Ezcümle; kurbanını kesecek olursa, bu durumda başını traş eder yahut da kısaltır. Saçı traş etmek ya da kısaltmak noktasında muhayyerdir, hangisini yaparsa ilim adamlarının çoğunluğuna göre bu yeterli olur. el-Hasen’den rivayet edildiğine göre; şayet yapmış olduğu haccı o kimsenin ilk haccı ise bu takdirde saçlarını kazıtmasını (traş edilmesini) vacip saymıştır. Ama bu doğru değildir. Çünkü Yüce Allah: “Başlarınızı kazımış ve kısaltmış bir şekilde…” buyurmuştur. Bunun yanında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (hac yaparken) yanında saçlarını kısaltanlar da vardı ve onları bundan dolayı ayıplamamıştır. Zira bu yeterli olmasaydı, mutlaka buna karşı çıkardı.
Traş etmek daha faziletlidir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ey Allahım! Başlarını tıraş edenlere rahmet et!” diye dua etti. Sahabeler: “Ey Allah’ın Resulü! Saçlarını kısaltanlara da.” dediler. Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) yine: “Ey Allahım! Başlarını tıraş edenlere rahmet et!” diye dua etti. Sahabeler tekrar: “Ey Allah’ın Resulü! Saçlarını kısaltanlara da.” dediler. Allah’ın Resulü en sonunda: “Saçlarını kısaltanlara da rahmet et!” buyurdu. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
İmam Ahmed’in zahir görüşüne göre halk (traş etmek) ve kasr (kısaltmak), hac ve umre ibadetlerine bağlı amellerden sayılmaktadır. Bu, İmam Malik, Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin de görüşünü oluşturmaktadır.
İmam Ahmed’den nakledilen (başka) bir görüşe göre bunlar hac ve umre ibadetlerine bağlı amellerden değildir; sadece ihramlı olması sebebiyle kendisi mahzurlu şeylerden uzak durması anlamında ıtlak olunmuş amellerdir. Traş olması bu anlamda tıpkı elbise giyinmek, koku sürünmek ve diğer ihram yasakları hükmünde olduğu gibi ıtlak olunmuştur. Bu görüşe göre traşı terk etmesi durumunda ona bir şey lazım gelmez, traş olmadan da ihramdan çıkabilmektedir. Buna dair delil ise umreden çıkacak kimsenin, traştan önce ihramdan çıkmasını Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emretmiş olmasıdır.
Birinci görüş ise daha doğrudur. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu emir buyurmuştur. İbn Ömer hadisinde geldiğine göre, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “İçinizden kurban getirenler için ihramlıya haram olan her şey, haclarını eda edinceye kadar haramdır. Kurban getirmeyenler ise Beytullah’ı tavaf ve Safa ile Merve arasında say etsin, saçını kısaltarak ihramdan çıksın…” buyurdu. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Cabir hadisinde ise şöyle gelmiştir: “Kabe’yi tavaf ederek, Safa ile Merve arasında say yaparak ve sonra traş olarak ihramdan çıkınız…”
Onun emri ise vacip olduğunu gösterir. Bir de Yüce Allah: “Başlarınızı kazımış ve kısaltmış bir şekilde…” ayetinde onları bu şekilde tavsif etmiştir. Şayet halk (traş) ve kasr (kısaltmak), hac ve umre ibadetlerine bağlı amellerden olmasaydı, bununla onları tavsif etmezdi, mesela elbiseyi de mevzu bahis ederdi. Bunun yanında Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), başlarını tıraş edenlere üç kez, saçlarını kısaltanlara da bir kez rahmet okumuştur. Şayet halk ve kasr, hac ve umre ibadetlerinden olmasaydı, normal mübahlar gibi addedilirdi ve fazilet kapsamına da dahil olmazdı. Şüphesiz Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ve O’nun ashabı, tüm hac ve umrelerinde bunu bizzat icra etmişler ve bunlardan geri durmamışlardır. Hatta bunlar (halk ve kasr), hac ve umreye bağlı bir amel olmasaydı, bunu devamlı olarak da işlemezlerdi ve icra da etmezlerdi. Çünkü halk ve kasrı ifa etmeleri, onların normal adetlerinden olmadığı gibi, faziletini elde etmek amacıyla da bunları faziletli işlerden görmüş değillerdi.
(Hadiste geçen ve) Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ihramdan çıkmasına dair emir buyurmasının manası ise -Allah en iyisini bilir-; Onun ameli üzere ihramdan çıkmasıdır. Çünkü bunu yapmak onlarca meşhur idi; dolayısıyla da bunu zikretmeye ihtiyaç hissetmemiştir. Zira ihramlı olduğu halde, ibadeti yarıda keserek ihramdan çıkması -namazda selam vermek gibi- imkânsız değildir.
Kurban bayramının son gününe kadar halk ve kasrı ertelemek caizdir. Çünkü -geçtiği üzere- kurbanı dahi ertelemek caiz olduğuna göre, bunları ertelemek daha önceliklidir.
Ertelenmesi halinde ise iki görüş gelmiştir:
Dem cezası gerekmez. Bunu, Ata, Ebu Yusuf ve Ebu Sevr söylemiştir. Şafii mezhebi de bu görüşe yakındır. Çünkü Yüce Allah, bunun başlangıç vaktini açıklamış ve şöyle buyurmuştur: “Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin.” Son vaktini ise beyan etmemiştir; buna göre ne zaman (saçını) traş ya da kasr edecek olursa, bu yeterli gelmiş olacaktır. Tıpkı ziyaret tavafı ve say yapmada olduğu gibi.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, bunu ertelemesi durumunda dem/kan cezası gerekir. Çünkü bu, bir ibadettir ve ifasını ertelemiştir. Zira bir hac/umre ibadetini terk etmek, dem gerektirmektedir.
İmam Malik, Sevri, İshak, Ebu Hanife ve Muhammed b. el-Hasen ise şöyle demişlerdir: Kim (saçını) traş etmeyi ya da kısaltmayı terk edecek olur da bu hal üzere ihramdan çıkacak olursa, ona dem gerekir. Çünkü bu bir ibadettir ve diğer ibadetlerde olduğu gibi haccındaki ihramında bunu terk etmiştir. Buna ise geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.
Saçı olmayan bir kelin ise usturayı başında gezdirmesi müstehaptır. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii, Ebu Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. Ama bu vacip değildir; çünkü traş olmanın yeri, saçın bulunmasıdır ve saçın olmaması sebebiyle de traş, sakıt olmuş sayılır. Bu, tıpkı abdest alınan uzvun bulunmaması durumunda, o azayı yıkamanın vücubiyetinin sakıt olmasına benzer.
Ebu Hanife ise; bunun vacip olacağını söyler. Çünkü saçı olmuş olsaydı, onları izale etmesi ve usturayı başının üzerinde gezdirmesi vacip olacaktı. Öyleyse, özür sebebiyle birisi sakıt olacak olursa, diğerini yerine getirmek vacip olur.
Buna geçen açıklamalarla cevap verilmiştir. Bunun yanında, ihramlı olduğu halde (kel olan başına usturayı) gezdirmekle ona dem cezası vacip olmadığı gibi, tehallül (yani ihramdan çıkış) zamanında da aynı şekilde traş etmeksizin saçının üzerinde usturayı gezdirmesinden dolayı yine dem vacip olmaz.