"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Meryem 82

Hayır! Onlar, ibadetlerini inkâr edecekler ve onlara karşı hasım olacaklardır.

Diyanet Vakfı
Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.

Kurtubi Tefsiri
Hayır, öyle değil. Onların ibadetlerini reddedip onlara karşı olacaklar.

“Hayır öyle değil” âyetinin burada “lâ; hayır” anlamında olma ihtimali olduğu gibi “gerçek şu ki” anlamında olma ihtimali de vardır. “Gerçek şu ki onların ibadetlerini reddedecekler” demek olur.

Ebû Nehîk bu edatı tenvin ile; şeklinde okumuştur. Bununla birlikte onun bu edatın “kef” harfini ötreli ve üstün diye okuduğu da rivâyet edilmiştir. el-Mehdevî dedi ki: Bu edat. red, azar, uyarıp dikkat çekmek ve önceden geçen sözün manasını reddetmek anlamındadır. Bazen de kendisinden sonraki ifadenin muhakkak olduğunu ve ona dikkat çekmek için de kullanılır. Yüce Allah’ın:

“Gerçek şu ki, insan muhakkak azar” (el-Alak, 96/6) âyetinde olduğu gibi. Burada bu lâfız üzerinde vakıf yapılmaz. Ancak birinci manaya göre vakıf yapılabilir. Eğer aynı anda her iki mana da elverişli ise üzerinde vakıf da yapılabilir; ondan önce vakıf yapılarak onunla yeniden okumaya da başlanılabilir.

Yüce Allah’ın

“Hayır, öyle değil. Onların İbadetlerini reddedip onlara karşı olacaklar” âyetindeki bu edatı tenvinli okumakla birlikte “kef” harfini de üstün okuyanlara göre bu kelime; “Zayıfladı, cılız düştü” fiilinin mastarıdır. Mansub okunması da mahzuf bir fiil dolayısıyladır. Anlamı da şöyle olur: Böyle bir görüş ve inanış alabildiğine cılızdır. Bundan maksat onların: “Onlarla aziz olalar” diye ilâhlar edinmeleridir. Bu açıklamaya göre hem bir önceki âyetin son kelimesi üzerinde vakıf yapılabilir, hem de bu edat üzerinde vakıf yapılabilir.

Cemaatin kıraatinde de aynı şekildedir. Çünkü bu edat burada kendisinden önceki ifadeleri reddetmeye de elverişlidir, kendisinden sonra gelen âyetlerin muhakkak olarak gerçekleşeceğini ifade etmeye de elverişlidir.

Tenvinle birlikte “kef harfinin ötreli okunduğunu rivâyet edenlere gelince; bu da aynı şekilde mahzuf bir fiil ile nasp edilmiştir. Sanki ilâhları kastetmek suretiyle: “Onların hepsi kendilerine yaptıkları ibadetlerini inkâr edeceklerdir.”

Derim ki: Böylelikle bu edatın dört manası olduğu ortaya çıkmaktadır.

Tahkîk: O da bu edatın, gerçek şu ki, nefyetmek, dikkat çekip uyarmak, yemine sıla manalarıdır. Bu manalardan sadece birinci anlama gelmesi halinde üzerinde vakıf yapılır.

el-Kisal dedi ki; “Lâ: Hayır” sadece nefyeder. “Kellâ” ise bir şeyi nefy bir şeyi de isbal eder. Mesela birisi sana: “Sen hurma yedin” diyecek olursa, sen: “Asla (kellâ), gerçek şu ki ben bal yedim, hurma değil” dersin. Burada kendisinden önceki nefyedilmekle sonraki ise tahkik edilmektedir.

“Zıt (karşı olmak)” tek kişi de olabilir, topluluk da olabilir. Düşman (aduv) ve rasûl gibi.

Burada “zit”tın mastar mahallinde olduğu da söylenmiştir. Yani onlara karşı yardımcı olacaklardır. Bundan dolayı bu kelime çoğul gelmemiştir. Bu da yüce Allah’ın:

“Onlarla aziz olalar” âyetinin bir karşılığıdır.

“Izz: (aziz olmak)” mastardır. Dolayısıyla onun mukabilinde kullanılan da böyledir.

Diğer taraftan şöyle de denilmiştir: Âyet-i kerîme pullara ibadet edenler hakkındadır. Burada putlar da aklı eren varlıklar gibi -kâfirlerin bu husustaki vehimleri doğru varsayılarak- değerlendirilmiştir.

Şöyle de açıklanmıştır: (Âyet) Mesih’e yahut meleklere, yahut cinlere, ya da şeytanlara ibadet eden kimseler hakkındadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.

https://kutsalayet.de/meryem-81/,https://kutsalayet.de/meryem-83/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız