Köre gelince, eğer o da hazarda bulunuyorsa, onun hükmü gözleri gören kimsenin hükmü gibidir. Çünkü o da haber almaya ve mihrapların yerini öğrenmeye dair imkân bulmuş demektir. Bu konuda mukallidin hükmü de körün hükmüyle aynıdır.
Eğer âmâ (kör) olan ya da mukallid olan kişi yolcu olur ve kendisine kıbleyi haber veren biri bulunmazsa, ayrıca ictihadı taklid edilecek bir müctehid de yoksa, bu kimse isabet etmiş olsa da olmasa da namazını iade eder, denilmiştir. Çünkü delilsiz bir şekilde namaz kılmış olacağından, bu namaz geçerli sayılmaz. Bu durum, ictihad etmeyen bir müctehidin namazı gibidir.
Kimileri ise şöyle demiştir: Bu durumda olan bir kişi, içinde bulunduğu hâle göre namazını kılar. İsabet etse de etmese de, bu namazı iade edip etmeyeceği hususunda iki rivayet vardır:
Geçen açıklamalarda belirtildiği üzere, o kimse namazını iade eder.
Onu iade etmez. Çünkü emredileni yerine getirmiştir ve bu pozisyonu, bir müctehidin konumundan daha aşikâr bir anlam taşır. Ayrıca bu kişi, yerine getirmekten aciz olduğu bir şeyi yapamadığından dolayı bu sorumluluktan düşmüş olur. Bu, kıbleye dönmekten aciz olan kişinin hükmü gibidir. Delil de bulamamıştır. Havanın bulutlu olması ya da kişinin hapiste bulunması gibi engellerle kıble tayini yapamayan bir müctehidin durumundan daha aciz bir konumdadır.
Eğer kendisine kıbleyi haber veren birisi olduğu ya da ictihad ve araştırması taklit edilecek bir müctehid bulunduğu hâlde, o kişi bu haberleri almaz ya da o müctehidi taklit etmez veya bunlara muhalefet ederse, bu durumda kıldığı namaz her hâlükârda geçersiz sayılır.
Aynı şekilde, bir müctehid de ictihad etmeden namaz kılarsa ve yöneldiği yön isabetli olsa dahi, o namazını iade eder. Çünkü hazarda bulunması, ictihad etme yeri ve zamanı sayılmaz. Zira orada mihrap ve dikilmiş kıble işaret panolarını bilen kimseler mevcut olduğundan, ictihada gerek kalmadan kıblenin şaşmaz ve kesin yönü kendisine haber verilmiş olur.