Sonra kaşlarını çattı ve surat astı.
Diyanet Vakfı
21, 22, 23, 24, 25. Sonra baktı. Sonra kaşlarını çattı, suratını astı. En sonunda, kibirini yenemeyip sırt çevirdi de: «Bu (Kuran) dedi, olsa olsa (sihirbazlardan öğrenilip) nakledilen bir sihirdir. Bu, insan sözünden başka bir şey değil.»
Kurtubi Tefsiri
Sonra kaşlarını çattı, yüzünü ekşitti.
“Sonra kaşlarını çattı.” Mü’minlere karşı kaşlarını çattı, Şöyle ki o, Kureyşlilere Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) hakkında onun bir büyücü olduğunu söylemelerini sağlayınca, müslümanlardan bir topluluğun yanından geçti. Onu İslâm’a davet ettiler, o da onlara kaşlarını çattı.
Kendisini İslâm’a davet ettiği vakit, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a karşı yüzünü ekşitip, kaşlarını çattı, diye de açıklanmıştır. Şeddesiz olarak: lâfzı; Kaşlarını çattı, çatar, çatmak”ın mastarıdır. ise “develerin kuyruklarına takılan küçük ve büyük pislikleri “ne denilir. Şair Ebû’n-Necm şöyle demektedir:
“Yukarıya kaldırdıkları kuyruklarında bulunan
Yazdan kalma pislikleri, geyiklerin boynuzları gibidir.”
“Yüzünü ekşitti.” Yüzünü buruşturdu, rengi değişti demektir. Bu açıklamayı Katade ve es-Süddi yapmıştır. Şair Bişr b. Ebi Hâzim’in şu beyitinde de bu anlamda kullanılmıştır;
“el-Cifâr (denilen yerin) sabahında Temimlilere baskın yaptık
Silahları pek fazla bir araya toplanmış ve yüzünü buruşturmuş bir askeri birlikle.”
Bir başka şair de şöyle demektedir;
“Yüzünü çevirip, gitmesini görmem, şüpheye düşürdü beni
Ve ihtiyacımı görmekten yüz çevirip, yüzünü ekşitmesi.”
Yine denildiğine göre, kaşların çatılması tartışmadan sonra, yüzün ekşimesi ise tartışmadan önce sözkonusudur. Birtakım kimseler ise bu fiil, ileri de gitmeksizin, geri de kalmaksızın durmak anlamındadır.
Derler ki: Yemen ahalisi de gemi durduğu vakit gidip gelmeyecek olursa; tabirini kullanırlar. Bu da “durdu” anlamındadır. Biz durduk” demektir. Araplar yüzün rengi değişip, kararacak olursa: Ekşi ve ekşimenin açıkça görüldüğü bir yüz” derler.