"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Meryem 71

İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine kesinleşmiş bir hükümdür.

Diyanet Vakfı
İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.

Kurtubi Tefsiri
Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin gerçekleştirmeyi üzerine aldığı kesin bir hükümdür.

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin gerçekleştirmeyi üzerine aldığı kesin bir hükümdür” âyetine dair açıklamalarımızı da beş başlık halinde sunacağız:

1- Herkes Cehenneme Uğrayacaktır:

Yüce Allah’ın:

“Şüphe yok ki aranızda…” âyeti bir kasemdir. Baştaki “vav” harfi bu kasemi (yemini) ihtiva etmektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şu hadisi de bunu açıklamaktadır “Müslümanlardan olup ta üç çocuğu ölen bir kimsenin -yemin gereği olanı müstesna- ateşin dokunması mümkün değildir.” Buhârî, Cenâiz 6, Eymân 9; Müslim, Hirr 150; Tirmizî, Cenâiz 64; Nesâî, Cenaiz 25; Müsned, II, 276, 473, 479.

ez-Zührî dedi ki: Sanki:

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” âyetini kasteder gibidir. Bunu Ebû Dâvûd et-Tayâlisî zikretmektedir. Ahmed Ahdurrahmân el-Hennâ, Minhatu’t-Ma’bOd fi Tertibi Müsnedi’t-Tayâlısî Ebi Dâvüd, II, 46

Hazret-i Peygamber’in: “Yemin gereği müstesna” ifadesi de müsned tefsir kabilindendir. Çünkü bu hadiste sözü edilen kasem ilim ehline göre yüce Allah’ın:

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” âyetinde kastedilendir. Kasem ile yüce Allah’ın:

“Yemin olsun tozutup sallallahü aleyhi ve sellemuranlara” âyetinden itibaren:

“Şüphesiz vaad olunduğunuz elbette doğrudur. Ve şüphesiz ki din elbette gerçekleşecektir.” (ez-Zâriyat 51/1-6) âyetinin kastedildiği de söylenmiştir. Birinci görüş daha meşhurdur, ikisinin de anlamı birbirine yakındır.

2- Cehenneme Uğramanın Mahiyeti ile İlgili Görüşler:

İnsanlar cehenneme uğramanın mahiyeti hakkında farklı görüşlere sahiptir. Burada uğramanın (vürûd) girmek anlamında olduğu söylenmiştir. Câbir b. Abdullah’tan rivâyete göre o şöyle demiştir: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı şöyle buyururken dinledim: “Uğramak, girmek demektir, İster iyi olsun, ister kötü olsun oraya girmeyecek kimse kalmayacaktır. Mü’minler için serin ve esenlik olacaktır. Tıpkı İbrahim için olduğu gibi.” “Bundan sonra takva sahiplerini kurtarırız. Zâlimleri ise orada dizleri üzerine çökmüş olarak terkederiz.” Bu hadisi Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr), “et-Temhîd” adlı eserinde senediyle birlikte zikretmektedir. Müsned, III, 328-329; İbn Abdi’l-Berr, el-htUkâr, VIII, 327.

Bu aynı zamanda İbn Abbâs’ın, Halid b. Mâ’dâ’nın İbn Cüreyc ve başkalarının da görüşüdür. Yûnustan rivâyet edildiğine göre o;

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak kimse yoktur” âyetindeki “uğramak (vürûd)” girmek demektir, diye “uğrama”nın tefsirini de zikrederek okurdu. Bazı raviler bu konuda hataya düşerek onun bu açıklamasını da Kur’ân diye nakletmişlerdir,

Dârimî’nin, Müsned’inde Abdullah b. Mes’ûd’dan gelen rivâyete göre o şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “İnsanlar ateşe uğrayacaklar sonra amelleriyle oradan uzaklaşacaklardır Bu kadarıyla; Müsned, I, 433, 435. Kimisi bir göz açıp kapamak gibi; sonra kimisi rüzgar gibi, kimisi atın koşması gibi, kimisi yüklen arasında hızlıca koşturan binici gibi, kimisi hızlıca yürüyen kişi gibi (oradan ayrılacaklardır.)” Dûrîmî, Rikaak 89; Tirmizî, Tefsir 19 sûre 5, 6

İbn Abbâs’tan da bu mesele hakkında Haricilerden Nafi’ b. el-Ezrak’a şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Ben ve sen mutlaka oraya uğrayacağız. Beni yüce Allah o ateşten kurtaracaktır. Sana gelince sen (bunu) yalanladığın için seni kurtaracağını zannetmiyorum.

Cehenneme uğramanın muhakkak oluşuyla birlikte oradan ayrılışın bilinmeyişinden dolayı pek çok ilim adamı oldukça korkmuştur. Biz bunu “et-Tezkire” adlı eserimizde açıklamış bulunuyoruz.

Bir kesim şöyle demektedir: Uğramaktan kasıt Sırat’ın üzerinden geçiştir. Bu görüş İbn Abbâs, İbn Mes’ûd, Ka’b el-Ahbâr ve es-Süddî’den de rivâyet edilmiştir. Ayrıca es-Süddî bunu İbn Mes’ûd’dan, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yoluyla da rivâyet etmektedir. el-Hasen de bu görüştedir. O şöyle demiştir: Uğramak, girmek demek değildir. Mesela sen: Ben Basra’ya uğradım, ama içine girmedim, diyebilirsin. O halde burada uğramaktan kasıt, Sırat’ın üzerinden geçecekleridir.

Ebû Bekr el-Enbârî dedi ki: Dil bilginlerinden bazıları el-Hasen’in bu görüşüne dayanarak açıklamalar yapmış ve yüce Allah’ın:

“Şüphesiz kendileri için daha önceden tarafımızdan iyilik takdir edilmiş olanlar, işte onlar oradan uzaklaştırılmışlardır” (el-Enbiyâ, 21/101) âyetini delil göstererek şöyle demişlerdir: Yüce Allah’ın kendilerine, kendilerini oradan uzaklaştırmayı taahhüt ettiği kimseler ateşe girmeyecektir. Bu görüşün sahipleri (72. âyetin başındaki “bundan sonra” anlamındaki kelimeyi): diye peltek “se’: harfini üstün olarak okurlardı. (Buna göre: Oradan takva sahiplerini kurtarırız, anlamında olur).

Ancak birinci görüşü savunan diğerleri buna karşı şunu delil gösterirler: Yüce Allah’ın:

“İşte onlar oradan uzaklaştırılmışlardır” âyetinin anlamı orada azap görmekten ve o ateş ile yakılmaktan uzak tutulacaklardır, demektir. Ve şöyle derler: Oraya girdiği halde bunun farkına varmayan, ondan Ötürü herhangi bir acı ve ızdırap duymayan bir kimse gerçek manada ondan uzaklaştırılmış bir kimsedir. Yine yüce Allah’ın:

“Sonra takva sahiplerini kurtarırız” âyetindeki; “Sonra” kelimesinin ötreli okunuşunu da delil gösterirler ve bu oraya girdikten sonraki bir kurtuluşun delilini teşkil etmektedir, derler.

Derim ki: Müslim’in, Sahih’inde şöyle denilmektedir: “Sonra köprü cehennem üzerine kurulur. Ve artık şefaat tahakkuk eder, Allah’ım esenlik ver, Allah’ım esenlik ver, derler.” Ey Allah’ın Rasûlü köprü nedir? diye sorulunca şöyle buyurdu: “O çok kaygan ve üzerinde durulması zor bir yerdir. Onda kancalar ve Necid taraflarında bulunan üzerinde de dikencik bulunan es-Sa’dân diye bilinen dikenler vardır, Mü’minler göz açıp kaparcasına şimşek gibi, rüzgar gibi, kuş gibi, en asil atlar gibi ve develer gibi (üzerinden) geçerler. Kimisi tamamıyle yarasız beresiz kurtulur, kimisi yara bere almış olarak serbest bırakılır, kimisi de cehennem ateşine itilip atılır.” Buhârî, Tevhîd 24; Müslim, îman 302; Müsned, III, 17.

