"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İsra 90

Dediler ki: “Bize yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız.”

Diyanet Vakfı
Onlar: «Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.»

Kurtubi Tefsiri
Dediler ki: “Bize, yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız.

“Dediler ki: Bize, yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız” âyeti, Rabia’nın oğulları Utbe ve Şeybe ile Ebû Sübyan, en-Nadr b. el-Haris, Ebû Cehil, Abdullah b. Ebi Ümeyye, Ümeyye b. Halef, Ebû’l-Bahteri, el-Velid b. el-Muğire ve buna benzer Kureyşin ileri gelen kimseleri hakkında inmiştir.

Şöyle ki: Bunlar, Kur’ân-ı Kerîme karşı ona benzer bir örnek getirmekten yana acze düştüklerinde, mucize olarak onu kabul etmeye yanaşmayınca -İbn İshak ve başkalarının naklettiklerine göre- güneşin batışından sonra Kâ’be’nin arka tarafında bir araya geldiler. Sonra biri diğerine: Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’a haber gönderin, onunla konuşun, onunla tartışın ki, bu konuda ona karşı (yapacağınız muamelede) mazur gorillesiniz. Ona, kavminin ileri gelenleri seninle konuşmak üzere bir araya gelip toplandılar. Yanlarına gel, diye haber gönderdiler. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) konuştuğu şeyler hakkında (olumlu) bir kanaate sahip oldular zannı ile yanlarına geldi.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), onların doğruyu bulmalarını çok arzu eder, onların zora ve sıkıntıya düşmeleri ona ağır gelirdi. Nihayet gelip yanlarına oturdu. Ona, ey Muhammed, dediler. Biz. sana seninle konuşalım diye haber gönderdik. Allah’a yemin ederiz ki, senin kavmini karşı karşıya bıraktığın böyle bir durumla Araplar arasından herhangi bir kimsenin kendi kavmini karşı karşıya bıraktığını bilmiyoruz. Sen atalara sövdün, dini ayıpladın, ilahlara dil uzattın, akılları beyinsizlikle suçiadın, topluluğumuzu dağıttın. Ne kadar çirkin bir şey varsa bizimle senin aranda onu ortaya çıkarmaktan geri kalmadın. -Ona, bu ya da buna benzer sözler söylediler- Eğer sen bu sözü bize getirmekle bir mal sahibi olmak peşinde isen, senin için aramızdan mal toplarız, malı en çok olanımız sen olursun. Eğer sen bu yolla aramızda şeref sahibi olmayı arzu ediyorsan, biz seni kendimize baş yaparız. Eğer bu yolla başımıza kral olmak istiyorsan, seni başımıza kıral yaparız. Eğer sana bu gelen, zaman zaman sana görünen bir cin olup seni etkisi altına almış bulunuyor ise, bundan dolayı biz seni tedavi etmek için mallarımızı harcamaya hazırız. Ta ki, sen bu cinin etkisinden kurtulup senin iyileşmeni sağlayalım veya sana karşı yapabileceklerimizi tamamıyla yapmış olarak mazur görülelim.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara şöyle dedi: “Bende, söylediklerinizin hiç birisi yok. Ben, size bu getirdiklerimle ne sizin mallarınıza sahip olmak istiyorum, ne aranızda şeref sahibi olmak, ne size kıral olmak istiyorum. Ancak, Allah beni sizlere bir peygamber olarak göndermiş, üzerime bir Kitap indirmiş, bana size, müjdeleyip, uyarıp korkutan bir kişi olmamı emretmiştir. O bakımdan ben de sizlere Rabbimin asaletlerini tebliğ ettim. Size, samimiyetle öğüt verdim. Eğer benim bu getirdiklerimi kabul ederseniz, işte bu sizin dünya ve âhiretteki büyük bir payınız olur. Eğer onu, bana karşı durarak reddedecek olursanız, Allah benimle sizin aranızda hüküm verinceye kadar Allah’ın emri üzere sabrederim.” Hazret-i Peygamber de onlara bu şekilde veya buna benzer, sözlerle cevap verdi.

