İnfaz edilmesi mümkün olan yaralama, kemiğe kadar gelen (kemiği gösteren) yaralamalardır, baş ve yüzdeki açık yaralanmalar gibi. el-Muvaffak şöyle demiştir: Açık yaralanmalarda kısasın caiz oluşu hakkında ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Şüphesiz bu açık yaralanmalar, baş ve yüzde açıkça kemiğin görüldüğü bariz olan tüm yaralanmalardır. Bunun yanında ilim ehlinin çoğunluğuna göre baş ve yüz dışında, kol, pazı, diz, baldır gibi yerlerdeki bariz yaralanmalar da açık yaralanmalar anlamında ele alınmaktadır. Bu, İmam Şafii’den de ifade edilmiştir.
İmam Şafii’nin ashabından bazıları ise: O vakit bunlardan dolayı kısas gerekmez; çünkü bunun takdiri yoktur, demişlerdir. el-Muvaffak ise bunun doğru olmadığını ifade etmiştir. Çünkü Yüce Allah’ın: “Yaralar da kısastır” (Maide 45) buyruğu bunu ortaya koymaktadır. Bir de söz konusu olan bu yaralama, adaletsizlik yapmadan, haddi de aşmaksızın infazı mümkün olduğundan, kemiğe kadar gözüken bir yaralama sayıldığındandır ki açıkça bariz yaralanmalar gibi kabul edilir. Kemiğe kadar olan bariz yaralanmaları takdir etmek, kısasın bir gereği olmadığı gibi, olmaması da engelleyici bir faktör değildir.
Vücudun bazı yerlerinde kısasın cereyan etmesi için beş şart vardır:
İzahı geçtiği üzere bu yaralamanın kasden yapılmış olması,
Aynı şekilde yaralayan ve yara alanın denk olması, caninin öldürmesi halinde cinayeti sebebiyle kısas uygulanabilecek kimselerden olması gerekir,
(Kesilen) her iki tarafın da eşit olması, yani hastalıklı olana karşılık sağlıklısı alınamaz, eksik parmaklara karşılık asıl parmaklar alınamaz ve fazlalık olan parmaklara da karşılık asılları alınamaz.
Has isimde müşterek olması. Dolayısıyla sağına mukabil sol tarafı, sol tarafına da mukabil sağ tarafı alınamaz, parmakların yerine başka bir şey alınamaz. Gözkapağı da dudak da ancak misliyle ele alınabilir.
Adaletsizlik yapmaksızın infazın imkân bulması ki, bu da kesmenin mafsaldan olmasıdır. Eğer mafsaldan değil ise o vakit bu kesme yerinden dolayı kısas olmaz. el-Muvaffak: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur, demiştir.
Kemiğe kadar inmediği sürece baştaki yarıklardan dolayı kısas yoktur.
Ama daha üst yarıklar olmuşsa, bu durumda İbn Munzir: Bundan dolayı (kısasın gerekli olacağı noktasında) muhalefet edenin olduğunu bilmiyorum, demiştir. Kemiğe kadar inmeyen yaralara gelirsek, İmam Malik ve rey ashabından nakledildiğine göre kanlı olan, zarın görüldüğü ve etin parçalandığı yaralanmalardan ötürü kısas gerekir. (Ancak) bunların kemiğe kadar inmeyen yaralanmalar olması hasebiyle — beyin zarına kadar başı yarılan kimsede olduğu gibi — bunda da kısasın gerekli olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Buna ek olarak söz konusu olan yaralanmanın ziyadesi hakkında emin olunamadığı için, bu yönüyle kemiğin kırılmasına benzemektedir.
Yarık, şayet kemiğe kadar değmiş olur ve adam da kemiği görülene değin kısas uygulanmasını talep ederse, bu caizdir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Arkadaşlarımız arasında buna muhalefet eden yoktur. Bu, Şafii mezhebinin de görüşünü oluşturmaktadır. Zira o, birtakım haklarından feragat etmiş ve cinayet mahallinden dolayı kısasın uygulamasını istemiştir.
Peki, kemiğin görünmesinden daha fazlasını yaracak olursa, bundan dolayı diyet gerekli olur mu? Bunda iki görüş gelmiştir ki, birisi de fazlasını yarması halinde bundan dolayı diyetin gerekli olacağı şeklindedir. Bu görüşü, İbn Hamid tercih etmiştir. Bu, Şafii mezhebinin görüşünü de oluşturur.
Parmakların mafsallarından kesilmesinde kısas vardır;
çünkü parmaklara ait mafsalları bulunur ve eşitliği gözetmekle beraber kısas da mümkündür.
Avucun yarısından eli kesilmiş olursa buna karşılık elin bileğinden keserek kısas yapılamaz; çünkü burası mafsal değildir, dolayısıyla tam olarak o yerin kesilmiş olacağından emin olunamaz.
Peki, buna mukabil parmakları kesmek isteyecek olursa ne olur? Bu durumda da iki görüş gelmiştir:
Birincisi: Buna hakkı yoktur; zira parmaklar kestiği yer olmadığından dolayı caiz olmaz, sanki kolu dirseğinden kesmesine benzer.
İkincisi: O vakit parmakları kesebilir. Bu ise Şafii mezhebine göredir. Çünkü hakkını infaz etmekten aciz olduğu için bu, onun lehine bir hakkı sayılmış olur. Bu, sanki bir yeri ezip yarması akabinde kemiğe kadar ulaşmasını istemesine benzemektedir.
Bir de bu, bilekten kesmekten farklıdır; çünkü hak ettiği yeri kesmesi mümkündür. Öyleyse başka yeri kesmeye yönelmesi caiz olmaz. Bunun yanında avucun yarısını kesmiş olması halinde ona ait bir hüküm (ceza, diyet vb.) söz konusu olur mu? Bunun hakkında da iki görüş gelmiştir.
İlim ehli kulağa karşılık kulağın kesileceği noktasında icma etmişlerdir.
İşiten kulağa karşılık işiten kulak alınır ve eşit olacağından dolayı da sağır kulaklardan herhangi birisine karşılık sağır olan alınır. Çünkü işitmenin yitirilmiş olması kulaklarda baş gösteren bir eksiklik değildir (içinde söz konusu olan bir kusurdur).
İlim ehli burun konusunda da aynı şekilde kısasın cari olduğu noktasında icma etmişlerdir.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Zeker (cinsel organ) hakkında da kısasın söz konusu olacağı konusunda ilim ehli arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çift husyede de kısas caridir; zira nass ve mana açısından zikri geçen ifadelerde bunu ifade etmiştik. Bunda bir ihtilafın olduğunu da bilmiyoruz. Kadının saçları hakkındaki kısas konusunda ise iki görüş gelmiştir.
İlim ehli, gözlerde de kısasın mevcut olacağı hususunda icma etmişlerdir.
Hasta bir yaşlının gözüne karşılık gencin gözü, küçüğün gözüne mukabil yaşlının ve zayıf gören bir kimsenin gözü alınır. Kör olana mukabil sağlıklı olan ise alınmaz çünkü o vakit hakkından fazlasını almış olur.
Görme konusunda da kısas vaciptir, buna göre gözü yerinden çıkarmaksızın da karşısındakinin gözünü kör edecek bir ilaç (zehir vb.) koyar.
Tek gözü olan kimse sağlam bir gözü yerinden çıkaracak olursa, bunda kısas olmaz, sadece tam bir diyet ödemesi gerekli olur. Bunu, İbn el-Müseyyeb ve Ata söylemiştir. el-Hasen ve Nehâî ise: Dilerse kısas uygular ve ona diyetin yarısını da verir, demişlerdir.
İmam Malik ise: Kısası da isteyebilir, diyetin hepsini de alabilir, demiştir.
