Orada boş söz işitmezler, sadece selâm. Onlara sabah akşam rızıkları vardır.
Diyanet Vakfı
Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah-akşam kendilerine ait rızıkları vardır.
Kurtubi Tefsiri
Onlar orada boş sözler İşitmezler. İşittikleri ancak selâmdır. Onlara orada sabah ve akşam rızıkları verilecektir.
“Onlar orada” yani cennette
“boş sözler İşitmezler.”
“Boş (lağv)’in anlamı batıl, çirkin, fuzuli sözler ve faydasız sözlerdir, Şu hadiste de aynı kelime bu manada kullanılmıştır “Cuma gününde arkadaşına İmâm hutbe okumakta iken: Dinle diyecek olsan (dahi) lağvetmiş (boş söz söylemiş) olursun.” Buhârî, Cumua 36; Müslim, Cumua 11; Ebû Dâvûd, SalâC 229; Tirmizî, Cumua 16; Nesâî, Cumua 22, Salâtu’l-îydeyn 21; İbn Mâce, İkametus-Salât «6; Muvatta’, Cumua 6; Dârimî, Salât 195; Müsned, II, 272, 280, 393, 396, 485, 518, 532 Buradaki: “Lağvetmiş olursun ifadesi; diye de rivâyet edilmektedir. Müslim, Cumua 12; Müsned, II, 244 Bu ise Ebû Hüreyre’nin şivesidir. Nitekim şair şöyle demiştir:
“Kendilerini boş sözlerden, çirkin, söz söylemekten alıkoyan
Hacı kafilelerinin Rabbi hakkı için.”
Bu beyit Lisânu’l-Arab, XII, 520’de bu şekildedir. Ancak daha önce el-Bakara, 2/187. 3yet 2. başlıkta da geçmiş olup gerek orada gerekse geçtiği başka yerlerde (meselâ Taberi, Camiu’l-Beyân, II, 413 ve notunda belirtildiği üzere el-Accâc’ın Üivan’ında) ilk kelime buradaki gibi: “ve Rabbi” şeklinde değil “ve rubbe” şeklindedir. Bu şekliyle anlamı için ilk geçtiği yere bakılabilir.
İbn Abbâs dedi ki: Lağv, yüce Allah’ın zikrinin geçmediği bütün sözlerdir. Yani onların cennetteki sözleri yüce Allah’a hamdetmek ve O’nu tesbih etmektir.
“İşittikleri ancak selâm’dır.” Yani onlar selâm işitirler. Buradaki istisna munkatıdır. Yani onların birbirlerine verdikleri selâmlarını ve herşeyin mutlak maliki yüce Allah’ın selâmını işitirler. Bu açıklamayı Mukâtil ve başkaları yapmıştır. “Selâm” bütün hayırları ifade eden kapsamlı bir isimdir. Âyetin anlamı da şöyledir: Onlar orada yalnız sevdikleri sözleri İşitirler.
“Onlara orada sabah ve akşam rızkları verilecektir.” Sabah-akşam canlarının çektikleri yiyecek ve içecekler verilecektir. Yani bu iki zaman arasındaki süre kadar fasılalarla verilecektir. Zira orada sabah da yoktur, akşam da. Yüce Allah’ın:
“Sabah esişinde bir aylık yol alırdı. Akşam da bir aylık yol giderdi.” (Sebe’ 34/12) âyeti da bir aylık kadar süre demektir. Bu anlamdaki açıklamaları İbn Abbâs, İbn Cüreyc ve başkaları yapmıştır.
Şöyle de açıklanmıştır: Yüce Allah onlara cennetliklerin hallerinin oldukça mutedil olduğunu bildirmektedir. Araplarca en rahat ve huzur verici nimet sabah-akşam yiyecek ve içecek imkânını bulmaktır.
Yahya b. Ebi Kesir ve Katade dediler ki: Araplardan o dönemlerde hem sabah, hem akşam yemeği buldular mı, böyle bir kimse nimet içinde kabul edilirdi. İşte bu âyet bu sebebten nâzıl olmuştur.
Şöyle de açıklanmıştır: Yani onların cennetteki rızıkları kesintisizdir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ardı arkası kesilmez ve asla men olunmaz.” (el-Vakıa, 56/33) Bu âyet bir kimsenin: Ben sabah-akşam seni anıp duruyorum, demesine benzer; seni hatırlayışım daimadır, süreklidir, demektir.
Burada “sabah” âyetinin özel lezzetleriyle meşgul olmadan önce; “akşam” âyetinin lezzetlerini karşılamayı bitirdikten sonra, anlamına gelme ihtimali de vardır. Çünkü arada bir halden bir diğer hale geçiş zamanları girmektedir. Bu da nihayet birinci görüşün kapsamı içerisindedir.
ez-Zübeyr b. Bekkâr, İsmail b. Ebi Üveys’den şöyle dediğini nakletmektedir: Malik b. En es dedi ki; Mü’minler bir günde iki defa yemek yer. Sonra da yüce Allah’ın:
“Onlara orada sabah ve akşam razıkları verilecektir” âyetini okudu ve şöyle dedi: Yüce Allah oruçta mü’minlere sabah yemeği yerine sahur yemeğini verdi ki, Rabblerine ibadet etmek için onunla güç bulsunlar.
Şöyle de denilmiştir: Bunun zikredilip sebebi şudur: Sabah yemeğinin şekli ve nitelikleri, akşamınkinin şekil ve niteliklerinden farklıdır. Bunu ise ancak hükümdarlar bilirler. İşte cennette de sabah rızkı, akşam rızkından farklı olacaktır. İçinde bulundukları nimet ve huzurları daha bir artsın diye nimetleri çeşitlenip, duracaktır.
et-Tirmizî el-Hakîm, “Nevâdiru’l-Usûrde Eban’dan onun el-Hasen’den ve Ebû Kilâbe’den şöyle dediklerini nakletmektedir: Bir adam: Ey Allah’ın Rasûlü dedi, cennette gece var mıdır? Şöyle buyurdu: “Seni böyle bir soru sormaya iten ne oldu?” O: Ben yüce Allah’ı Kitab-i Kerîm’inde
“onlara orada sabah ve akşam rızıkları verilecektir” buyurduğunu gördüm. Ben: Gece sabah ile akşam arasında kalan bir zamandır, dedim. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Orada gece diye bir şey olmayacaktır. Sadece ışık ve nûr vardır. Sabahı öğleye, öğleni sabaha döndürür. Yüce Allah’tan dünyada iken kılmış oldukları namaz vakitlerinde yüce Allah’tan onlara en değerli hediyeler gelir ve melekler onlara selâm verir.” İşte bu, âyetin anlamını en ileri derecede beyan etmektedir. Biz “et-Tezkire” adlı eserimizde bunu zikretmiş bulunuyoruz.
İlim adamları derler ki: Cennette gece ve gündüz yoktur. Onlar ebediyyen nûr İçerisindedirler. Gece ve gündüz kadar sürelerini perdelerin indirilmesinden, kapıların kapatılmasından anlarlar. Gündüz süresini de perdelerin kaldırılıp, kapıların açılmasından anlarlar. Bunu da Ebû’l-Ferac el-Cevzî, el-Mehdevî ve başkaları zikretmişlerdir.