Onlar: Ey Muhammed dediler. Eğer bizim sana yaptığımız bu tekliflerden herhangi birisini kabul etmiyor isen, sen de biliyorsun ki, beldesi bizden daha dar, suyu bizden daha az, geçimi bizden daha zor hiç bir kimse yoktur. O halde bizim için, seni bu risalet ile gönderen Rabbinden dilekte bulun. Bu vadiyi bize oldukça daraltan bu dağları bizden yürütüp uzaklaştırsın. Topraklarımızı böylelikle düz ve geniş yapsın, bizlere Şam nehirleri gibi nehirler fışkırtsın. Atalarımızdan geçmiş olanları da diriltsin ve bu dirilteceği kimseler arasında da Kusay b. Kilab da bulunsun. Çünkü o, doğru sözlü, bilge bir insandı. Biz de ona senin söylediğin sözler hakkında sorular sorarız, hak mıdır yoksa batıl mıdır diye. Şayet bunlar, seni tasdik eder ve senden istediklerimizi de yapacak olursan, biz de seni tasdik ederiz. Ve böylelikle de senin Allah nezdindeki mevkiini de bilir, itiraf ederiz, dediğin gibi seni bir Peygamber olarak gönderdiğini kabul ederiz.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara dedi ki: “Ben, size bunlarla gönderilmedim. Ben size, Allah’dan benimle gönderdiği şeyleri getirdim. Benimle size tebliğ edilmek üzere gönderilen şeyleri de tebliğ etmiş bulunuyorum. Eğer onu kabul edecek olursanız, bu sizin dünya ve âhiretteki payınız olur. Eğer bana karşı durup onu reddedecek olursanız, Allah benimle sizin aranızda hüküm verinceye kadar Allah’ın emri üzere sabrederim.”

Bu sefer şöyle dediler: Eğer sen bizim için bunları yapmayacak olursan, o halde kendin için şunları iste: Rabbinden, seninle birlikte senin söylediklerini tasdik edecek ve senin adına bize karşı cevap verip sözlerimizi reddedecek bir melek göndermesini iste. Yine Rabbinden, sana bağlar bahçeler, köşkler, altın ve gümüşten hazineler vermesini iste. Böylelikle bizim seni gördüğümüz şekilde, rızık peşinde koşmak ihtiyacın olmasın. Çünkü sen, bizim yaptığımız gibi çarşı pazarlarda duruyor ve geçimini aramaya çalışıyorsun. (Bunlar olsun) ki, biz de eğer senin iddia ettiğin gibi bir Rasûl isen, Rabbinin nezdindeki fazilet ve yüksek mevkiini bilir ve itiraf ederiz.

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara şöyle cevap verdi: “Ben, böyle bir şey yapmam. Ben, bu şekilde Rabbimden isteklerde bulunacak bir kimse değilim. Ve ben size bunlar için gönderilmiş de değilim. Allah, beni müjdeleyici ve korkutucu olmak üzere göndermiştir. -Veya buna benzer sözler söyledi- Eğer benim size bu getirdiklerimi kabul edecek olursanız, bu sizin dünya ve âhiretteki payınız olur. Eğer onu reddedip kabul etmeyecek olursanız, ben de Allah benimle sizin aranızda hükmünü verinceye kaçlar Allah’ın emri üzere sabrederim.”

Bu sefer şöyle dediler: O halde iddia ettiğin üzere, dilediği takdirde Rabbinin yapacağı şey olan göğü üzerimize parça parça düşür. Sen bunu yapmadıkça biz de sana asla îman etmeyeceğiz. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Aziz ve celil olan Allah, eğer bunu size yapmayı dileyecek olursa elbetteki yapar.”

Şöyle dediler: Ey Muhammed! Senin Rabbin, bizimi seninle birlikte oturacağımızı, sana neler soracağımızı ve senden isteyeceğimiz şeyleri bilmedi mi ki, senin bize ne şekilde karşılık vereceğini bundan önce niye öğretmedi ve eğer biz, senin bize bu getirdiklerini senden kabul etmeyecek olursak, bize ne yapacağım haber vermedi? Çünkü bize ulaştığına göre, sana bunları öğreten, kendisine “er-Rahmân” denilen Yemâmeli bir adamdır. Yemin olsun ki Allah’a, biz de ebediyen er-Rahmân’a. îman etmeyeceğiz. Artık ey Muhammed, bu söylediklerimiz bizim mazeretimizdir. Allah’a yemin olsun ki, biz seni bize bu yaptıklarınla başbaşa bırakmayacağız. Ya biz seni helâk ederiz, yahut sen bizi helâk edersin.