Sevrî, İmam Şafii ve rey ashabı şöyle demişlerdir: Bu durumda kısas hakkı vardır ve artı başka bir şey de yoktur. Af edecek olursa şayet o zaman da diyetin yarısını alır.
Birinci görüşün gerekçesi, adamın tüm görme özelliğini götürmemiş olmasıdır.
O vakit bunun tüm görmeye dair bir kısas kılınması caiz olmaz, sanki adamın iki gözü varmış gibi kabul edilir. Diyet ise tam olarak verilir; zira üstünlüğü söz konusu olduğu halde kısasın icra edilmemesi, üzerinde diyeti zafiyete uğratmış olur. Bu, Müslüman’ın bir zimmîyi kasden öldürmesine benzer. Eğer tek gözü olan adam hataen iki gözden sadece sağlıklı olanı yerinden çıkarmış olursa, sadece yarım diyet ödemesi gerekli olur, bunda bir ihtilaf yoktur. Çünkü diyeti zafiyete uğratan bir mana kalmış olur.
Tek gözlü olan adam benzer olan gözü yerinden çıkarmış olursa, o vakit bunda kısas gerekir, bunda da bir ihtilaf yoktur; zira durum her yönüyle eşitlenmiş sayılır.
İlim ehli, dişlerde de kısasın mevcut olacağı hususunda icma etmişlerdir.
Sadece süt dişlerde — yani süt dişlerinin dökülüp de sonradan yerine yenilerinin çıktığı dişlerde — kısas olur. Şayet süt dişi olmazsa her hâlükârda işlenen cinayetlerden/saldırılardan dolayı kısas gerekmez. Bu, İmam Malik, İmam Şafii ve rey ashabının görüşüdür. Çünkü bu, adet hükmüyle avdet eder. Sonra çıkan dişin yerine aynı özellikte bir diş gelirse, o vakit saldırıda bulunana bir şey gerekmez.
Diş, eğer yamuk veya özelliği farklı bir şekilde çıkarsa, o zaman hakimin vereceği bedele göre amel edilir. Zira diş çıkmadığı için diş tazmin edilir. Buna göre eksik diş çıkacak olursa, eksik olan taraf tazmin edilir. Belli bir vakit geçtikten sonra diş çıkmazsa, bu tıp konusunda uzman hekimlere sorulur ve onlar bu dişin çıkmasının zor olduğunu ifade ederlerse, o takdirde saldırıya maruz kalan, kısas ile dişin diyeti arasında muhayyer bırakılır.
Kısas konusu birtakım dişlerde caridir; zira genel olarak kısasın mümkün verdiği ölçüde bazı durumlarda söz konusu olur, mesela kulak gibi. Öyleyse bu parça parça, yarı yarıya, üçte bir üçte bir ve her cüzde misliyle alınıp takdir edilir. Kısasta fazla alınıp alınmadığından emin olunsun diye bu ölçüyle takdir edilir.
Dile karşılık dil alınır.
el-Muvaffak der ki: Bu konuda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.
Göze karşılık da göz alınır.
Çünkü Yüce Allah: “Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır).” (Maide Suresi: 45) buyurmuştur. Zira bu, kendisinde son bulan bir had olup, kısasın da gerçekleşmesine imkân verdiği için — iki el gibi — bu da vacip olur.
Kısasın infazı tazmin edilmemiştir.
Bunu, İmam Malik, İmam Şafii, İshak, Ebu Yusuf ve Muhammed b. el-Hasen söylemiştir. Cinayetin sirayet ve tazmini ise tazmin edilmiştir, bunda bir ihtilaf da yoktur.
İlim ehlinin çoğunluğunun görüşüne göre, vücudun bazı yerlerinde baş gösteren kısas ancak yaranın ortaya çıkıp akması, kanaması vb. hâlinde caiz olur.
Nitekim İbn Munzir şöyle demiştir: Kendilerinden ilim aldığımı her bir âlim, iyileşinceye değin yaranın bekletilmesini (oluşmasını) öne sürmüşlerdir.