Sırat’ın üzerinden geçmek bu âyet-i kerîmenin ihtiva ettiği cehennem ateşine uğramaktır, içine girmek değildir, görüşünde olanlar da bu hadisi delil göstermişlerdir.

Bir başka kesim de şöyle demektedir: Buradaki “uğramak (vürûd)” yüksekçe yerden bakmak, muttali olmak, yakınına gelmek şeklinde olacaktır. Çünkü onlar hesabın görüleceği yerde bulunacaklar. Bu da cehenneme yakındır. Hesap halinde cehennemi görecekler, ona bakacaklar. Daha sonra yüce Allah, takva sahibi olan kimseleri o bakıp gördükleri cehennemden kurtaracak ve cennete götürülecekcıı. “Zâlimleri ise… terkederiz” cehenneme götürülmeleri emredilir. Yüce Allah;

“Medyen suyuna varınca” (vürûd ile aynı kökten) (el-Kasas, 28/23) diye buyurmakladır ki; bu da oraya yaklaşınca demektir. İçine girince demek olamaz. Züheyr de şöyle demiştir:

“O kadınlar tertemiz, arı ve duru ve derin yerleri maviye çalan

suyun başına geldiklerinde,

Çadırını kurup, ikamet etmiş kimse gibi (güvenlik duyduklarından dolayı)

asalarını bıraktılar.”

Hafsa (radıyallahü anhnhâ), Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: “Bedir ve Hudeybiye’ye katılanlardan hiçbir kimse ateşe girmeyecektir.” Ben: Ey Allah’ın Rasûlü dedim. Yüce Allah’ın:

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” âyeti nerede kaldı? Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sen ne diyorsun? “Bundan sonra takva sahiplerini kurtarırız, zâlimleri ise orada dizleri üzerine çökmüş olarak terkederiz” (âyeti var ya)” Bu hadisi Müslim, Um Mubeşşir yoluyla rivâyet etmektedir. Um Mubeşşir dedi ki: Ben, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ı Hafsa’nın yanında şöyle buyururken dinledim… deyip, hadisi zikretti Müslim, Fedailu’s-Sahabe 163;İbn Mâce, Zühd 33; Müsned, VI, 285, 362.

ez-Zeccâc yüce Allah’ın:

“Şüphesiz kendileri için daha önceden tarafımızdan iyilik takdir edilmiş olanlar, işte onlar oradan uzaklaştırılmışlardır.” (el-Enbiyâ, 21/101) âyeti dolayısıyla bu görüşü tercih etmiştir.

Mücahid de şöyle demektedir: Mü’minlerin ateşe uğramaları dünya yurdunda mü’mine isabet eden humma (ateş yüksekliği)dir. İşte mü’minin cehennem ateşinden payı budur. Bunu geri çeviremez.

Ebû Hüreyre’nin rivâyetine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ateşi yükselmiş bir hastayı ziyaret etti. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona dedi ki: “Müjdeler olsun sana! Şanı yüce ve mübarek olan Allah buyuruyor ki: O benim ateşimdir. Ben onu (cehennem) ateşinden payı olsun diye mü’min kuluma musallat ederim.” Tirmizî, Tıb 35; İbn Mâce, Tıh 18; Müsned, II, 440 İbn Abdi’l-berr, et-Temkid, VI, 3Î9, el-İsüzkâr, Vlü, 330 Bu hadisi Ebû Ömer (İbn Abdi’l-Berr) senedi ile kaydederek dedi ki: Bize Abdu’l-Vâris b. Sufyan anlattı, dedi ki: Bize Kasım b. Asbağ anlattı, dedi ki: Bize Muhammed b. İsmail es-Sâiğ anlattı, dedi ki: Bize Ebû Üsame anlattı, dedi ki: Bize Abdu’r-Rahmân b. Yezid b. Cabir anlattı. O ismail b. Ubeydullah’tan, o Ebû Salih el-Eşârî’den, o Ebû Hüreyre’den, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan: Peygamber bir hastayı ziyaret etti… diyerek hadisin geri kalan bölümünü zikretti. Ayrıca hadiste: “Humma (sıtma ve yüksek ateşli hastalık) mü’minin cehennem ateşinden payına düşendir” diye buyurmuştur. İbn Abdi”l-berr, et-Temkid, VI, 3Î9, el-İsüzkâr, Vlü, 330

