O, Allah’tır. Yaratandır, yoktan var edendir, şekil verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tesbih eder. O, azîzdir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diyanet Vakfı
O, yaratan, var eden, şekil veren Allahtır. En güzel isimler Onundur. Göklerde ve yerde olanlar Onun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.
Kurtubi Tefsiri
O Allah’tır ki Haliktır, Bâri’dir, Mûsavvir’dir. En güzel isimler yalnız Onundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu teşbih eder, O Azîz’dir, Hakîm’dir.
“O Allah’tır ki Hâlik’tir, Bâri’dir, Mûsavvir’dir.” Burada
“el-Hâlik” takdir eden,
“el-Bâri’” yoktan var edip ortaya çıkartan,
“el-musavvir” suretleri şekillendirip onları değişik şekillerde terkib eden demektir. Buna göre suret vermek, yaratmaya ve yoktan meydana getirmeye terettüb eder ve bunlara tabidir.
“Suret vermek: Tasvir” de şekillendirmek ve çizgilerini belirlemek demektir. Allah insanları annelerinin karnında üç ayrı yaratılışta var eder. Onu önce bir alaka (sülük gibi), sonra bir çiğnemlik et haline getirir, sonra da onu bir suret sahibi kılar. Bu da suret sahibi olduğu kendisiyle tanınacak şeklî ve özellikleriyle başkasından ayrılmasını sağlayacak şekilde şekillendirilmesi demektir. Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı ne yücedir! Şair en-Nâbiğa şöyle demektedir:
“O Hâlik’tir, Bâri’dir, rahimlerde suret verendir,
Kan haline gelinceye kadar suya.”
Bazıları yaratmayı suret vermek anlamında kabul etmişlerse de durum böyle değildir. Çünkü suret vermek sonradan olur, takdir ilkin olur, var edip yoktan ortaya elkarmak (Bari’lik) ikisi arasında olur. Yüce Allah’ın:
“Hani Benim iznimle çamurdan bir kuş suretine benzer bir şeyi yapıyordun (halkediyordun,).” (el-Mâide, 5/110) âyetinde de bu anlamda kullanılmıştır. Şair Züheyr de şöyle demiştir:
“Ve Sen yarattığını kemaliyle var edensin; fakat bazıları
Yaratır, sonra gereği gibi var edemez.”
Şair burada şunu anlatmak istemektedir: Sen önce dilediğini takdir eder, sonra onu takdirine uygun olarak gerçekleştirir, yerine getirirsin. Senden başkası ise tamamlaya ma yatağı ve maksadını gerçekleştiremeyeceği şeyleri takdir eder. Bu ise ya onun takdir ederken tasavvurundaki eksikliği yahutta maksadını tamamlamaktan yana âciz olmasından ötürüdür. Biz bütün bunlara dair yeterli açıklamaları “el-Kitabu’l-Esnâ fi Şerhi Esmaillahi’l-Hüsnâ” adlı eserimizde kaydetmiş bulunuyoruz. Allah’a hamdolsun.
Hâtıb b. Ebi Beltea’dan rivâyete göre o: diye ikinci kelimenin “vav” ve “ra’: harfini üstün okumuştur, Kendisine suret verileni yoktan var eden, demektir. Bu da suret verdiği varlığı değişik şekilleriyle birini diğerinden ayırdeden demektir. Bunu ez-Zemahşerî zikretmiştir.
“En güzel isimler yalnız O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu teşbih eder. O Azîz’dir, Hakîm’dir.” Bunu dair açıklamalar da daha önceden (mesela el-Bakara, 2/32 ve 129. âyetler ile el-İsra, 17/44. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
Ebû Hüreyre’den şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Ben can dostum Ebû’l-Kasım Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a Allah’ın en büyük ismi (İsm-i A’zam’ı)na dair soru sordum da şöyle buyurdu: “Ey Ebû Hüreyre, sen el-Haşr Sûresi’nin sonlarını çokça okumaya bak!” Aynı soruyu ona bir daha sordum, o da bana aynı cevabı tekrarladı. Bir daha ona sordum, yine bana aynı cevabı verdi. Elimizin altındaki kaynaklarda tesbit edemedik
Câbir b. Zeyd dedi ki: Şüphesiz ki Allah’ın İsm-i Azamı bu âyetin konumu dolayısıyla “Allah”dır. Enes b. Malikten rivâyete göre Rasülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim el-Haşr Sûresi’nİ okursa, Allah ona geçmiş ve gelecek (küçük) günahlarını bağışlar. ” Bu rivâyetin kaynağını teshil edemedik
Ebû Umâme’den de şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Her kim gece ya da gündüzün el-Haşr Sûresi’nin son âyetlerini okuyacak olur da Allah o gece yalım o gün onun canını alırsa, Allah’ın onu cennete koyması vacib olur.” Benzer anlamdaki Ma’kil b. Yesâr’dan gelen rivâyet sûrenin girişinde kaydedilmişti. Oradaki ilgili nota bakınız.