Ali b. Muhammed, İbn Cumhur’dan, o İbrahim b. Abdullah’tan, o Ahmed b. Abdullah’tan, o Gıfârî’den rivayet etti.
Gıfârî dedi ki: Nebi’nin azatlısı Ebu Rafi ailesinden Tays denilen bir adamın bende alacağı vardı. Benden alacağını istedi, ısrar etti, insanlar da ona yardım etti. Bunu görünce sabah namazını Resul’ün mescidinde kıldım, sonra Rıza’ya doğru yöneldim; o gün o Ureyd’de idi. Kapısına yaklaştığımda baktım ki bir merkep üzerinde çıkmış, üzerinde bir gömlek ve bir rida vardı. Onu görünce ondan utandım. Bana yetişince durdu, bana baktı; ben ona selam verdim. Ramazan ayıydı. “Allah beni sana feda kılsın, senin mevlan Tays’ın benim üzerimde bir hakkı var; vallahi beni herkes içinde rezil etti” dedim. İçimden de onun, adamın benden el çekmesini emredeceğini sanıyordum. Vallahi ona adamın bende ne kadar alacağı olduğunu söylememiştim ve ona hiçbir miktar belirtmemiştim. Bana, dönünceye kadar oturmamı emretti. Ben orada kaldım; akşam namazını kılıncaya kadar bekledim. Oruçluydum, içim daraldı ve ayrılmak istedim. Bir de baktım ki o bana doğru çıkageldi; etrafında insanlar vardı, dilenciler de onun için oturmuştu, o da onlara sadaka veriyordu. Gitti, evine girdi, sonra çıktı ve beni çağırdı. Ben de kalkıp yanına gittim, onunla birlikte içeri girdim. O oturdu, ben de oturdum. Ona İbnü’l-Müseyyeb’den söz etmeye başladım; o Medine emiri idi ve ben ona ondan çokça söz ederdim. Sözümü bitirince, “Sanırım henüz iftar etmedin” dedi. Ben, “Hayır” dedim. Benim için yemek istedi, önümde konuldu; hizmetçiye de benimle birlikte yemesini emretti. Ben ve hizmetçi yemekten yedik. Yemeği bitirince bana, “Yastığı kaldır ve altındakini al” dedi. Onu kaldırdım, bir de baktım dinarlar var. Onları aldım ve yenime koydum. Sonra dört kölesine, beni evime ulaştırıncaya kadar benimle birlikte olmalarını emretti. Ben, “Canım sana feda olsun, İbnü’l-Müseyyeb’in devriyesi dolaşıyor; kölelerin yanımdayken beni görmesini istemem” dedim. Bana, “Doğru söyledin; Allah seni doğruya isabet ettirsin” dedi ve onları geri çevirdiğimde dönmelerini emretti. Evime yaklaşınca ve rahatlayınca onları geri çevirdim. Evime vardım, kandili istedim ve dinarlara baktım. Bir de baktım ki kırk sekiz dinar. Adamın bende olan hakkı yirmi sekiz dinardı. İçlerinde parlayan bir dinar vardı; güzelliği hoşuma gitti. Onu alıp kandile yaklaştırdım; üzerinde açık bir nakış vardı: “Adamın hakkı yirmi sekiz dinardır; geri kalanı senindir.” Vallahi onun bende ne kadar alacağı olduğunu bilmiyordum. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun; velisini izzetli kıldı.