Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği ve yakınlara vermeyi emreder. Çirkinliği, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. Size öğüt veriyor, umulur ki düşünürsünüz.
Diyanet Vakfı
Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
Kurtubi Tefsiri
Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder. Fahşâyı, münker ve bağyi yasaklar. İyice dinleyip tutasınız diye size öğüt verir.
Bu âyete dair açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız:
1. Üstün Ahlakî Değerlere Çağıran Kur’ân:
Rivâyet edildiğine göre, Osman b. Maz’ûn şöyle demiştir: Bu âyet, nazil olduğunda, ben bunu Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh)’a okudum. O, hayrete düştü ve şöyle dedi; Ey Galib hanedanı! Ona uyunuz. Felâh bulursunuz. Allah’a yenlin ederim, Allah onu size, ahlakın üstün değerlerini emretsin diye göndermiştir. Bir başka hadiste de nakledildiğine göre, Ebû Talib’e: Senin kardeşinin oğlu, yüce Allah’ın üzerine:
“Şüphesiz ki Allah adaleti, İhsanı… emreder” âyetini indirdiğini iddia ediyor denilince, şöyle demiş: Kardeşimin oğluna uyunuz. Allah’a yemin ederim ki o, size ancak güzel olan ahlakî değerleri emreder,
İkrime der ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) el-Velid b. el-Mugire’ye:
“Şüphesiz ki Allah adaleti, İhsanı… emreder” âyetini sonuna kadar okudu. el-Velid ona: Kardeşimin oğlu, bir daha oku demiş. Hazret-i Peygamber, bir daha bu âyeti ona okuduktan sonra, el-Velid şunları söylemiş: Allah’a yemin ederim, bu sözün kendine has bir farklılığı, bir çekiciliği vardır. Onun gövdesinin yaprakları bol, üstü de meyve vericidir. Kesinlikle bu bir insan sözü değildir.
el-Gaznevinin naklettiğine göre bunu okuyan Osman b. Maz’un imiş. Osman da şöyle demiş: Önceleri Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan haya ettiğimden dolayı İslâm’a girmiştim. Bu, ben onun yanında iken bu âyet-i kerimenin indiği vakte kadar böylece devam etti. O vakit îman kalbimde iyice yer etti. Sonra bu âyeti el-Velid b. el-Muğire’ye okudum, o da şöyle dedi: Kardeşimin oğlu, tekrar oku. Ben, ona tekrar okuyunca: Allah’a yemin ederim, bu sözün kendine has bir tatlılığı vardır… dedi ve haberin geri kalan kısmını zikretti.
İbn Mes’ûd der ki: Bu, Kur’ân-ı Kerîm’de, uyulacak her bir hayrın ve uzak durulması gereken her bir şerrin dile getirildiği en kapsamlı âyet-i kerimedir.
en-Nakkaş da şöyle demektedir: Deniliyor ki, adlin zekâtı İhsan, güç yetirmenin affetmek, zenginliğin zekatı iyilik yapmak, makam ve mevkiin zekatı ise, kişinin kardeşlerine (mektup) yakmasıdır.
2. Adalet ve İhsan’ın Mahiyeti:
İlim adamları adalet ve ihsanın açıklanması husus’unda farklı görüşlere sahiptirler- İbn Abbâs der ki: Adalet “lâ ilâhe illâlah”-, ihsan ise farzların edâ edilmesidir.
Adaletin farz, ihsanın da nafile olduğu söylenmiştir. Süfyan b. Uyeyne der ki: Burada adalet, insanın içinin dosdoğru olmasıdır. İhsan ise, insan içinin açığa vurduğundan daha üstün, değerli ve faziletli olmasıdır.
Ali b. Ebî Tâlib der ki: Adalet, insafla hareket etmek, ihsan ise lütufta bulunmak ve erdemlice davranmak demektir.
İbn Atîyye der ki: Adalet farz olan İnanç, emanetlerin eda edilmesi hususundaki şer’î hükümler, zulmün terkcdilmesi, insaftı hareket etmek ve hakkı sahiplerine vermektir. İhsan ise teşvik olunmuş herbir işi yapmaktır. Bazı işlerin tamamı teşvik, (rnendup) edilmiştir. Kimi işler de tarzdır. Şu kadar var ki, onun yeterli olan sınırını yerine getirmek, adaletin sınırları içerisindedir. Onu, yeterli olan miktardan fazlasıyla yapıp tamamlamak ise, ihsana girmektedir.
İbn Abbâs’ın açıklaması su götürür. Çünkü farzların eda edilmesi, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın, Cibril’in soru sorduğu hadiste de açıkladığı gibi farzların eda edilmesidir. İşte adalet de budur. İhsan ise, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın, Cibril hadisinde cevaplandırdığı şekilde açıklamasının gereğine uygun olarak diğer tamamlayıcı işler ve mendup fiilleri yerine getirmektir. Çünkü Hazret-i Peygamber, (Cibril hadisi dîye bilinen hadiste) Cebrâîl’in sorusuna: “(İhsan), Allah’a sen O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan dahi, o seni görmektedir” diye cevap vermiştir. Buhâri, îman 37. Tefsir 31. si\re 2: Müslim, Îman ~>1: Ebû Dâvûd, 5li rint lû, Tirmizî, İıvuın 4: İbn Mâce, Mukaddime 9: Müsned. 1, 27, 51, 53, 319, II, 107, 426, IV, 129, 164. O bakımdan, eğer bu açıklama İbn Abbâs’tan sahih olarak nakledilmiş ise, herhalde mükemmel şekliyle farzların yerine getirilmesini kastetmiş olmalıdır,
İbnü’l-Arabî der ki: Adalet, kul ile Rabbi arasında, yüce Allah’ın hakkını, kişinin kendi nefsini korumasına tercih etmesi, O’nun rızasını kendi arzusundan önde tutması, yasaklarından uzak kalarak emirlerini yerine getirmesidir Kişinin, kendisine karşı adaleti ise, nefsini helâk edecek şeylerden alıkoymasıdır. Nitekim yüce Allah:
“Rabbinin huzuruna varmaktan korkup, nefsini hevadan alıkoyan…” (en-Nâziât, 79/40) diye buyurmaktadır. Kişinin, tama’ ettikleri şeylerin arkasından gitmekten uzak durması, her hal ve hususta kanaatten ayrılmamak (kişinin kendisine karşı adaleti kapsamındadır). Kişinin kendisi ile sair insanlar arasında adalet yapmasına gelince; nasihati (samimi olarak iyiliğini istemeyi, öğüt vermeyi) karşılıksız yapması. az çok her hususta hıyaneti terk etmesi, her bakımdan öbür insanların haklarını adil olarak vermesi, söz ve davranış ile hiç bir kimseye gizli ve de açık kötülük yapmaması, onlardan gelip İsabet eden belalara karşı sabredip katlanmasıdır. Bunun asgari ölçüsü ise, insaî’dır. (Haklarını vermek ve onlara eziyeti terk etmektir).
Derim ki: Adalete dair bu etraflı açıklamalar, güzel ve mutedildir. İhsana gelince, ilim adamlarımız şöyle demiştir ihsan, fiilinden mastardır. İki manada kullanılır: Birincisi, bizatihi teaddi etmesi (fiilin geçişli olması), kişinin; Filan işi güzel yaptım” yani onu mükemmel yaptım, demesi buna örnektir. Bu da; Filan şey güzel oldu” şeklinden hemzeli olarak nakledilmiş bir fiildir. İkinci anlamı ise, bir harfi cer ile teaddf etmesidir. Bu da; Filana ihsanda bulundum” demek gibidir. Yani ben ona, kendisine yararlı olacak şeyler yaptım, demektir.
Derim ki: İşte bu âyet-i kerimede ihsanın bu İki anlamı da aynı anda kastedilmiştir. Çünkü şanı yüce Allah, mahlukatın birbirlerine iyilik yapmalarını sever. Öyle ki, sana ak kafesteki bir kuşa, evindeki kediye bile iyiliğini esirgememen gerekir. Halbuki yüce Allah’ın, yaratıkları bu iyilik ve ihsanları da muhtaç değildir. Esasen bütün ihsan, nimet, lütuf ve minnetler hep O’ndandır
“Cibril hadisi” diye bilinen hadiste ise, ikinci manası ile değil de birinci manası ile ele alınmıştır. Esasen birinci anlamı ile ihsan, ibadetin dikkatli ve güzel bir şekilde yapılması, İbadeti sahih kılan ve tamamlayan bütün özellikleriyle eda etmeye riaeyet edilmesi, ibadetteki hukukun gözetilmesi, gerek ibadete başlarken, gerekse de devam ederken, yüce Allah’ın azamet ve celâlinin hatırda tutulması ile olur. İşte Hazret-i Peygamber’in: “Allah’a, sen O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen O’nu görmüyorsan dahi, O seni görmektedir” âyeti ile kastettiği de budur. Böyle bir murakabe allında olduğunu kabul eden kalp sahiplerinin iki hali sözkonusudur: Bunlardan birincilerine hakkın müşahede edilmesi hali galip gelir ve âdeta kişi Allah’ı görüyormuş gibi olur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: “Ve benîm gözbebeğim namazdır” Nesâî. İsrerun-Nisâ 1: Müsned, III. 128. :99. 285. hadisi ile bu hale işaret etmiş olma ihtimali vardır. İkincisi ise, bu dereceye ulaşamamakla birlikte cenab-ı Hakkın, kişinin kendisine muttali olduğunu, O’nu görmekte olduğunu bilme halinin baskın ve ağırlıklı olarak hissedilme halidir, İşte yüce Allah’ın:
“O seni kalkınca da görür, secde edenler arasındaki dolaşmanı da” (eş-Şuarâ, 26/218-219) âyeti ile:
“Mutlaka o işe daldığınızda Biz üzerinize şahidiz” (Yûnus, 10/61) âyetinde buna işaret edilmektedir.
3. Akrabalara Birşeyler Vermek;
Yüce Allah:
“Akrabaya vermeyi emreder” âyeti ile, onlara malından vermeyi kastetmektedir. Nitekim yüce Allah’ın:
“Akrabaya hakkını ver”(el-İsrâ, 17/26.) âyeti da bunu dile getirmektedir. Yani, akrabalık hakkını gözet. Bu âyet burada mendup olan bir amelin, vacip olana atfedilmesi kabilindedindir. İşte Şat’iî bu âyeti, ileride de açıklanacağı üzere, mükâtep köleye vermenin vücubuna delil göstermiştir. Özellikle akrabaları zikretmesi ise, akraba haklarının daha sağlam ve onları gözetmenin daha vacip oluşundan dolayıdır. Çünkü, şanı yüce Allah’ın ismini, kendisinin Rahmân isminden türettiği “rahim (akrabalık)” hakkını pekiştirmek ve bu bağı gözetmeyi, kendi zatının haklarını gözetmek olarak gördüğünü vurgulamak içindir. Nitekim sahih hadiste şöyle buyrulmuştur: “(Yüce Allah “rahime; (akrabalık bağına)” dedi ki:) Seni gözeteni Benim de gözetmeme, senin bağını koparanı da Benim de koparmama razı gelmez misin?” Buhârî, Tefsir 47, sûre 1; Müslim, Birr 16; Ebû Dâvûd, Zeknî 45; Tirmizî, Birr 9: Müsned, I, 191. 194.
Özellikle akrabalar fakir iseler daha bir gözetilmelidirler.
4. Fahşâ, Münker ve Bağy:
Yüce Allah’ın:
“Fahşâyı, münker ve bağyi yasaklar” âyetindeki fahşâ, söz ya da davranış türünden olsun, çirkin olan her şey demektir. İbn Abbâs ise, zina diye açıklamıştır. Münker, şeriatın o işi nehyetmek suretiyle reddettiği herşeydir. Bu, genel olacak bütün masiyetleri, kötü ve aşağılık davranışları, çeşitli türleriyle bayağılıkları kapsar. Münkerin şirk demek olduğu da söylenmiştir.
Bağy; kibir, zulüm, kin ve haddi aşarak haksızlık yapmak demektir. Gerçek mahiyeti sınırı aşmaktır. Bu münkerin kapsamına girer. Ancak yüce Allah, zararının çokluğu dolayısıyla ona verdiği önemi belirtmek üzere özellikle sözkonusu etmiştir, Hadîs-i şerîfte de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: “Yapılan bir bağyden (haddi aşmaktan), daha çabuk cezası verilen hiçbir günah yoktur.” Aynı manada yakın lâfızlarki: Ebû Dâvûd, Edeb 43; Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 57; İbn Mâce, Zühd 23; Müsned, V, 36. 38. Yine Hazret-i Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bağî kişinin mutlaka sırtı yere getirilmiştir.” Hadîs olarak tesbit edemedik
Yüce Allah, kendisine karşı haksızlıkta bulunulan (bağye maruz kalan) kimseye ilâhî yardımını va’detmiştir İndirilmiş kitapların birisinde şu hüküm yer almaktadır: Eğer bir dağ diğer bir dağa haksızlık edecek olursa, Allah o haksızlık yapan dağı dümdüz eder.
