Ahmed b. Ebî Abdullah, Ali b. Esbat’tan, o Alâ b. Rezîn’den, o Muhammed b. Müslim’den, o da iki imamdan birinden nakletti. Dedim ki: “Biz öyle kimseler görüyoruz ki ibadetleri, gayretleri ve huşuları vardır; fakat hakka inanmıyorlar. Bunların kendilerine bir faydası olur mu?” Buyurdu ki: “Ey Ebu Muhammed! Ehl-i Beyt’in misali, İsrailoğulları arasında bulunan bir ailenin misali gibidir. Onlardan biri kırk gece boyunca ibadette gayret gösterse mutlaka dua eder ve duasına cevap verilirdi. İçlerinden bir adam kırk gece boyunca ibadet etti, sonra dua etti fakat duasına cevap verilmedi. Bunun üzerine içinde bulunduğu durumu şikâyet etmek ve kendisi için dua etmesini istemek üzere Meryem oğlu İsa’nın yanına geldi. İsa temizlenip namaz kıldı, sonra Allah’a dua etti. Bunun üzerine Allah ona vahyetti: ‘Ey İsa! Bu kulum bana, bana gelinmesi gereken kapıdan gelmedi. Bana dua etti, fakat kalbinde senin hakkında şüphe vardı. Boynu kopuncaya ve parmak uçları dağılıncaya kadar bana dua etse bile duasına cevap vermem.’ Bunun üzerine İsa ona dönerek: ‘Sen Rabbine dua ediyorsun ama peygamberi hakkında şüphe taşıyorsun öyle mi?’ dedi. Adam: ‘Ey Allah’ın ruhu ve kelimesi! Allah’a yemin olsun ki dediğin şey gerçekten bende vardı. Allah’a dua et de bunu benden gidersin.’ dedi. Bunun üzerine İsa onun için dua etti; Allah da tevbesini kabul etti, onu bağışladı ve onu ailesinin seviyesine ulaştırdı.”