Kusurlu bir mal satın almış olsa sonra da bunun diyetini almayı dilese, el-Harki’nin sözünün zahirinden anlaşılan, bu malın kusurlu olduğunu bilmiş olsa da olmasa da onun diyetini almaya hakkı yoktur. Bu, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü geri vermenin mümteni olması kendi ameliyle söz konusu olmuştur; bu yönüyle sanki satılan malı kendisi telef etmiş gibi kabul edilir, zira bu malı satın almakla zaten bu şekilde zulme uğratmakla beraber onu kabullenmiş sayılır.
el-Kadı der ki: Malın kusurlu olduğunu bildiği halde onu satacak olursa, bunun ayıp ve kusurlu olduğunu bilmesinden dolayı buna sebep diyet alma hakkı da yoktur; ama bunun kusurlu olduğunu bilmeyecek olursa bu takdirde diyetini alma hakkı vardır. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Çünkü satıcı, kendisi için söz konusu olan akdinin gerekliliğini ifa etmemiş sayıldığından, buna dair eksikliği noktasında rızası da olmadığından – sanki satın aldıktan sonra köleyi hürriyetine kavuşturmuş gibi – artık ona rücu etme hakkı vardır.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Mezhebimizin kıyasına göre, bu kimsenin diyetini alma hakkı vardır, ister bu malın bizzat kusurlu olduğunu bilsin yahut bilmesin, fark etmez. Çünkü bu kimsenin henüz akdin başında iken malı kabul etmesi veya geri vermesi noktasında onu muhayyer bıraktık. Buna göre malın satılması ve bunda tasarruf edilmiş olması, onu elinde tutması hükmü gibi kabul edilir. Zira diyet, satılan malın bir bölümünün ivazı sayıldığından, satılması ve razı olması ile bu sakıt olmaz.
Onların: “Zira bu malı satın almakla zaten bu şekilde zulme uğratmakla beraber onu kabullenmiş sayılır.” sözlerine gelince, bu doğru değildir. Çünkü bu şekildeki zulüm, satıcı tarafından söz konusu olduğundan, bunun ondan kabullenmiş olması doğru değildir; zira o ancak müşteriye zulmetmiş olduğu içindir ki, bununla kendisine zulmeden zalimden bu hakkını iskat etmez.
İmam Malik’ten gelen bu görüş, doğru olan görüşü oluşturmaktadır.
Ebu’l-Hattab’ın, İmam Ahmed’den naklettiğine göre onun, ister satıcı ayıplı malın varlığını bilsin veya bilmesin, satılan kusurlu malın satıcı tarafından diyet vererek rücu edilmesi hakkında iki görüş gelmiştir.
Kusurlu mal olduğunu bilmeden önce köleyi azat etmek, vakfetmek, ölmek, öldürmek ya da bilinmesi gibi sebeplerle geri verilmesi mazur olan malın müşterinin elinde yok olmasına gelince, bu durumda ona diyet gerekir. Bunu, Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Ancak Ebu Hanife öldürülen köle hakkında özellikle: Bundan dolayı ona diyet yoktur, demiştir. Çünkü bu köle, tazmin edilen amele karşılık onun mülkünde yok olduğundan, bu yönüyle satılan mala benzemektedir.
Bir defa kusur olması hasebiyle bundan razı olmayacağı, bu noktadaki haksızlık hakkında bilgi sahibi olmadığı gerekçesiyle – sanki köleyi azat etmiş gibi – ona diyetin söz konusu olacağı şeklinde cevap verilmiştir.
el-Muvaffak der ki: Bize göre bu alışveriş, bir men sebebidir. Bunun yanında malı teslim almasıyla bundaki haksızlık hakkında bilgi sahibi olmuştur.