5. Bu Âyetin Ahlâkı ile Ahlâklanmanın Önemi:
İmâm Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail el-Buhârî, Sahih “inde şöyle bir başlık açmıştır: “Yüce Allah’ın:
“Şüphesiz Allah adaleti, İhsanı, akrabaya vermeyi emreder. Fahşayı, münker ve bağyi yasaklar. İyice dinleyip tutasınız dîye size öğüt verir” âyeti ile:
“Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir” (Yûnus, 10/23);
“Sonra yine ona haksızca saldırılırsa, elbette Allah ona yardım eder” (el-Hacc, 22/60) buyrukları ve müslüman aleyhine olsun, kâfir aleyhine olsun kötülüğü kışkırtmayı terk etmek. Buhârî, Edeb 57.
Bu başlıktan sonra Hazret-i Âişe’nin, Lebid b. el-A’sam’ın, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a büyü yapması hakkındaki hadisini söz konusu etmektedir. İbn Battal der ki: (Buhârî) Allah ondan razı olsun, bu âyet-i kerimelerden, müslüman ya da kair aleyhine kötülüğü harekete getirip kışkırtmayı terketme anlamını çıkartmıştır, Nicekim Hazret-i Âişe’nin hadisi de buna delildir. Çünkü orada Hazret-i Peygamber’in şöyle buyurduğu zikredilmektedir: “Allah mademki bana şifa vermiş bulunuyor, artık ben de insanların aleyhine herhangi bir kötülüğü kışkırtmaktan, harekete getirmekten hoşlanmıyorum.” Bunun açıklaması da -Allah en iyi bilendir ya- şöyledir: O (Buhârî), yüce Allah’ın:
“Şüphesiz ki Allah adaleti, ihsanı… emreder” âyetinde kötülük İşleyene ihsanda bulunup, onun köcülüğüne ceza vermeyi terk etmenin mendup olduğu anlamını çıkartmıştır. Denilse ki: Haksızlığı yasaklayan âyetler hakkında böyle bir yorum yapmak nasıl sahih olabilir? Şu şekilde cevap verilir: Bunun da açıklaması -doğrusunu en iyi bilen Allah’tır ya- şöyledir: Yüce Allah kullarına, “sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir” âyetinde haddi aşmanın zararının haddi aşana raci olacağını bildirip, kendisine haksızlık yapılana yardımcı olmayı taahhüd ettiğinden dolayı, kendisine karşı haksızlıkta bulunulan kişinin yüce Allah’a bu yardım taahhüdü dolayısıyla şükretmesi ve kendisine haksızlık yapana af ile karşılık vermesi daha uygundur. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da kendisine büyü yapan yahudiye bu şekilde davranmıştır. Ancak. yüce Allah’ın:
“Şayet bir ceza verecek olursanız, size yapılan saldırının misliyle mukabele edin” (en-Nahl, 16/126) âyeti gereğince intikam alma hakkına sahiptir, Ama o, yüce Allah’ın:
“Bununla beraber kim de sabreder ve bağışlarsa, muhakkak bu üzerinde kararlılıkla durmaya değer işlerdendir” (eş-Şura, 42/43) âyetinden hareketle affetmeyi tercih etmiştir,
6. İyiliği Emredip Kötülükten Alıkoymak ve İhsanın Önemini Vurgulayan Tarikten Bir Olay:
Bu âyeH kerîme, iyiliği emredip münkerden alıkoyma gereğini ihtiva etmektedir. Bunlara dair açıklamalar daha önceden (Âl-i İmrân, 3/21-22. âyetlerinin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
Rivâyet edildiğine göre bir topluluk, kendilerine zekât toplayıcı ve vali (âmil) olarak tayin edilmiş bir zatı, Abbasi hükümdarlarından Ebû Cafer el-Mansur’a dava eder. Ancak bu vali, kendisini şikâyet edenlere karşı delillerini ortaya koyarak onları mağlup etmiş, aleyhine öyle pek büyük bir zulüm ispat edemediklerini, hiç bir hususin haksızlık yapmadığım ortaya koymuş. Şikâyet eden topluluk arasından bir delikanlı ayağa kalkarak şöyle demiş: Mü’minlerin emiri! Allah, adalet ve ihsanı emretmektedir. Evet, gerçekten o adaletlidir, ama ihsan yapan bir kimse değildir. Ebû Cafer, bu gencin isabetli söz söylemesine hayret eder ve tayin ettiği âmilini görevden alır.