“Yahut altından bir evin olsun ya da göğe çıkasın. Göğe çıkmana da inanmayız, ta ki bize okuyacağımız bir kitap indiresin.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim! Ben, ancak beşer bir peygamberim.”
Diyanet Vakfı
«Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız.» De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben, sadece beşer bir elçiyim.
Kurtubi Tefsiri
“Yahut, altından bir evin olsun veya göğe çıkasın. Buna rağmen üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece de çıktığına asla îman etmeyiz.” De ki: “Fesubhanallah! Ben, peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?”
“Yahut, altından bir evin olsun.” Buradaki zuhruf (mealde; altın) kelimesi, İbn Abbâs ve başkalarından nakledildiğine göre altın diye açıklanmıştır. Asıl anlamı ise zinet demektir. Muzahraf, zinetlenmiş, süslenmiş anlamındadır. “Zehârifü’l-mâ”, sudaki yollar demektir. Mücahid der ki: Ben, “zuhruf”un ne olduğunu bilmiyordum. Nihayet İbn Mes’ûd’un kıraatinde “(……..): Altından bir evin” ifadesini gördüm. Yani bizler, sende gördüğümüz bu fakirlik dururken sana itaat edecek değiliz (demek istemişlerdi).
“Veya göğe çıkasın” yükselesin. “(……..): Merdivende yükseldim, yükselirim, yükselmek” denilir. (……..) de onun gibidir.
“Buna rağmen, üzerimize okuyacağımız bir kitap” yani, Allah’dan her birimize ayrı ayrı gönderilmiş bir kitap
“indirmediğin sürece de çıktığına” yani, senin çıkışma
“asla îman etmeyiz.” Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Hatta onlardan herbiri kendisine açılmış sahifeler verilmesini ister.” (el-Müddesir , 74/52)
“(……..): De ki: Fesubhanallah.” Mekke ve Şam ahalisi bunu:
“(……..): Dedi ki: Fesubhanallah” diye okumuşlardır ki, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kastedilmektedir. Yani, Hazret-i Peygamber, yüce Allah’ı herhangi bir şeyden acze düşmekten, herhangi bir fiilde ona itiraz edilmekten tenzih etmiştir.
Şöyle de denilmiştir: Bütün bunlar, onların aşırı küfürleri ve olmadık tekliflerinin hayret edilecek şaşırtıcı bir şey olduğunu ortaya koymaktadır.
Diğerleri ise, emir olarak “de ki” diye okumuşlardır ki: Ey Muhammed, onlara de ki; demektir. “Ben, peygamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki!” Yani ben, ancak Rabbimden bana vahyolana tabi olurum. Allah ise, insanların kudreti içerisinde olmayan bu şeylerden dilediğini yapar. Siz, insanlardan herhangi bir kimsenin bu gibi mucizeleri getirdiğini hiç işittiniz mi?
Kimi inkarcılar; Bu ikna edici bir cevap değildir, demişlerdir. Ancak, onlar bu sözlerinde yanılmışlardır. Çünkü, onlara cevap vererek şöyle demiştir: Ben, ancak bir beşerim. Benden istediklerinizden hiç bir şeyi yapabilecek kudrete malik değilim. Ve ben, Rabbime bu gibi tekliflerde bulunmak imkânına da sahip değilim. Benden önceki peygamberler de ümmetlerine, isteyip arzuladıkları herşeyi getirmiş değillerdir. Benim yolum da onların yoludur. Onlar, Allah’ın kendilerine vermiş olduğu peygamberliklerinin doğruluğuna delil teşkil eden mucizeler ile yetiniyorlardı. Kavimlerine karşı delillerini ortaya koyduktan sonra artık, kavimlerinin bunlar dışında birtakım mucizeler teklif etmeleri gerekmez. Eğer, Allah’ın onların teklif ettikleri her türlü mucizeyi isteklerine uygun olarak getirmesi gerekli bir şey olsaydı, aynı şekilde onların seçip istedikleri kişileri de peygamber olarak göndermesi gerekirdi. Her bir kimsenin de ben, benden başkasının talep ettiğinden farklı bir başka mucize veya âyet bana da verilmedikçe îman etmem, demesi de gerekirdi. Bu ise, tedbir ve idarenin insanlara havale edilmesi sonucunu verir. Oysa tedbir ve idare ancak yüce Allah’a aittir.