Bir kesim de şöyle demektedir: Burada uğramak (vürûd) kabirde ona bakmaktır. Kurtuluşa nail olan o ateşten kurtarılır ve oraya girmesi takdir edilmiş olan da oraya girer. Daha sonra ya şefaatle oradan çıkar, yahut ta yüce Allah’ın rahmeti ile şefaatten başka bir sebeble çıkar. Bunlar İbn Ömer’in rivâyet ettiği şu hadisi delil gösterirler: “Sîzden herhangi bir kimse öldüğü takdirde sabah ve akşam onun kalacağı yer kendisine gösterilir…” Buhârî, Cenâiz 90, Rikssak 42; Müslim, Cenne! 6% 66: Nesâî, Cenâiz 116; İbn Mâce, Zühd 32; Muvatta’’, Cenâiz, 47; Müsned, II, 51, 11.-5, 123.

Veki’, Şu’be’den, o Abdullah b. es-Sâib’den, o bir adamdan, o da İbn Abbâs’tan rivâyete göre yüce Allah’ın:

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” âyeti hakkında: Bu kâfirlere bir hitaptır, demiştir.

Yine ondan gelen rivâyete göre o, daha önce kâfirler hakkında vârid olmuş: “Rabbin hakkı için onları ve şeytanları elbette haşredeceğiz. Sonra onları cehennemin etrafına dizleri üzere elbette hazır edeceğiz. Sonra her bir kesimden Rahmâna karşı küfürde daha cesur ve şiddetli kim ise onu ayırırız. Hem oraya atılmaya kimlerin daha lâyık olduğunu en iyi Biz biliriz” âyetinde kâfirler hakkındaki bu hükümlere paralel olarak: “Şüphe yok ki (“aranızda” yerine): aralarında oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” diye okuduğu rivâyet edilmiştir. Aynı şekilde İkrime ve bir topluluk da böyle okumuştur. Bu kıraate göre cehenneme uğrayacaklar çeşitli gruplar olmayacaktır. (Sadece kâfirler uğrayacaktır).

Bir kesim de şöyle demektedir: Burada: “Aranızda” ile kastedilenler kâfirlerdir. Yani, Ey Muhammed! onlara de ki: Aranızda… Böyle bir te’vilîn de aynı şekilde açıklaması kolaydır. “Aranızda” ifadesindeki “kef (…nız…) yüce Allah’ın;

“Onları ve şeytanları elbette haşredeceğiz. Sonra onları cehennemin etrafına dizleri üzere (çökmüş olarak) elbette hazır edeceğiz” âyetindeki “onlar” zamirine aittir. Bu zamirin “onlar”a raci’ olduğu red olunamaz. Benzeri bir durum, yüce Allah’ın şu âyetinde de görülmektedir:

“Ve Rableri onlara son derece temiz bir şarap içirmiştir. İşte bu, gerçekten sizin için bir mükâfattır. Yaptıklarınızın karşılığını da fazlası ile görmüşsünüzdür.” (el-İnsan, 76/21-22) ise; bu onlar için bir mükâfattır, anlamındadır. Görüldüğü gibi buradaki muhatap zamiri de (tefsir edilmekte olan buyruklarda olduğu gibi) “he” harfine (gaib zamire) gitmektedir.

Çoğunluk ise şöyle demektedir: Burada muhatap bütün âlemdir. Herkesin cehenneme uğraması kaçınılmazdır, Bundan dolayı zaten uğramak ile ilgili görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır. Biz ilim adamlarının bu konudaki görüşlerini açıklamış bulunuyoruz. Uğramanın (vürüdun) zahirinden anlaşılan girmektir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) (bu başlığın baş taraflarında) zikredilen hadiste: “Mutlaka ateş ona değecektir, temas edecektir” diye buyurmaktadır. Çünkü bunun sözlükte anlamı değmek ve temas etmektir. Ancak bu, mü’minler için serin ve selâmet olacaktır. Oradan esenlikle kurtulacaklardır.

Halid b. Ma’dân dedi ki: Cennet ehli cennete girecekleri vakit şöyle diyecekler: Rabbimiz bizim ateşe uğrayacağımızı buyurmamış mıydı? Onlara denilecek ki: Siz uraya uğradınız ve orayı kül haline getirdiniz.

Derim ki: Bu görüş değişik ve dağınık görüşleri bir arada toplamaktadır. Ancak cehennem ateşi oraya uğrayacak kimseyi alevi ve harareti ile rahatsız etmeyecektir. Mü’min kimse böylelikle ondan uzaklaştırılmış ve kurtarılmış olacaktır. Şanı yüce Allah’tan, lütuf ve keremiyle bizleri ondan kurtarmasını ve oraya esenlikle uğrayıp giren ve oradan ganimete nail olmuş olarak çıkan kullarından eylesin.

Peygamberler de ateşe girecekler midir? diye sorulursa, deriz ki: Bu konuda mutlak bir ifade kullanamayız, ancak şunu söyleyebiliriz: Bu bahsin baş tarafında zikrettiğimiz hadisin delil olduğu üzere bütün insanlar oraya uğrayacaklardır. Günahkârlar günahları sebebiyle oraya girecekler, Allah’ın dostları ve bahtiyar kimseler de onlara şefaat etmek için oraya girecektir. Her iki giriş arasında ise pek büyük bk fark vardır.

İbnu’l-Enbârî de Osman (radıyallahü anh)ın Mushaf inin ve genelin kıraatinin lehine delil olmak üzere şöyle der: Dilde gaibe hitaptan, muhataba hitab lâfzına geçiş mümkündür. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Rabbleri onlara son derece temiz bir şarap içirmiştir. İşte bu gerçekten sizin için bir mükâfattır. Yaptıklarınızın karşılığını da fazlasıyla görmüşsünüzdür.” (el-İnsan, 76/21-22) Böylelikle yüce Allah gaib zamirin yerine muhatablara ait hitab zamirini kullanmıştır. Bu türden açıklamalar daha önce Yûnus Sûresi’nde (10/22-23. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

3- “Ancak Yemin Gereği…”

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: “Yemin gereği müstesna…” (anlamındaki) istisnanın munkatf bir istisna olma ihtimali vardır: Ama yeminin gereğini yerine getirmek için (girilecektir), demektir. Bu Arap dilinde bilinen bir üslûptur. Manası ise ateş ona asla temas etmeyecektir. İfade burada tamam olmaktadır, daha sonra yeni bir cümleye başlayarak: “Yemin gereği müstesna” diye buyurmuştur. Yani ama yüce Allah’ın:

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” âyetindeki yeminin gereğinin de yerine getirilmesi kaçınılmaz bir şeydir. Bu ise ya Sırat’ın üzerinden geçiştir yahut cehennem ateşini görmektir ya da herhangi bir zarar gömleksizin esenlik içerisinde oraya girmektir ve bunda cehennem ateşinin hiçbir şekilde dokunması söz konusu olmayacaktır. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sizden herhangi birinizin üç çocuğu ölür de (bunların acısının) mükâfatını Allah’tan beklerse mutlaka cehennem ateşine karşı ona kalkan olurlar.” Aynı manada yakın lâfızlarla Buhâri, İlm 36, Cenâiz 6, Eymâtı 9; Müslim, Hin 150, 152; Tirmizî, Cenâiz 64; Nesâî, Cenâiz 25; İbn Mâce, Cenâiî 57; Muvatta’, Cenâiz 38, 39; Müsned, I, 121,11, 239-240, 378.

Kalkan (cunne): Koruyucu ve perde, demektir. Ateşten korunan ve ateşe karşı siper edilen ve perdelenen bir kimseye, ateş asla temas etmeyecektir. Eğer ateş ona dokunursa herhangi bir şekilde korunmuş olmaz.

4- Cehennemden Kurtuluş ve Cennete Giriş; Aynı Konu İle İlgili Nassların Birlikte Mütalaasına Örnekler:

Bu hadis ilk hadîsi tefsir etmektedir. Çünkü bunda “ecrin Allah’tan beklenmesi (hisbe)” söz konusu edilmektedir. Bundan dolayı Malik bunu açıklayıcı olmak üzere eseri (bunun üzerine bir hanımın ona sorduğu soru ve Peygamberin cevabı) ile birlikte onu açıklayıcı olmak üzere zikretmektedir.

Yine bu ikinci hadise Buhârî’nin, Ebû Hüreyre’den rivâyet ettiği şu hadis kayıt getirmektedir. Buna göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kimin henüz ergenlik yaşına ulaşmamış üç çocuğu ölürse bunlar onun için cehennem ateşinden bir perde olurlar -yahut cennete girer.-” Buhâri, İlm 36, Cenâiz 6 (Enes’ren), 92; Müslim, Birr 153; İbn Mâce, Cenâiz 57; (Uibe b. Ahd ile Ömer b. el-Hattâb’dan); Nesâi, Cenâiz 25, Müsned, li, 276, 473, 510, 536,

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın ergenlik yaşına gelmemiş ve henüz günahları yazılacak yaşa ulaşmamış anlamında olan: “Henüz ergenlik yaşına gelmemiş” ifadesi -ilim adamlarına göre- müslümanların çocuklarının cennette olduklarına bir delildir. -Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.- Çünkü rahmet onların babalarına nazil olduğu takdirde, rahmete nail olmamış kimse dolayısıyla rahmete nail olmaları imkânsız bir şey olur. Bu müslüman çocukların cennette olduklarına dair ilim adamlarının icma ile kabul ettikleri bir husustur. Bu konuda ancak Cebriye’den bir kesim istisna teşkil ederek, durumlarının ilâhî meşîcte ait olduğunu söylemişlerdir. Bu ise kendilerine muhalefet edilmesi câiz olmayan ve aynı şekilde haklarında, yanlışlık yapmaları düşünülemeyen hüccet olan kimselerin icmaı ile reddedilmiş ve terkedilmiş bir görüştür. Buna ek olarak Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan gelmiş adaletli ve güvenilir ahad rivâyetler de vardır. Ayrıca Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Bedbaht kimse annesinin karnında bedbaht olan kimsedir, bahtiyar kimse de annesinin karnında bahtiyar olan kimsedir. Melek iner ve onun ecelini, amelini ve rızkını yazar.” Müslim, Kader 3 (yakın ifadelerle, Abdullah b. Mesudun sözü olarak; İbn Mâce, Mukaddime 7: Dörimî, Mukaddime 231 (kısmen, Abdullah b. Mesud un sözü olarak). Bu hadis tahsis edilmiştir. Hiç şüphesiz henüz ameli yazılacak yaşa gelmeden önce ölen müslüman çocuklar, annelerinin karnında bahtiyar olan ve bedbaht olmayanlardandır. Buna delil ise konu ile ilgili hadîsler ve icmadır.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın Âişe (radıyallahü anhnhâ)ya söylediği bildirilen şu sözler de bu durumdadır; ı;Ey Âişe! Şüphesiz Allah cenneti yarattı ve oraya girecekleri de henüz babalarının sulblerinde iken yarattı. Ateşi de yarattı ve oraya girecek kimseleri de -henüz babalarının sulblerinde oldukları halde- yarattı.”

Bu hadis delil olamaz, zayıftır, icma ile ve konu ile ilgili rivâyetler ile red olunur. Bu hadisi rivâyet eden Talha b. Yahya zayıftır, rivâyeti delil gösterilmez. Ayrıca bu hadis, onun tek başına (münferiden) rivâyet ettiği hadislerdendir. Ona iltifat edilmez.

Şu’be, Muaviye b. Kurra b. İyaz el-Muzenî’den, o babasından, onun da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan rivâyetine göre Ensar’dan birisinin küçük bir oğlu öldü. Ona üzüldü, kederlendi, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona dedi ki; “Cennet kapılarından hangisine gidersen oğlunun senin için o kapının açılmasını istediğini görmek, seni sevindirmez mi?” Ey Allah’ın Rasûlü! dediler. Bu ona mı hastır yoksa genel olarak bütün müslümanlar için de böyle midir? Peygamber: “Hayır. Bütün müslümanlar için geneldir” diye buyurdu. Nesâî, Cenâiz 22; İbn Abdi’l-Berr, et-Temhîd, VI, 349; el-îstızkâr, VIII, 325-326

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki; Bu hadis sabit ve sahih bir hadistir. Yani sözünü ettiğimiz Cumhûrun icmaı ile böyledir. Aynı zamanda bu hadis Talhâ b.-Yahya’nın rivâyet ettiği hadisle çelişmekte ve onu reddetmektedir.

Yine Ebû Ömer dedi ki: Bu hadis ve buna benzer rivâyetlerin bence izahı şudur: Bunlar farzlarını gereğince eda etmeye devam eden, büyük günahlardan kaçınan, uğradığı musibete karşı sabredip ecrini Allah’tan bekleyen kimseler içindir. Çünkü hitap o dönemde ancak çoğunluğunun durumu bu vasfettiğimiz şekilde olan bir topluluğa yöneltilmişti ki onlar da Ashab-ı Kiram’dır. Yüce Allah onların hepsinden razı olsun İbn Abdi’l-Berr, et-Temhîd, VI, 349 vd

en-Nekkaş kimi ilim adamından şunları söylediğini nakletmektedir: Yüce Allah’ın:

“Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur” âyetini;

“Şüphesiz kendileri için daha önceden tarafımızdan iyilik takdir edilmiş olanlar, işte onlar oradan uzaklaştırılmışlardır.” (el-Enbiyâ, 21/101) âyeti neshetmektedir. Ancak bu zayıf bir iddiadır, çünkü burası neshin söz konusu olacağı yerlerden değildir. Çünkü nesh için gerekli şartlardan birisi de nesh olduğu ileri sürülen âyetin haber muhtevasını taşımamasıdır

Biz bundan önce, eğer kişiye ateş dokunmayacak olursa oradan zaten uzaklaştırılmış demek olduğunu açıkladık. Haberde; “Ateş kıyâmet gününde mü’mine: Çabuk geç ey mü’min! senin nurun benim alevimi söndürüyor, diyecektir” denilmektedir. Hadisi Suleym b. Mansur b. Ammâr, babası Mansur b. Ammâr’dan rivâyer etmiştir. Hadis rivâyeti kabul görmemiş birisidir. (lik. ez-Zehebî, Mizânu’l-Î’tidâl, V, 312)

5- Gerçekleştirilmesi Kesin Olan Hüküm:

Yüce Allah’ın:

“Bu, Rabbinin gerçekleştirmeyi üzerine aldığı kesin bir hükümdür” âyetinde geçen: ilâhî hükmü kesin vacip kılmak demektir. Yani bu kesin olacak bir şeydir. ise; yüce Allah’ın hakkınızda vermiş olduğu hüküm budur, demektir, İbn Mes’ûd dedi ki: Bu (gerçekleştirilmesi) farz olan bir yemindir, anlamındadır.

https://kutsalayet.de/meryem-70/,https://kutsalayet.de/meryem-72/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız