Sizden önceki kuşaklardan, yeryüzünde bozgunculuğu engelleyen, kalıcı bir iyilik sahibi kişiler olsaydı ya! Onlardan ancak kurtardığımız az bir kısmı böyle yaptı. Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Ve onlar suç işleyenlerdi.
Diyanet Vakfı
Sizden önceki asırlarda yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak faziletli kimseler bulunsaydı ya! Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır (bunlar görevlerini yaptılar). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkar idiler.
Kurtubi Tefsiri
Sizden önceki nesiller arasında yeryüzünde fesadı engelleyecek, fazilet sahibleri olmalı değil miydi? Ancak İçlerinden kurtardıklarımızdan pek azı müstesna idi. Zâlimler ise yalnız kendilerine verilen refahın ardına düştüler. Onlar zaten günahkârlar idiler.
“Sizden önceki nesiller” sizden önce gelen ümmetler
“arasında” yüce Allah kendilerine vermiş olduğu akıllar ve onlara göstermiş olduğu mucizeler dolayısı ile
“yeryüzünde” kavimlerinin
“fesadı” nı
“engelleyecek fazilet sahibleri” yani itaat eden, dinine bağlı, akıl ve basiret sahibi
“olmalı değil miydi?”
Bu kâfirlere bir azardır.
“Olmalı değil miydi?” anlamındaki ;ın nefy anlamına olduğu da söylenmiştir. Yani sizden öncekiler arasında böyle kimseler olmadı.
Yüce Allah’ın:
“Îman edip de… bir ülke olsaydı ya.” (Yûnus, 10/98) âyetine benzemektedir ki böyle bir ülke halkı olmadı, bulunmadı, demektir.
“Ancak içlerinden kurtardıklarımızdan pek azı müstesna idi.” Yani aralarından pek az kimseler, yeryüzünde fesad ve bozgunculuk çıkartılmasından alıkoymaya çalıştılar. Buradaki; “Pek azı müstesna” âyeti, munkatı’ bir istisna olup az kimselerin bu işi yaptıkları anlatılmaktadır.
Denildiğine göre burdaki “pek az kimseler”den kasıt Hazret-i Yûnus kavmidir. Çünkü yüce Allah:
“Yûnus’un kavmi bundan müstesnadır” (Yûnus, 10/98) diye buyurmaktadır. Bunların peygamberlere uyan ve hak ehli kimseler oldukları da söylenmiştir.
“Zâlimler” şirk koşanlar ve isyan edenler
“ise yalnız kendilerine verilen refahın ardına düştüler.” Yani mallarıyla, zevk ve lezzetleriyle uğraştılar ve bunları âhirete tercih ettiler.
“Onlar zaten günahkârlar idiler.”