Bu konu hakkında beş fasıla vardır:
1) Kendi malında bir kusurun olduğunu bildiği halde, onu müşteriye beyan etmesi hali dışında satması caiz değildir. Bu ayıbı beyan etmezse bu durumda günahkar ve haddi aşmış olur. Çünkü bu noktada Hakim b. Hizam’ın, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’den naklettiğine göre, O şöyle buyurmuştur:
“Satıcı ve alıcı birbirlerinden ayrılmadıkça muhayyerlik hakkına sahiptir. Eğer doğru sözlü iseler alışverişleri bereketli olur. Ancak yalan söylerler ise bu alışverişin bereketi giderilir.”
Ukbe b. Amir’den rivayet edildiğine göre, kendisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den şöyle buyururken işitmiştir:
“Hiçbir kimsenin Müslüman kardeşine hastalıklı veya ayıplı olduğunu bildiği bir şeyi, ayıbını haber vermeden satması helal olmaz.”
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Bizi aldatan, bizden değildir.”
Bunun yanında müşteriye kusurlu malı haber vermemesi halinde bu satışın geçerli olduğunu da ilim ehlinin çoğunluğu ifade etmişlerdir. İmam Malik, Ebu Hanife ve İmam Şafii bunlardandır. Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem fazla görülsün diye memede sütü biriktirilmiş hayvanı satmak demek olan “tasriye”yi men etmiştir; ancak satışı geçerlidir.
2) Müşteri öncesinde bilmediği halde ne zaman malda bir kusurun olduğunu görecek olursa, onu elinde tutmak ya da akdi bozmak noktasında muhayyer olur, ister satıcı bu malın kusurlu olduğunu bilmiş ve onu gizlemiş olsun ya da olmasın, fark etmez. el-Muvaffak der ki: Bu konu hakkında ilim adamları arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Kuşkusuz Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in tasriye noktasında muhayyer olmayı ispat etmesi, bu satışta bir kusurun söz konusu olması nedeniyle bir uyarı çekmek içindir. Çünkü mutlak akit demek, malın her türlü kusur ve ayıplardan salim olmasını gerektirir. Buna göre salimliği gidecek olursa, akdin de kimi gereksinimleri gideceğinden, buna mukabil bir ivaz almak gerekli olmaz, bu durumda onun malı geri verme ve semeni de tamamıyla alma hakkı doğar.
3) Satılan mal, aynı halde bulunmaktan hali olmaz ve o zaman onu geri vermesi ve ana parasını alması ya da akitten sonra değerin artması söz konusu olursa, işte bu takdirde iki kısma ayrılır:
Birincisi: Şişmesi, büyümesi, çoğalması, doğurmadan evvel hayvanın hamile kalması ya da meyvenin aşılanmadan evvel olgunlaşması gibi mala bitişik bir artış olursa, bu takdirde fazlalığı ile beraber bu malı geri vermek gerekli olur. Çünkü hem akdetmeye ve hem de feshetmeye tabi olmuştur.
İkincisi: Maldan ayrı bir artış olursa, bu da iki kısma ayrılır:
a) Artışın o satılan malın aynından olmaması. Bu ise hizmet, ücret ve kazanç elde etme gibi satılan mal cihetinden elde edilen faydalardır. Aynı şekilde köle hakkında hibe ya da vasiyet edilen hüküm de bu kapsamda ele alınmaktadır. Tüm bunlar, tazmin mukabilinde müşteriye aittir. Çünkü köle satın alındıktan sonra ölmüş olsa, müşterinin malından çıkmış olur. Bu da menfaatin, sorumluluk külfet karşılığında olduğunu ifade eder.
el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Hz. Aişe’den şöyle dediği nakledilmiştir:
“Bir adam, bir köle satın aldı. Köleyi Allah’ın dilediği kadar bir müddet elinde tuttu. Sonra onda bir kusur buldu. Meseleyi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e arzetti. Bunun üzerine Allah’ın Resulü o köleyi satıcıya iade etti. Satıcı: Ey Allah’ın Resulü! Kölemi çalıştırdı, sırtından kazanç sağladı, dedi. Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem de: ‘Menfaat, sorumluluk karşılığındadır.'”
Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafii bu görüşe sahip olmuşlardır. el-Muvaffak: Başkalarının onlara muhalefet ettiğini bilmiyoruz, demiştir.
b) Artışın – çocuk, ürün/meyve ve sütte olduğu gibi – o malın aynından olması. Bu da yine müşteriye aittir, fazlalığı dışında olan aslını ise geri verir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. İmam Malik: Eğer artış meyveden olmuşsa, onu geri vermez, bir çocuk ile olmuşsa o takdirde onu annesiyle birlikte geri verir. Çünkü geri vermede bir hüküm söz konusudur, onun için hüküm – yazışmalı kölede olduğu gibi – çocuğa da geçer, demiştir. Ebu Hanife ise şöyle der: Müşterinin elinde iken ortaya çıkan artış, malın geri verilmesini engeller.
Şöyle cevap verilmiştir: Müşterinin mülkünde iken ortaya çıkan bir şey geri verilmeye engel teşkil etmez, zira bu – kazanç gibi – satıcının sanki elindeymiş gibi kabul edilir. Bir de bu, o malda ayrı bir artış olarak baş gösterdiğinden – kazanç ve malikin yanında bulunan meyve gibi – sadece aslının geri verilmesi caiz olur. İmam Malik’in görüşü ise doğru değildir. Çünkü çocuk bir mal olmadığı için annenin geri verilme hükmü ile onu geri vermek imkân dışıdır.
4) Satılan mal şayet öncesinde evlenmiş bir cariye olur da müşteri de bu kusurunu bilmediği halde onunla cima edecek olursa, o cariyeyi geri verebilir; cariye ile beraber bir şey tazmin etmesi de gerekmez. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü bu, ne aynı ve ne de kıymeti eksilten bir mal konumundadır; kusurlu olmasına rıza göstermek anlamına da gelmemektedir. O halde – hizmetçi tutmak ve eşiyle cima yapmak gibi – geri verilmesine engel teşkil etmez.
İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre bu, geri vermeyi engellemektedir. Bunu, Sevri, Ebu Hanife ve İshak söylemişlerdir. Zira cima konusu, cinayet mecrasında akar gider ve başkasının mülkündeki ceza ya da mal hakkında hâli olmayacağından – cariye sanki bakireymiş gibi – onun geri verilmesini engellemesi de zorunludur.
Bunun eşin (karısıyla) yaptığı cima için söz konusu olacağı, bakirenin cima etmesinin ise semenini ve değerini bozmuş olacağı, şeklinde cevap verilmiştir.
Şureyh, Şabi, Nehai, Said b. Müseyyeb ve İbn Ebu Leyla ise: O cariyeyi geri verir ve yanında da diyetini tazmin eder, demişlerdir. Bu diyet hakkında ise farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Şureyh ve Nehai: Değerinin onda bir yarısıdır, derken Şabi: Mahkemeye sevk edileceğini, İbn Müseyyeb ise: On dinar olduğunu ve İbn Ebu Leyla da: Mehri mislî olarak tazmin edeceğini belirtmişlerdir.
İbn Ebu Musa ise İmam Ahmed’den de bir görüş rivayet etmiştir. Çünkü fesh olacak olursa – fesh sebebiyle akdi aslından kaldırmış olacağından dolayı – başkasının mülkünde cima edilmiş olarak sayılmış olacaktır. Ama bunun doğru olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü fesh etmek, zamanı itibariyle olmak üzere akdi kaldırmak demektir, yoksa aslından kaldırmak değildir. Buna dair delil şufa hakkının iptal olmaması ve kazancı geri vermenin gerekli olmadığıdır; bu durumda da onun cima etmesi mülkünde sayılmış olur.
Evli olan bir cariyeyi satın almış olur da kendisi eşi tarafından cima edilmiş olursa, bu onu geri vermeye engel teşkil etmez. el-Muvaffak: Bildiğimiz kadarıyla bu noktada bir ihtilaf yoktur, demiştir.
5) Müşteri kusurlu malı elinde tutmak ister ve diyetini de alırsa, buna hak sahibidir. Bu, İshak’ın görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü o, bilmediği halde bir kusura duçar olduğundan ona ait diyetini alma hakkı vardır, sanki onun yanında kusuru olmuş gibidir. Bunun yanında satılan o malın bir bölümü kendisinden geçmiş sayıldığından, o cariyenin adam lehine ivazını talep etmiştir; sanki sattıktan sonra o malı telef etmiş gibi kabul edilir.
Ebu Hanife ve İmam Şafii ise şöyle demişlerdir: Bu kimsenin sadece o malı elinde ya tutması yahut da geri vermesi vardır. Bunun yanında, ancak satılan malın geri verilme özrü dışında diyet tazmini ise yoktur. Çünkü Nebi sallallahu aleyhi ve sellem, memesinde sütü bekletilen hayvanın satışı noktasında müşterinin – diyet vermesi dışında – ya kabul etmek yahut da geri vermek seçenekleriyle muhayyer bırakmıştır.
Şöyle cevap verilmiştir: Memesinde sütü bekletilen hayvana gelince bu bir kusur değildir; bu ancak aldatma noktasında muhayyer olma mülküdür, yoksa malın bir bölümünün gitmesi ya da telef olması demek değildir. Bu nedenle malı geri vermesi mümteni olduğunda diyet vermeye müstehak değildir.
Kusurlu maldan dolayı verilen diyetinin manası, satılan malın sahih (kusursuz) bir şekilde olması, ardından bir kusurun meydana gelmesi neticesinde, ikisi arasındaki değerin orta miktarının (bedelin yarısının) alınmasıdır. Bu şekilde o malın değere nispet edilmesi, kusuru sebebiyle noksanlığa nispet edilmiş olması anlamına gelir. Bunun misali; dokuz dinar olan kusurlu malın yerine diyet bedeli olarak on dinar kusursuz malın konmasıdır, semen ise on beş dinardır; bu durumda kusur onun kıymetinin on dinarını eksiltmiş olacağından, satıcıya semenin on dinarı geri döner ki, bu da burada bir buçuk dinardır.