Ruhun ve meleklerin saf saf duracağı gün; Rahmân’ın izin verdiği ve doğru söz söyleyen kimseler dışında hiç kimse konuşamaz.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Yevme yekumu (o gün ayağa kalkar) er-Ruhu (Ruh/Cebrâil) ve’l-melaiketu (ve melekler) saffen (saf saf). La yetekellemune (konuşamazlar) illa men ezine lehu (ancak kendisine izin verilen kimse) er-Rahmanu (Rahmân tarafından), ve kale (ve söylemiş olan) sevaba (doğru sözü).
Mukatil Tefsiri
Buradaki Ruh, Allah’ın şu ayette zikrettiği melektir:
Sana Ruh hakkında soruyorlar. (İsrâ 85)
Onun yüzü Âdem’in yüzü gibidir. Yarısı ateşten, yarısı kardan yaratılmıştır. Sürekli Rabbini tesbih eder ve şöyle der:
“Rabbim! Bu ateş ile karı bir arada tuttun. Ateş bu karı eritmez, kar da bu ateşi söndürmez. Mümin kullarının kalplerini de böylece birleştir.”
Allah onu yaratılmışlar arasında yücelttiği için özellikle zikretmiştir.
Sonra melekler saf saf dururlar. Korkularından kırk yıl boyunca konuşamazlar. Ancak Rahmân’ın konuşmasına izin verdiği kimseler konuşabilir.
“Doğru söz söyleyen” ifadesi ise:
Lâ ilâhe illallah
şehadetini söyleyen kimseyi ifade etmektedir. İşte doğru söz budur.
Taberi Tefsiri
Bu ayette geçen “ruh” kelimesi hakkında âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları onun yaratılış bakımından meleklerin en büyüğü olan bir melek olduğunu söylemiştir. İbn Mesud’dan rivayet edildiğine göre ruh, dördüncü gökte bulunan, göklerden, dağlardan ve diğer meleklerden daha büyük bir melektir. Her gün Allah’ı on iki bin tesbihle tesbih eder ve Allah her tesbihten bir melek yaratır. Kıyamet günü tek başına bir saf halinde gelir. İbn Abbas da ruhun yaratılış bakımından meleklerin en büyüğü olan bir melek olduğunu söylemiştir.
Başka âlimler ise ruhun Cebrâil olduğunu söylemişlerdir. Bu görüş Dahhâk’tan rivayet edilmiştir. Şa‘bî’den de ruhun Cebrâil olduğu nakledilmiştir.
Bazıları ise ruhun, insan suretinde yaratılmış fakat melek olmayan bir topluluk olduğunu söylemiştir. Mücâhid, onların yiyip içen, insan görünümünde bir yaratık topluluğu olduklarını belirtmiştir. Yine onlara eller, ayaklar ve başlar verildiğini, yemek yediklerini ancak melek olmadıklarını söylemiştir. Ebû Sâlih de onların insanlara benzediğini fakat insan olmadıklarını ifade etmiştir. Mücâhid’den başka bir rivayette de onların Âdem’in yaratılışına benzer bir yaratılışta oldukları nakledilmiştir. A‘meş de onların meleklerden kat kat fazla sayıda bulunan, elleri ve ayakları olan bir yaratık topluluğu olduklarını söylemiştir.
Başka âlimler ise ruhun bizzat Âdemoğulları olduğunu söylemişlerdir. Bu görüş Hasan ve Katâde’den rivayet edilmiştir. Katâde, bunun İbn Abbas’ın gizli tuttuğu bilgilerden biri olduğunu söylemiştir.
Bir başka görüşe göre ise burada kastedilen, Âdemoğullarının ruhlarıdır. İbn Abbas’tan gelen rivayete göre bu ayet, iki sûrun üfürülmesi arasındaki zamanda, insanların ruhlarının bedenlerine döndürülmeden önce meleklerle birlikte ayağa kalkmalarını anlatmaktadır.
Bazıları da ruhun Kur’an olduğunu söylemiştir. İbn Zeyd’in babası bu görüşü benimsemiş ve “Böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik” (Şûrâ 52) ayetini delil olarak okumuştur.
Taberî şöyle demektedir: Bu konuda doğru olan görüş, Allah’ın burada “ruh”un kendi yaratıklarından bir yaratık olduğunu haber vermiş olmasıdır. Bunun yukarıda zikredilen şeylerden herhangi biri olması mümkündür. Ancak bunlardan hangisinin kesin olarak kastedildiğine dair bağlayıcı bir haber veya kesin delil bulunmadığından, bu konuda kesin hüküm vermek mümkün değildir ve bunu bilmemek de kişiye zarar vermez.
Şa‘bî’den gelen bir rivayette ise “ruh” ile meleklerin iki ayrı saf oluşturacağı belirtilmiştir. Ona göre kıyamet günü âlemlerin Rabbi için bir saf ruhlardan, bir saf da meleklerden meydana gelecektir.
“Rahmân’ın izin verdiği kimseler dışında hiç kimse konuşamaz” ayeti hakkında da farklı açıklamalar yapılmıştır. İkrime’den gelen rivayete göre konuşma izni, cennetliklerin cennete ve cehennemliklerin cehenneme sevk edildiği sırada verilecektir. O sırada bazı melekler cehenneme götürülenleri görüp: “Bunlar nereye götürülüyor?” diye soracaklar, onlara: “Cehenneme” denilecek ve melekler: “Bu, kendi ellerinin kazandığı yüzündendir; Allah onlara zulmetmedi” diyeceklerdir. Aynı şekilde cennete götürülenler hakkında da: “Bunlar nereye götürülüyor?” denilecek, “Cennete” cevabı verilecek ve melekler: “Allah’ın rahmetiyle cennete girdiniz” diyeceklerdir. İşte o zaman onlara konuşma izni verilecektir.
Başka âlimler ise “doğru söz söyleyen” kimsenin dünyada Allah’ın birliğini kabul eden kişi olduğunu söylemişlerdir. İbn Abbas, “Rahmân’ın izin verdiği ve doğru söz söyleyen” ifadesini, “Allah’ın kendisine ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’ şehadetini söyleme izni verdiği kişi” şeklinde açıklamış ve bunun doğru sözün en son noktası olduğunu belirtmiştir. Mücâhid ise bunu, “Dünyada hakkı söyleyen ve onunla amel eden kimse” olarak açıklamıştır. Ebû Sâlih ve İkrime’den de burada kastedilen sözün “Lâ ilâhe illallah” olduğu rivayet edilmiştir.
Taberî’nin tercih ettiği görüş ise şudur: Allah Teâlâ, ruh ve meleklerin saf saf durduğu gün yaratılmışların konuşamayacağını, ancak Rahmân’ın izin verdiği ve doğru söz söyleyenlerin konuşabileceğini haber vermiştir. Allah ve Resûlü bu doğru sözün belirli bir türünü kesin olarak tayin etmediği için, ayetin lafzı bütün doğru söz çeşitlerini kapsayacak şekilde anlaşılmalıdır.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…