Onlardan birisi kalkıp: Biz, Allah’ın kızları olan meleklere ibadet ediyoruz, dedi.

Bir diğeri kalkıp: Sen, Allah’ı ve melekleri topluca karşımıza getirmedikçe asla sana îman etmiyeceğiz, dedi.

Onlar, bu sözleri Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a söyledikten sonra o da yanlarından kalkıp gitti. Onunla birlikte Abdullah b. Ebi Ümeyye b. el-Muğire b. Abdullah b. Ömer b. Mahzûm -ki, Hazret-i Peygamber’in halası olan Abdulmuttalib kızı Atike’nin oğludur- ona: Ey Muhammed dedi. Kavmin sana bunları arz etti, sen de onların tekliflerini kabul etmedin. Daha sonra onlar, kendileri için birtakım isteklerde bulunarak, senin söylediğin şekilde Allah nezdindeki mevkiini bilmek istediler, böylelikle seni tasdik edecek ve sana uyacaklardı. Ama sen yine onların isteklerini yerine getirmedin. Arkasından senden, kendin için kendileri vasıtasıyla senin onlara üstün olduğunu, Allah nezdindeki mevkiini bilebilecekleri bir takım şeyleri istemeni istediler, yine sen bunu yapmadın. Daha sonra, onları korkutageldiğin azâbın bir bölümünü olsun acilen başlarına getirmeni senden istediler, yine yapmadın -veya buna benzer sözler söyledi-. Allah’a yemin olsun ki sen, semaya doğru yükselen bir merdiven edinip de sonra benim gözümün önünde o merdivene tırmanıp semaya gitmedikçe, sonra da beraberinde senin dediğin gibi olduğuna tanıklık edecek dört meleğin geldiği bir belge de getirmedikçe sana îman etmeyeceğim. Allah’a yemin ederim, faraza bunu yapacak olsan dahi, yine de seni tasdik edeceğimi zannetmiyorum.. Bu sözleri söyleyip Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)in yanından gitti. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem.) da kavminin haber gönderip çağırdıklarında umutlandığı şekilde îman etmediklerini ve onların kendisinden alabildiğine uzaklaştıklarını görmesi dolayısıyla üzüntülü ve kederli bir şekilde ailesinin yanına döndü. İbn Hişâm, es-Siretu’n-Nebeviyye, I, 236-238. -Bütün bunlar İbn İshak’ın lâfızlarıdır-.

el-Vâhidî de İkrime’elen, o da İbn Abbâs’dan şöyle dediğini nakletmektedir: Bunun üzerine yüce Allah:

“Dediler ki: Bize, yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız” âyetini indirdi. el-Vâhidî, Esbâbu Nüzûli’l-Kur’ân. s. 300-302’de aynı olayı naklettikten sonra bunları söylemektedir.

“(……..): Bir pınar” âyeti, Mücahid’den nakledildiğine göre su fışkırtan, suyun kaynadığı gözler demektir. Kelime, “yef’ûl” vezninde olup, “(……..): Kaynadı, fışkırdı, kaynar, fışkırır”dan gelmektedir. Âsım, Hamza ve el-Kisâî, (……..): …Bize fışkırtmadıkça” şeklinde şeddesiz olarak okumuşlardır. Ebû Hatim de bunu tercih etmiştir. Çünkü “pınar” anlamındaki kelime tekildir. Ancak, -bir sonraki âyet-i kerimede- “ırmaklar akıtasın” anlamındaki; (……..) ın, şeddeli olduğunda ihtilâf etmemişlerdir. Ebû Ubeyd ise, bir önceki âyet-i kerimedeki kelime de böyle (şeddeli) dir demiştir. Ebû Hatim ise, hayır, onun gibi değildir. Çünkü birinci âyette geçen bu kelimeden sonra gelen “pınar” anlamındaki kelimedir ve bu da tekildir. İkincisinde geçen kelime ise “ırmaklar” anlamındaki kelime olup bu da çoğuldur. Şeddeli okuyuş ise teksire (çokluğa) delildir, demektedir. Ona da şöyle cevap verilmiştir: “Pınar” anlamındaki kelime tekil ise de maksat, -Mücahidin de dediği gibi- çoğuldur. “(……..): Pınar” demektir, çoğulu da; (……..) şeklinde gelir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/isra-89/,https://kutsalayet.de/isra-91/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız