Kitapta İsmâil’i an. Şüphesiz o, verdiği sözde durandı ve bir elçi, bir peygamberdi.
Diyanet Vakfı
(Resulüm!) Kitapta İsmaili de an. Gerçekten o, sözüne sadıktı, resul ve nebi idi.
Kurtubi Tefsiri
Kitapta İsmail’i de an. O sözünde duran rasûl bir peygamberdi.
Bu âyete dair açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız:
1- Sözünde Duran Peygamber: İsmail (aleyhisselâm):
“Kitapta İsmail’i de an!” âyetindeki İsmail’in kimliği hususunda farklı görüşler vardır. Hazkiye) oğlu tsmail olduğu söylenmiştir. Allah onu kavmine peygamber olarak göndermiş, onlarsa kafasının derisini yüzmüşlerdi. Yüce Allah da onu kavmi hakkında dilediği azâbı seçmekle muhayyer bırakmıştı. Buna karşılık kendisi Rabbinden (kavmini) affetmesini dilemiş ve kendisine vereceği sevaba razı olmuştu. Böylelikle affedilip cezalandırılmaları hususunda kavminin işlerini Rabbine havale etmişti.
Cumhûr ise burada sözü edilen İsmail’in Arapların atası, kurban edilmek istenen İbrahim oğlu İsmail olduğunu kabul etmiştir.
Kurban edilmek istenen kişinin İshak olduğu söylenmiş ise de, daha önceden geçtiği üzere (Hud, 11/73. âyet, 1. başlıkta) birinci görüş daha kuvvetlidir. Yüce Allah’ın izniyle es-Sâffât Sûresi’nde 07/102. âyette) de gelecektir.
Her ne kadar onun dışındaki diğer peygamberlerde de doğru sözlülük ve sözünde durmak özelliği varsa da, özellikle bu niteliği ile söz konusu edilmesi onun için bir şereflendirme ve bir ikramdır. Nitekim halım, evvâh ve sıddîk gibi lakapların verilmesi de bu kabildendir. Diğer taraftan onun sahip olduğu hasletler arasında meşhur olan niteliği de budur.
2- Sözünde Durmak:
Sözünde durmak, övülmeye değer bir özelliktir. Nebi ve rasûllerin ahlâkındandır. Bunun zıttı sözünü yerine getirmemek, yerilmiştir. Bu ise daha önceden et-Tevbe Sûresi’nde (9/75-78. âyetler, 7. başlıkta) geçtiği üzere fâsık ve münafıkların huylarındandır.
Yüce Allah peygamberi İsmail (aleyhisselâm)dan övgüyle söz ederek onu sözünde durmakla nitelendirmiştir. Bunun nasıl olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Bir açıklamaya göre o boğazlanmaya sabredeceğine dair söz vermiş ve onun yerine fidye olarak koç getirilinceye kadar buna sabrelmiştir. Bu kurban edilmesi istenenin İsmail (aleyhisselâm) olduğu görüşünde olanların açıklamasıdır.
Bir diğer açıklamaya göre o, birisine bir yerde karşılaşmak üzere söz vermişti. İsmail (aleyhisselâm) geldi ve sözl eştiği adamı bir gün bir gece bekledi. Ertesi gün adam geldi ve ona: Dünden beri burada seni bekliyorum, dedi. Bir diğer görüşe göre onu orada üç gün beklemiştir.
Peygamberimiz Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) da peygamber olarak gönderilmeden önce aynısını yapmıştır. Bunu en-Nekkaş zikrettiği gibi Tirmizî ve başkaları da Abdullah b. Ebi’t-Hamsâ’dan rivâyet etmişlerdir. Buna göre Abdullah dedi ki: Ben peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile peygamber olarak gönderilmeden önce bir aliş-veriş yaptım. Bende bir miktar alacağı kaldı. Ona bu alacağını bulunduğu bu yerde getirip kendisine vereceğime dair söz verdim, fakat unuttum. Üç gün sonra verdiğim sözü hatırladım. Geldiğimde bir de ne göreyim, hâlâ yerinde duruyor. Bana şöyle dedi: “Ey genç adam! Gerçekten beni zora koştun. Üç günden beri ben burada seni bekliyorum.” Ebû Dâvûd’un lâfzı ile rivâyet bu şekildedir. Ebû Dâvûd, Edeb 82
Yezid er-Rukaşî’nin dediğine göre; İsmail (aleyhisselâm) sözleştiği o kimseyiyirmiikigün beklemiştir. Bunu da el-Maverdî nakletmektedir. İbn Selâm’ın kitabında onu bir sene beklediği zikredilmektedir. ez-Zemahşeri de bunu İbn Abbâs’dan şöylece nakletmektedir: O arkadaşına bir yerde bekleyeceğine dair söz vermiş ve onu bir yıl beklemiş.
el-Kuşeyrî de bunu zikretmiş ve şöyle demiştir: Cibril (aleyhisselâm) ona gelip şu sözleri söyleyinceye kadar bir sene süreyle yerinden ayrılmadı: Sana geridonünceyekadar oturup kendisini beklemeni söyleyen o tacir İblis’tir. Artık sen burada kalma; çünkü o buna değmez. Bu ise oldukça uzak bir ihtimaldir ve sahih değildir.
Şöyle de açıklanmıştır: İsmail ne söz vermişse mutlaka onu tastamam yerine getirmiştir. Bu ise sahih bir açıklamadır, âyetin zahiri de bunu gerektirmektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
3- Söz Vermenin Önemi:
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: “Söz vermek bir borçtur” el-Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, IV, 166. âyeti bu kabildendir. Bir rivâyette de: “Mü’minin vaadi vacibtir;” yani mü’minlerin ahlakında verilen süzün yerine getirilmesi vacibtir, denilmektedir.
Ancak biz şunu söylüyoruz: Bu farz anlamıyla vacib değildir. Çünkü Ebû Ömer (İbn Abdi’l-Berr)in naklettiğine göre ilim adamları icma ile şunu kabul etmişlerdir: Bir kimse birisine belli bir miktar mal vermeye söz verse, o kimse diğer alacaklılar arasında (onlar gibi) bir hak sahibi olarak görülmez. Bundan dolayı biz şöyle deriz; Böyle bir söze bağlı kalmak, güzel ve insani bir gerekliliktir. Ancak mahkemede hakim tarafından bunun gereğince hüküm verilmez, Araplar sözde durmakla övünür ve över, sözde durmamayı ve ahdi bozmayı da yererler. Diğer ümmetler de böyledir. Bu beyiti söyleyen şair ne güzel söylemiş:
“Hür bir kişi bir arkadaşa ihtiyacını görmek üzere «evet» diyecek olursa,
Onu yerine getirir; çünkü hür kimse verdiği sözün teminatıdır.”
Sözünde duranın övülmeye, teşekküre lâyık olduğu, sözünde durmamanın da yerilmeyi hak ettiği hususunda görüş ayrılığı yoktur. Yüce Allah da sözünde duranı ve adaklarının gereğini yerine getireni övmüştür, övgü olarak bu yeter. Buna muhalefet edene de bu kadar yergi yeter.
4- Hibe (Bağış) Vaadinde Bulunmak:
Malik dedi ki: Birisi, birisinden kendisine bir şeyler hibe etmesini istese o da ona: Evet, dedikten sonra bunu yerine getirmeme kanaatine sahip olsa, görüşüme göre onun evet demiş olması bağlayıcı değildir.
Malik dedi ki: Şayet bu bir borcun ödenmesi için yapılmış bir istekse ve ondan borcunu kendi adına ödemesini istemiş o da: Evet demişse, bu esnada ona şahitlik edecek kimseler bulunuyor ise, en uygun olan şu ki, onun evet demesinin bağlayıcı olduğudur.
Ebû Hanîfe mezhebine mensub ilim adamları, el-Evzai, Şâfiî ve diğer fukaha şöyle demişlerdir: Böyle bir vaatte bulunmak dolayısıyla hiçbir şey gerekmez. Çünkü bu gibi sözler ariyet olarak kabzedilmemiş bir takım menfaatlerdir ve ariyet gelip geçici bir şeydir. Ariyetin dışında ise ya şahıslar söz konusudur, yahut hibe edilmiş fakat kabzedilmemiş aynların varlığı söz konusudur. Bunların sahibinin de bunlardan geri dönmek hakkı vardır.
Buhârî de; “Kitapta İsmail’i de an. O sözünde duran rasûl bir peygamberdi.” (âyetini kaydettikten sonra) şöyle demektedir: İbn Eşva’ verilen söze göre hüküm vermiştir. Bunu da Semura b. Cundub’dan nakletmektedir. (Yine) Buhârî dedi ki: Ben İshak b. İbrahim’in, İbn Eşva’ hadisini delil gösterdiğini gördüm. Buhârî, Şehâdât 28
5- İsmail (aleyhisselâm) Kime Peygamber Gönderilmişti?
“O rasûl bir peygamberdi” âyeti ile ilgili olarak denildiğine göre; İsmail (aleyhisselâm) Curhumulara peygamber olarak gönderilmiştir.
Bütün peygamberler söz verdiler mi sözlerinde dururlardı. Özellikle İsmail (aleyhisselâm)ın zikredilmesi, onun için bir ikramdır, bir teşriftir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.