde’den gelen başka bir rivayette de şöyle denilmektedir: Bunlar Yahudilerdir. Tevrat’a iman ettiler, sonra onu inkâr ettiler. Ardından Hristiyanlar zikredildi. Onlar da İncil’e iman ettiler, sonra onu inkâr ettiler. Sonra Muhammed’i inkâr ederek küfürlerini artırdılar.
Başka müfessirler ise ayetin münafıklar hakkında olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bunlar iman edip sonra irtidat eden, sonra yeniden iman edip tekrar inkâr eden kimselerdir. Sonunda küfür üzere öldükleri için küfürlerini artırmışlardır.
Mücâhid şöyle demiştir: Biz onların münafıklar olduğunu düşünürdük. Onların benzeri olan herkes de bu hükme dahildir. “Sonra küfürlerini artırdılar” ifadesinin anlamı ise, küfürleri üzerinde kalıp o hâl üzere ölmeleridir.
Yine Mücâhid’den gelen başka rivayetlerde “Sonra küfürlerini artırdılar” ifadesi için “öldüler” ve “küfürleri üzerinde ölene kadar devam ettiler” açıklamaları nakledilmiştir.
İbn Zeyd de şöyle demiştir: Bunlar münafıklardır. İki defa iman ettiler, iki defa inkâr ettiler; sonra da bundan sonra küfürlerini artırdılar.
Başka bir görüşe göre ise bunlar Tevrat ve İncil ehlidir. Küfürleri içinde bazı günahlar işlediler, sonra bu günahlardan tevbe ettiler; fakat küfürleri üzerinde kalmaya devam ettikleri için o tevbeleri kabul edilmedi.
Ebû’l-Âliye şöyle demiştir: Bunlar Yahudiler ve Hristiyanlardır. Şirkleri içinde günah işlediler, sonra tevbe ettiler; fakat tevbeleri kabul edilmedi. Eğer şirkten tevbe etmiş olsalardı, tevbeleri kabul edilirdi.
Ebû Ca‘fer et-Taberî şöyle demektedir: Bu görüşler arasında doğruya en yakın olanı, ayetin Ehl-i Kitap hakkında olduğunu söyleyen görüştür. Bunlar önce Tevrat’ın hükmünü kabul etmiş, sonra ona aykırı davranarak onu yalanlamışlardır. Daha sonra içlerinden bir kısmı İsa’ya ve İncil’e iman etmiş, ardından ona da aykırı davranarak onu yalanlamıştır. Sonra da Muhammed’i ve Furkan’ı inkâr etmişlerdir. Böylece Muhammed’i yalanlamaları sebebiyle mevcut küfürlerine yeni bir küfür daha eklemişlerdir.
Bu görüşü tercih etmemizin sebebi şudur: Bu ayetten önceki ayet de Ehl-i Kitap hakkındadır. O ayet: “Ey iman edenler! Allah’a, Resûlü’ne, Resûlü’ne indirdiği kitaba ve daha önce indirmiş olduğu kitaba iman edin.” (Nisâ 136) ayetidir. “Şüphesiz iman edip sonra inkâr edenler…” ayetinin bundan bağımsız olduğuna dair herhangi bir delil bulunmamaktadır. Bu sebeple ayeti, önceki ayetin bağlamına dâhil etmek daha uygundur.
“Allah onları bağışlayacak değildir” ifadesinin anlamı şudur: Allah onların küfürlerini ve günahlarını affederek üzerlerini örtmeyecektir. Aksine onları insanların huzurunda rezil edecektir.
“Onları bir yola da iletecek değildir” buyruğu ise şu anlama gelir: Allah onları hak yolu bulmaya muvaffak kılmayacak, doğru yola eriştirmeyecektir. Bilakis büyük suçları ve Rablerine karşı gösterdikleri cüret sebebiyle onları hidayetten mahrum bırakacaktır.
Bazı âlimler bu ayetten hareketle mürtedin üç defa tevbe etmeye çağrılması gerektiğini söylemişlerdir. Diğer bazıları ise buna muhalefet etmiştir.
Bu görüşü savunanlardan biri Ali b. Ebî Tâlib’dir. Ondan şöyle rivayet edilmiştir: “Ben mürtedi üç defa tevbe etmeye çağırırım.” Daha sonra da şu ayeti okumuştur: “Şüphesiz iman edip sonra inkâr edenler, sonra iman edip sonra tekrar inkâr edenler…” Yine Ali’den gelen başka bir rivayette de mürtedin üç defa tevbeye davet edilmesi gerektiği nakledilmiştir.
İbn Ömer’den de “Mürted üç defa tevbeye çağrılır.” sözü rivayet edilmiştir.
Diğer bazı âlimler ise mürtedin her irtidatında yeniden tevbeye davet edilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Bu görüşü savunanlardan biri İbrahim en-Nehaî’dir. Ondan şöyle nakledilmiştir: “Mürted ne zaman dinden dönerse dönsün, her seferinde tevbeye çağrılır.”
Ebû Ca‘fer et-Taberî der ki: Mürtedin ilk defasında tevbeye çağrılacağı hususunda delil bulunduğuna göre, daha sonraki her irtidatında da hüküm ilk irtidattaki hüküm gibidir. Çünkü ilk seferde onun kanını koruyan sebep İslam’a dönmesiydi. İlk durumda kanını koruyan illet tekrar mevcut olduğu hâlde, sonraki durumlarda kanının helâl sayılması doğru olmaz. Ancak ilk irtidat ile sonraki irtidatlar arasında hükmü değiştirecek açık ve bağlayıcı bir delil bulunursa o zaman kıyas terk edilir. Bunun dışında her defasında tevbesi kabul edilir ve İslam’a dönüşü onun can güvenliğini yeniden sağlar.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…