"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

İhya edilmesi caiz olmayan araziler

Mamur yerlere yakın bölgelerin ve bu mamur yerlerin menfaati için kullanılan yollar, su kaynakları, çöplük yeri, toprak ve araçların bırakıldığı yerlerin ihyası (işletilmesi), ihtilafsız olarak mezhebimize göre caiz değildir. Aynı şekilde kasabanın menfaatlerinin taalluk ettiği bahçeler, meydanlar, hayvanlarının meraları, odun kesim yeri, yolları, su kanalları gibi yerlerin ihya edilmesiyle de bunlara malik olunamaz. el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Bunun hakkında da ihtilaf edenin olduğunu bilmiyoruz.

Mamur yerlere yakın bölgede olup da bu mamur yerin menfaatine taalluk etmeyen araziye gelince, bunun hakkında iki görüş yer almaktadır:

Bu arazinin ihyası (işletilmesi) caizdir. Bu görüş, Şafii mezhebine aittir. Çünkü konu hakkında gelen hadislerin genel manası bunu gösterir. Bir de bu araziler, ölü araziler sayıldığından, mamur yerin menfaatine de taalluk etmemektedir. Bu sebeple -uzak araziler gibi- bunun ihyası da caiz olur.
İhyası caiz değildir. Bunu ise Ebu Hanife ve Leys söylemiştir. Çünkü bu, mamur yerin menfaatine taalluk etmesi muhtemel bir konumda sayılmaktadır.
Zahir madenler, çıkartılması veya ulaşılması için herhangi bir meşakkati gerektirmeyen ve insanların istifade edip kullandıkları tuz, su, kibrit (kükürt), zift, petrol, sürme, yakut, çamur ve buna benzer maddeleri kişi ihya etmesiyle, bunlara malik olamaz. İnsanlardan birisine bunların ikta şeklinde verilmesi caiz değildir, Müslümanlardan başkasına haczedilip verilmesi de caiz değildir. Çünkü bunlarla Müslümanlara karşı bir zarar ve zafiyet verilebilir. Zira bu, Müslümanların genel olarak maslahatına taalluk eden bir durumdur, bu nedenle bu tür arazilerin ihyası ve ikta olarak verilmesi caiz değildir. Tıpkı Müslümanlara ait su kanalları ve yollarda olduğu gibi… el-Muvaffak der ki: Bu, Şafii mezhebinin görüşüdür, bu noktada ihtilaf edeni ise bilmiyorum.

Batın madenler ise ortaya çıkartmak için bir gayret ve çabayı gerektirmeyen türden olanlardır. Altın, demir, gümüş, bakır ve kurşun madenleri gibi… Madenler batini olurlarsa, bunların da aynı şekilde -öncesinde zikredilen madenler gibi- ihya edilmesiyle kendilerine malik olunamaz. Şayet bu madenler zahiri olmaz, bir kimse de onları kazarak ortaya çıkartmış olursa, yine mezhebimizin ve Şafii mezhebinin kuwetli görüşüne göre buna malik olamaz. Bu madenlere malik olabileceği de ihtimal dairesindedir. Bu ise İmam Şafii’nin kavlini oluşturmaktadır. Çünkü bunların ortaya çıkartılması için bir gayret ve çabaya ihtiyaç duyulmaz; dolayısıyla -arazide olduğu gibi- bunları ihya etmesi neticesinde bunlara malik de olur.

İlk görüşün deliline gelirsek; İhyası (işletilmesi) sebebiyle kendisine malik olunan husus, ihya sahibinin iş tekrarı olmaksızın menfaat elde etmek amacıyla hazırlamış olduğu imardır. Bu ise kazımak ve tahrip etmektir ve her faydanın elde edilmesinin tekrar edilmesine ihtiyaç duymaktadır. Ölü arazilerde (kazı yaparken), zahir yahut batın madenleri bulan bir kimse, bunları almaya en çok o hak sahibi olur. Kendi ihtiyacına göre onlardan alacak olur ve oraya başkasının gelmesini engelleyerek o arazi üzerinde ikamet etmeyi arzularsa, kendisi bundan engellenir. Çünkü faydalanmadığı bir konuda insanları zora sokmuş sayılır. Bu yönüyle sanki ihtiyacı olmadığı halde su kuyruğunda durmaya (ve böylece insanlara zorluk vermesine) benzer.

Adacıklarda bulunan suyun (gelgit vb. sebebiyle) kurutmuş olduğu arazinin ihya edilmesiyle de bunlara malik olunamaz. Çünkü bunda bir tür zarar vardır; zira su, tekrar söz konusu olan o yere ulaşıp geri döner. Dolayısıyla o arazi üzerinde inşa edilmiş bir yapıyı işlenmiş olarak bulması halinde su, diğer yere sirayet edip akacak ve orada bulunan insanlara zarar vermiş olacaktır. Şüphesiz adacık arazilerinde ot ve odun türünde bitkiler nebat bulmaktadır; dolayısıyla zahir madenler konumunda ele alınmaktadırlar.

Caddelerin, yolların ve binalar arasındaki sokakların ihyası ise kimseye ait değildir, ister buralar geniş olsun yahut dar olsunlar, fark etmez. Aynı şekilde bu yerler insanları -darlık sebebiyle- sıkıştırmış olsalar dahi durum aynıdır. Çünkü bu gibi yerlerde tüm Müslümanlar ortak konumda yer alırlar ve buralar onların menfaatine taalluk etmektedir, bu yönüyle Müslümanların mescitlerine benzemektedirler. Alışveriş gerçekleştirmek amacıyla bu yerlerin geniş olan sahalarında oturmak bir irtifak hakkı olması yönüyle caizdir, yeter ki kimsenin yolunu darlaştırmış olmasın ve gelip geçenlere de zarar vermiş olmasın. Nitekim bu, tüm belde alimlerine göre de tartışmasız olarak, insanların ikrar etmeleri halinde ittifak edilmiş bir konu sayılmaktadır. Çünkü bu, zarar vermeksizin mübah bir irtifak (yararlanma) hakkıdır; dolayısıyla -bir yerin aşılmasında olduğu gibi- buna bir mani yoktur. Söz konusu olan o mekan üzerinde oturan şahıs, gelip geçenlerin yolunu darlaştırıyorsa, bu durumda onun o alanda oturması helal olmaz. Devlet başkanının da bir bedel vb. karşılığında onun orada oturmasına imkan vermesi de helal olmaz.

İmam Ahmed şöyle demiştir: Bu tür yollar üzerinde (yolu engelleyip) alışveriş yapan kimselerden bir şeyler satın almamız zorunlu değildir. el-Kadı (İyaz) ise bu bağlamda; Muhtemeldir ki onun bu sözünden kasıt, söz konusu yolun dar olması yahut gelip geçenlere eziyet vermiş olabileceğidir, demiştir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/mevat-nedir/,https://kutsalayet.de/ikta-parsellenmis-araziler/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız