“Onlar, kendilerine bir delil gelmeden Allah’ın ayetleri hakkında tartışırlar. Bu, Allah katında ve iman edenler katında büyük bir öfkeye sebep olur. İşte Allah, her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.”
Diyanet Vakfı
Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı halde Allahın ayetleri hakkında mücadele edenler gerek Allah yanında, gerekse iman edenler yanında büyük bir nefretle karşılanır. Allah, büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
Kurtubi Tefsiri
“Onlar ki kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın Allah’ın âyetleri hakkında tartışırlar. Gerek Allah indinde, gerek mü’minler yanında (buna) öfke oldukça büyüktür. Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.”
“Onlar ki kendilerine gelmiş bir delil” herhangi bir belge ve kanıt
“olmaksızın Allah’ın âyetleri” apaçık delil ve belgeleri
“hakkında tartışırlar” âyetindeki:
“Onlar ki” lâfzı,
“Kimseleri” lâfzından bedel olarak nasb konumundadır. ez-Zeccâc dedi ki: İşte yüce Allah, Allah’ın âyetleri hakkında tartışan kimseleri böylece saptırır demektir. Buna göre
“onlar ki” nasb mahallindedir. (Yine ez-Zeccâc) şöyle der: Bununla birlikte: Onlar öyle kimselerdir ki” anlamında, yahutta mübteda olarak ref konumunda olması da mümkündür. Bu durumda haber de
“… oldukça büyüktür” anlamındaki lâfızlardır.
Diğer taraftan: Bunlar Fir’avun ailesinden olup îman eden kişinin söylediği sözlerdendir denildiği gibi, yüce Allah’tan yeni bir hitab olduğu da söylenmiştir.
” Öfke” temyiz olarak nasb edilmiştir. Yani onların bu tartışmaları
“öfke olarak oldukça büyüktür” demek olur. Yüce Allah’ın: ” Söz olarak ne büyüktür!” (el-Kehf, 18/5) âyetine benzemektedir.
“Yüce Allah’ın öfkesi” onları yermesi, onları kınaması ve onların başına azâbı getirmesidir.
“Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini” doğruyu akletmesin ve hakkı kabul etmesin diye
“işte böyle” yani o tartışanların kalplerini mühürlediği gibi
“böyle mühürler.” “Büyüklük taslayan… herkesin kalbini” âyeti genel olarak
“kalb”in
“büyüklük taslayan”a izafe edilmesiyle okunmuştur. Ebû Hatim ve Ebû Ubeyd de bu okuyuşu tercih etmiştir. İfadede hazfedilmiş lâfızlar vardır ki, anlamı şöyledir:
“Allah büyük taslayan her zorbanın” herbirisinin
“kalbini işte böyle mühürler.” Burada daha önce buna delâlet eden lâfzın geçmiş olması dolayısıyla “Herbiri” lâfzı hazfedilmiştir. Eğer bu lâfzın hazfedildiği kabul edilmeyecek olursa mana düzgün olmaz. Çünkü o vakit bu âyet o kimsenin kalbinin tamamını mühürler demek olur ki, maksat kalbin tamamını ifade etmek değildir. Maksat zorba ve büyüklük taslayan herkesin kalplerinin teker teker mühürlendiğidir. Bu şekilde, “herbir” anlamındaki lâfzın hazfedileceğine delil teşkil eden sözlerden birisi de Ebû Duad’ın şu beyitidir:
“Yoksa sen her kişiyi yiğit mi sanırsın?
Ve geceleyin alevlenen ateşi ateş mi sanırsın?”
Görüldüğü gibi burada şair “ve herbir ateşi” demek istemiştir.
İbn Mes’ûd’un kıraatinde ise (“herbir” anlamındaki bu lâfzın ilavesi ile): “Büyüklük taslayan herbir kimsenin kalbi üzerine” şeklindedir. Ancak bu tefsin bir kıraat olup, bu lâfız izafe yapılmıştır.
Ebû Amr, İbn Muhaysın ve Şamlılardan naklen İbn Zekvan “Kalbi”nin tenvinli olup, “Büyüklük taslayan”ın “kalbin sıfatı” diye okumuşlardır. Bu durumda “kalp” insanın tümünün ifadesi olur. Çünkü büyüklenen kalptir, diğer organlar ise ona tabidir. Bundan dolayı Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz vücutta bir çiğnemlik et parçası vardır. O düzelirse vücudun tamamı düzelir, o bozulursa vücudun tamamı bozulur. İyi bilin ki o kalptir.” Buhârî, I, 28; Müslim, III, 1219; Dârimi, II, 319; İbn Mace, II, 1318; Müsned, IV, 270, 274.
Muzafın nasbedilmesine binaen böyle okumak da caizdir. Yani: “Kalp sahibi olup büyüklenen herbir kimsenin üzerine…” şeklinde de kabul edilebilir, bu durumda sıfat “kalp sahibi”ne ait olur.